Aile Saadetinde Anahtar Kelime: Merhamet
İnsan, yaşamının en temel güven duygusunu çoğu zaman ailesinde öğrenir. Hayatın ağırlığını bölüştüğümüz, sesimizin titremesini gizleyemediğimizde bunu fark eden ilk yerin aile olması boşuna değildir. Aile, insanın kendini en açık hâliyle gösterebildiği ve yine de kabul gördüğü bir ortamdır. Bu kabulün temelinde ise çoğu zaman aynı kelime durur: merhamet. Yalnızca büyük sevgi gösterileriyle değil, gündelik hayatın içindeki küçük, sessiz tutumlarla kendini belli eden bir duyuş biçimidir.
“Merhamet” kelimesinin Arapça r-ḥ-m köküne dayanması, kelimenin anlamını daha geniş ve derin bir çerçeveye yerleştirir. Sözlüklerde merhamet, “acıyı ve ihtiyacı fark ederek ona yönelen içten bir yumuşama” olarak açıklanır. Bu kök anlam, merhameti yalnızca bir duygusal tepki değil, insanı diğerine yaklaştıran bir duyarlılık olarak görmemizi sağlar. Kur’ân’da Er-Rahmân ve Er-Rahîm isimlerinin aynı kökten gelmesi de bu geniş anlam dünyasını besler; ilahî rahmetin insan kalbinde karşılığı merhamete dönüşür.
Mehmet Akif’in dizeleri, bu duygunun insan karakterindeki yerini yalın bir kesinlikle ifade eder:
“Büyüdün, kalbinde merhamet yok…
Merhamet yoksa kalp, yürek midir?”
Akif’in sorusu hâlâ ailelerin içinde yankılanır. Çünkü merhamet, kalbi yürek yapan tek unsurdur. Bu nedenle sadece sevmek yetmez, merhametsiz bir kalbe yürek denmez… Merhametin yüreğe kattığı şey, yalnızca yumuşaklık değildir; merhamet, insanı insana bağlayan ince bir anlayıştır. Bu nedenle çoğu zaman en yakınımızdakileri incitmek kolay gelir. Yakınlığın sağladığı rahatlık, düşünmeden konuşmaya, aceleyle hüküm vermeye sebep olur. İşte tam burada merhamet devreye girer: insanın kendini durdurabilme, ölçülü davranabilme ve ilişkiyi koruma çabası.
Aile içindeki ilişkilerin sürdürülebilir olması, büyük sözlerden çok bu çabanın sürekliliğine bağlıdır. Merhamet, bir kere gösterilen bir tutum değil, zamanla yerleşen bir bakıştır. Özellikle de evin içinde herkesin birbirini en fazla gördüğü, dolayısıyla en fazla sınandığı düşünülürse merhametin varlığı ilişkileri güçlendiren bir zemine dönüşür. Yahya Kemal’in “İnsan, yaşadığı eve benzer.” cümlesi bu bağlamda önemlidir; çünkü yaşanan ev, içinde dolaşan duyguların toplamıdır. Eğer evin içinde merhamet hâkimse insanlar zamanla o merhametin şekillendirdiği bir üslupla konuşur ve davranır.
Merhametin ailedeki işlevi, insanın kusurlu oluşunu doğal bir gerçeklik olarak kabul etmesidir. Dolayısıyla merhamet, affetmekten ibaret değildir; affetmenin altındaki asıl anlayışın zeminidir. Kusurun varlığını doğallığın parçası olarak görür, ilişkileri kusurların üzerine değil, onları aşma niyeti üzerine kurar. Bu yönüyle merhamet, hem sevinç hem kırgınlık anlarında duyguları dengeleyen güçlü bir kavramsal dayanak hâline gelir.
Sonuç olarak merhamet, aile ilişkilerinde yalnızca bir duygu değil; bir düşünme ve ölçme biçimidir. İnsanların birbirini anlamaya daha yatkın olduğu, sözlerin sert değil dengeli söylendiği, gündelik hayatın küçük yorgunluklarının fark edildiği bir ortamı mümkün kılar. Ailenin sürekliliğini sağlayan şey de çoğu zaman büyük fedakârlıklar değil, bu sürekliliğin içindeki merhametli tavırların birikimidir. Aile saadetinde anahtar kelime merhamettir. Bunu bilip yaşamımıza uyarlamak, hem bizi hem de çevremizi memnun edecektir.
H. İklil ABBASOĞLU
Yazar
Nice şaire esin kaynağı olmuş şehir… İstanbul… Ne yalnızca bir mekândır o, ne de geçmişe hapsolmuş bir zaman kırıntısı. İstanbul, katman katman bir hafıza, çağları aşan bir ruh, insanın hem yüreğinde ...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
"Saygı" kelimesi, dilimize derin köklerden gelerek günümüze kadar uzanan anlamlı bir serüvendir. Türk Dil Kurumuna göre, ‘değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye,...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Yüreğinde; sevgi, aşk, şevk, heyecan, fedakârlık, gayret, merhamet olan, işini ve öğrencilerini çok seven, bilgisini en iyi şekilde veren, ilgisini eksik etmeyen gönül fatihlerine öğretmen diyoruz.Ger...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
Sahabe-i kirâmın mümtaz şahsiyetlerinden olan Ebû Huzeyfe Hazretleri, mü’minlerin sayısı henüz kırkı bulmadan İslâm’la müşerref oldu. Ebû Huzeyfe’nin akrabası Müslümanların amansız düşmanıydı. Kureyş’...
Yazar: N.Nida DURAN