Peygamber Efendimiz’in Şefkati
Hz. Ebu Bekir (r.a.) şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü, ihtiyarladın!” Peygamberimiz (s.a.v.) cevap verdi; “Hud, Vakıa, Mürselât, Amme Yetesâelun, İzeşşemsü Küvvirat (sureleri) beni ihtiyarlattı.” Şârih şöyle açıklıyor: “Bu surelerde âhiret ahvaline dair bilgiler yer alıyordu. Peygamber (s.a.v.)’in canına bir şey olmasından dolayı değil, fakat o, bize çok daha şefkatli olduğundan bizim başımıza gelecekleri ve ümmetinin o surelerde tasvir olunan ahval içindeki yerini düşünüyordu, ihtiyarlaması bundandır.”
Hak Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir, size çok düşkündür. Mü'minlere karşı cidden esirgeyici, bağışlayıcıdır O.” Bu âyetten açıkça anlaşıldığına göre, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ümmetinin azap görmesi şöyle dursun, zahmet çekmesinden dahi üzüntü duyar. Ümmetinin sıkıntısı O’nun da sıkıntısı, sevinci O’nun da sevincidir.
Yukarıda mealini yazdığımız âyette Cenâb-ı Allah, Esmâü’l-Hüsnâ’sından olan “Rauf-Rahim (çok şefkatli-çok merhametli)” ifadelerini sadece bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında lütfen ve keremen bir araya getirmiştir. Bununla da Cenâb-ı Allah’ın kullarına merhametli olduğu gibi, Peygamber (s.a.v.)’in de ümmetine şefkatli, merhametli olduğu anlatılmak istenmektedir.
Adamın biri bir kez Peygamberimiz’den düşmanları tel’in etmesini istemişti. Peygamberimiz (s.a.v.) o kişiye; “Ben lânet okumak için değil, âlemlere rahmet olmak için gönderildim.” cevabını vermiştir. Gerçekten de Mekke döneminin çok sıkıntılı günlerinde bile düşmanlarına beddua etmemiştir. Taifliler kendisini taşlamışlar, bütün bedeni bilhassa ayakları ve bacakları kan içinde kalmıştı. Şayet isteseydi Cenâb-ı Allah, Tâif ve Mekke şehirlerini yerle bir ederdi. Fakat Peygamber (s.a.v.), Cenâb-ı Hak’tan böyle bir istekte bulunmadı. Aksine; “Allah’ım! Bunlar hakikati göremiyorlar ama ümit ediyorum ki bunların çocukları bir gün gerçeği göreceklerdir.” diyordu.
Mekke’nin fethinden sonra Tâif kuşatması uzayınca Peygamberimiz (s.a.v.), orayı terk ederken de lânet okumamış, rahmet dilemiş ve “Allah’ım! Tâiflilerin ıslahını ve hidayete erişmiş olarak huzuruma gelmelerini diliyorum.” demişti. Mekke fethini müteakip, Kâbe avlusunda, karşısında esir olarak duran ve yirmi iki yıldan beri ellerinden gelen bütün kötülüğü yapan Mekkelileri bağışlaması onun merhamet ve bağışlama duygusunun nerelere ulaştığını göstermektedir.
Allah’ın rahmet ve mağfiretini yalnız kendisine ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait kılmak üzere dua eden bir cahil bedevîye Allah’ın Rasûlü (s.a.v.); “Allah’ın lütuf ve rahmet dairesini çok darlaştırdın.” buyurmuştur.
O’nun şefkati aynı zamanda hayvanlara idi, tabiata idi. Hayvanlara fazla yük yüklenmemesini, iyi bakılmasını, eziyet edilmemesini ısrarla belirtiyor; kıyamet kopacak olsa, elinde de bir fidan olsa onu dikmeye vakti varsa dikip öyle öleceğini söylüyordu. Vücuda zarar verdiği için sarhoşluk veren içkileri yasaklıyor, aileleri yıkılmaktan kurtarmak için kumarı, nesli korumak için zinayı yasaklıyordu. Müslümanları bir ateş çukuruna düşmekten ısrarla koruyordu. O, rahmet ve şefkat peygamberi idi.
Sema KORKMAZ
Yazar
Ev içindeki davranışları da onun ne kadar mütevazı olduğunu gösteriyor. Hz. Aişe’ye ev içinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in davranışları sorulduğunda şu bilgiyi verdi:“Peygamberimiz (s.a.v.) evine geldiği...
Yazar: Sema KORKMAZ
Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın torunu Hülagu, 1258 tarihinde Bağdat’a girerek Abbasi Halifesi Mutasım’ı keçeye sarıp Moğol atlarının ayakları altında ezdirerek öldürtür. Şehirde katlia...
Yazar: Sema KORKMAZ
Ashâb-ı kiram, Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında: “Hoşlanmadığı bir şey, yüzünden anlaşılırdı.” diyor.Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisinin de çok derin anlamları vardır: “Hiç kimse diğer biri hakkında...
Yazar: Sema KORKMAZ
Sahabe-i kirâmın mümtaz şahsiyetlerinden olan Ebû Huzeyfe Hazretleri, mü’minlerin sayısı henüz kırkı bulmadan İslâm’la müşerref oldu. Ebû Huzeyfe’nin akrabası Müslümanların amansız düşmanıydı. Kureyş’...
Yazar: N.Nida DURAN