Öğretmenin İtibarı Geri Verilmeli
Öğrencilik yılları doksanlı yıllara ve öncesine tekabül edenler çok iyi bilirler ki mahallede öğretmenimizi uzaktan gördüğümüzde bile hemen üstümüze başımıza çeki düzen verir, kimi zaman yolumuzu değiştirir, kimi zaman da başımızı öne eğip selam verir geçerdik. İçimizde bir çekinme vardı. Ama bu, korkudan sinip kalmak değildi. Bize eğitim veren bir insana duyduğumuz saygının, biraz da utangaçlıkla karışmış hâliydi.
Hz. Ali’ye atfedilen “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” sözü, bize öğretilen saygının bir ifadesiydi belki de.
Öğretmenin bir bakışı yeterdi bazen. Bir kaşını kaldırması, adımızı söylemesi… Ne olduğunu anlamamız için yeterliydi. Her mesele eve taşınmaz, her uyarı şikâyet konusu yapılmazdı. Öğretmenin gerek sınıfta gerek toplum içinde bir ağırlığı, sözünün bir karşılığı vardı.
Bugün bir öğretmenin öğrencisini uyarması, sınıfın düzenini sağlamaya çalışması bile kimi zaman başlı başına adli bir meseleye dönüşebiliyor. Veli, okulun kapısına dayanıyor. Öğretmen şikâyet ediliyor, idareye çağrılıyor. Öğretmenin uğradığı saygısızlık bir kenara bırakılıyor, öğrenci travma yaşadı mı acaba diye panikliyoruz.
Aman, çocuğumuz hiç üzülmesin, canı hiç sıkılmasın, hevesi kırılmasın istiyoruz. Elbette hiçbir çocuk aşağılanmamalı, incitilmemeli; hiçbir öğretmenin de öğrencisine haksızlık etmesine göz yumulmamalı. Lakin çocuğu korumakla her davranışını haklı çıkarmak arasında ince fakat hayati bir çizgi var. Biz bu çizgiyi kaybettik galiba.
Evde ne derse yapılan, her isteği yerine getirilen, yanlışına bile kılıf bulunan çocuk, okulda da aynı muameleyi bekliyor. Kurala uymak istemiyor, uyarıyı kabullenemiyor, arkadaşının hakkını gözetmiyor. Öğretmen sınır koymaya kalktığında ise otoritesi çökertiliyor.
Hâlbuki aile, çocuğun ilk mektebidir. Görgü, edep, başkasının hakkına riayet etmek, büyüğünü dinlemek, yanlış yaptığında özür dilemek… Bunların ilk mayası evde çalınır. Öğretmen, o mayalanmış hamura ilmiyle, emeğiyle, sabrıyla şekil verir. Aile ile okul birbirine omuz verdiğinde ortaya güzel sonuçlar çıkar.
Öğretmenin itibarını korumak, ona sınırsız yetki vermek demek değildir. Öğretmen de denetlenmeli, öğrenci de korunmalı, veli de dinlenmelidir. Ancak çocuk, okula başlamadan önce öğretmeninin söz ve sorumluluk sahibi olduğunu, ona saygı duyması gerektiğini öğrenmelidir. Böyle olunca çocuk sınırlarını bilir ve ona göre davranır.
Açık, adil ve uygulanabilir kurallara ihtiyacımız var. Öğretmenin mesleki otoritesini koruyan, öğrencinin hakkını gözeten, velinin sorumluluğunu belirleyen bir anlayışa… Uyarı yapmaktan korkan öğretmenle her davranışının yanına kâr kalacağını düşünen öğrenci arasında sağlıklı bir iletişim kurulamaz.
Öğretmen, topluma şekil veren ve dolayısıyla saygıyı, minneti fazlasıyla hak eden bir kişidir. İyi bir nesil için ne yapıp edip öğretmene itibarını yeniden teslim etmeliyiz.
Gülşen CANPOLAT
Yazar
Yaz tatili geldi mi evlerin havası değişir.Sabah alarmının sesiyle uyanılmaz, servis telaşı diner; mutfakta aceleyle hazırlanan beslenme çantalarının yerini uzun uzadıya yapılan kahvaltılar alır.Bir a...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Uzun ömürlü evlilikler, sanki çok eski zamanlarda kaldı. Boşanma oranlarının her geçen gün arttığı günümüzde, bir ömrü paylaşmak neredeyse imkânsız gibi görülüyor. Büyüklerden dinlediğimiz bir masal y...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Bazen kendimizi çok bitkin hissederiz.Adım atacak hâlimiz kalmaz.Sırtımızda, sanki günlerce taş taşımışız gibi bir yorgunluk vardır.Oysa dönüp baktığımızda, bu kadar yorulmamızı gerektirecek bir durum...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Gençler artık büyüklerle vakit geçirmekten pek hoşlanmıyor.Özellikle dedelerle, ninelerle oturup uzun uzun sohbet etmek çoğu genç için neredeyse bir sabır sınavı. Büyüklerin anlattıkları hikâyeler, ku...
Yazar: Gülşen CANPOLAT