Tatlı Bir Gün
Okulun bahçesinde ellerim cebimde düşünceli düşünceli yürürken, elma ağacının altına düşen elmalardan birini aldım. Azıcık tozluydu. Üfledim, sildim, parlattım. Birden, camdan bana gülümseyen öğretmenimi gördüm. El salladı. Hadi ısır artık şunu, der gibi işaret parmağını ağzına götürdü.
Kocaman bir ısırık aldığım elmanın suyu ağzımın kenarından akarken öğretmenim içeri girdi. Ağacın gölgesine oturdum. Tatlı bir rüzgâr gözlerimi okşuyordu. Yanıma gelen minik güvercini izlemeye başladım. Ağzımın kenarından akan elmanın suyunu sildim. Bir ısırık daha aldım.
“Tadı çok güzel değil mi?”
Kafamı istemsizce yukarı kaldırdım. Elbette konuşan ağaç değildi.
“Şşşt, buradayım!” dedi güvercin. Ağzım yutamadığım lokmamla birlikte açık kaldı. “Çok güzel değil mi? Az önce gördüm Elif Hanım’ı, elma rendeliyordu. Sence kek mi yapacak yoksa kurabiye mi?”
“Kek mi, Elif Öğretmen’im mi? Sen gerçekten benimle mi konuşuyorsun, yoksa ben rüyada mıyım?”
“Konuşuyorum, konuşmayan şey mi var şu âlemde? Elbette duyabilene!”
“Ne güzel dedin, peki Elif Öğretmen’im kurabiye mi yapıyor? Bayılırım elmalı kurabiyeye, lokum gibi ağzımızda dağılır, misler gibi kokar. Ben de bir şeyler yapsam, benim için uğraşan didinen öğretmenime bir hediye bulsam, saatlerdir düşünüyorum hiçbir şey gelmedi aklıma?”
“Getir bana birkaç tane elma, bak ne yapacağız şimdi birlikte...” dedi tatlı güvercin.
Yerdeki elmaları kucakladım, önüne koydum nazikçe.
“Tamam, başlıyoruz. Senin yapman gereken elmaların ortalarından bir ısırık alıp bana vermek.”
Üç elma getirmiştim. Üçünün de ortasından bir ısırık alıp güvercine uzattım. Birinciyi ayağıyla çekti ve gagasıyla kabuğunun üzerinde şekiller çıkarmaya başladı. Yaklaşık beş dakika sonra elmayı önüme doğru ittirdi. Harika görünüyordu.
İkinci ve üçüncü elmaları da tam tahmin ettiğim gibi çizdikten ve gagaladıktan sonra, üçünü yan yana koyup resmini bitiren bir ressam edasıyla konuşmaya başladı.
“İşte hazırlar! Harika değiller mi sence de?”
“Harikasın tatlı güvercin!” dedim. Başını okşadım. Elmalardan birinde kocaman bir kalp vardı. Diğerinde “Canım”, üçüncüsünde “Öğretmenim” yazıyordu.
Hadi gel bunları birlikte verelim, diyerek kalktım, arkamı döndüğümde tatlı güvercin yok olmuştu.
Elmaları alıp okula doğru yürümeye başladım. Tam o sırada elinde kocaman bir elmalı kurabiye tabağıyla bana doğru gelen öğretmenimi gördüm.
Gülümsedik birbirimize. Tatlı bir günde, en az kurabiyeler kadar tatlı öğretmenimle yedik hediyelerimizi güzelce. Bir de baktım gökyüzünde tatlı güvercinim uçuyor özgürce...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Şu ağacın tepesinde ne zamandır dünyayı izlerim bilmem. Gündüzleri, geceleri, kedileri, köpekleri, hüzünleri, sevinçleri, uçan balonları, uçamayan arabaları, işe giden insanları, okula giden çocukları...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Küçük baykuş, büyük adımlarla, üzgün bir şekilde, yürüyordu. Güneş tepede gülümsüyor, baykuşun üzüntüsünü azaltmaya çalışıyordu. Ama nafile!Dolaştı minik baykuş tüm gün. Aslında ne ayakları yürümek, n...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Resim defterini açtı çocuk. Sarı saçlarını mavi tokasıyla topladı. Muzlu sütünden bir yudum içti. Kurşun kalemini eline aldı. Sayfanın ortasına kocaman bir kalp çizdi. Beğenmedi, suratını astı. Kalbi ...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Sevgili arkadaşlar, insan öğrenme kabiliyeti olan bir varlıktır. Doğumundan itibaren her dönemde yeni bilgiler öğrenir. Öğrendikleri ile de hayatına yön verir. Bu hayat yolculuğunda kendisine ışık tut...
Yazar: Yusuf ŞAFAK