Büyüklerle Konuşmayı Unutan Bir Nesil
Gençler artık büyüklerle vakit geçirmekten pek hoşlanmıyor.
Özellikle dedelerle, ninelerle oturup uzun uzun sohbet etmek çoğu genç için neredeyse bir sabır sınavı. Büyüklerin anlattıkları hikâyeler, kullandıkları kelimeler, hayata bakışları çoğu zaman gençler arasında alay konusu bile olabiliyor.
Bunun altında ciddi bir kuşak çatışması var.
Anne babalar, ucundan kıyısından dijital dünyaya ayak uydurdu. Akıllı telefonları, sosyal medyayı, interneti bir şekilde öğrendiler. Ama nineler ve dedeler için hâlâ başka bir dünya bu. Akıllı telefonun akıllısından çok tuşlusuna alışmış bir nesilden bahsediyoruz.
Hâl böyle olunca iki taraf da birbirinin dilini anlamakta zorlanıyor.
Genç, dedesinin anlattığı hikâyede kendisine dokunan bir şey bulamıyor. Dede, torununun yarısı yabancı kelimelerden oluşan cümlelerini anlamakta zorlanıyor. Aynı evin içinde, aynı sofrada oturuyor olsalar bile sanki aralarında kilometrelerce mesafe var.
Oysa büyüklerimiz büyük bir nimet.
Onlardan öğreneceğimiz yalnızca hayat tecrübesi değil; kültürümüz var, dilimiz var, inancımız var, geçmişimiz var. Bugün “genel kültür” diye önümüze koyduğumuz pek çok şey, aslında büyüklerimizin anlattığı hikâyelerin, atasözlerinin, deyimlerin ve yaşanmışlıkların içinde saklı.
Bugünün gençlerinin bir kısmı atasözlerini, deyimleri bilmiyor. Osmanlı Türkçesi neredeyse tamamen hayatımızdan çekiliyor. Kelime hazinemiz daralıyor. İki üç yüz kelimeyle konuşup cümlenin yarısını yabancı kelimelerle tamamlayan bir nesil yetişiyor.
Sonra da dönüp şöyle soruyoruz: “Bizim çocuklar büyüklerle neden anlaşamıyor?”
Çünkü aynı dili konuşmuyorlar.
Üstelik yalnızca kelimelerden bahsetmiyorum. Hayata bakıştan, nezaketten, sabırdan, kanaatten, vefadan, inançtan, görgüden söz ediyorum.
Bu bağı koparmamak zorundayız.
Çocuklarımızın büyükleriyle zaman geçirmelerini, aynı evde, aynı ortamda bulunmalarını sağlamalıyız. Okullar da aileler de bu bağı güçlendirecek çalışmalar yapmalı.
Ama burada yalnızca gençlere görev yüklemek de haksızlık olur.
Büyüklere de çok önemli bir görev düşüyor:
Gençlerin karşısına sürekli parmak sallayarak çıkamayız.
“Bizim zamanımızda…”
“Sen daha ne gördün ki?”
“Böyle genç mi olunur?”
“Telefonu bırak!”
“Sen hiçbir şey bilmiyorsun.”
Bu cümlelerle köprü kurulmaz.
Gençler nasihat dinlemekten çok, hâl görmek istiyor. Sürekli öğüt veren değil, hayatıyla örnek olan büyüklerin yanında kendilerini daha rahat hissediyorlar.
Biraz mizah, biraz hikâye, biraz tatlı dil…
Dedenin anlattığı bir fıkra, yıllarca verilen nasihatten daha fazla iz bırakabilir.
Ninenin çocukluğunu anlatırken kullandığı tek bir kelime, çocuğun merakını uyandırıp onu geçmişine götürebilir.
En önemlisi de sevgi.
Çünkü insan, sevildiğini hissettiği insanların yanında kalmak ister.
Gençlerimizi çok sevmeliyiz.
Öyle kuru kuruya değil; sevgiyi koşulsuz hissettirmeliyiz. O sevgi onların içine dolarsa büyüklerle vakit geçirmek her ne kadar başlangıçta onlara sıkıcı gelse de zamanla o sofranın, o sohbetin, o evin kıymetini öğrenirler.
Ama sürekli eleştirilen, küçümsenen, sorguya çekilen, her davranışına kusur bulunan bir çocuk, büyüklerin yanına gitmek yerine onları gördüğü yerde kaçacak yer arar.
Beden dilimize, yüz ifademize, ses tonumuza, ağzımızdan çıkan kelimelere biraz daha dikkat etmeliyiz.
Gençlere yaklaşırken elimizde sürekli bir cetvel değil, uzatılmış bir el olmalı.
Kökü zayıflayan ağaç ayakta durmakta nasıl zorlanırsa geçmişinden kopan insan da zamanla sarsılır, yalpalar.
Biz çocuklarımızı bugünün ve geleceğin dünyasına hazırlarken geçmişlerini de öğretelim.
Çünkü bugünü ve geleceği güçlü bir şekilde inşa etmek, geçmişi iyi öğrenmekten geçer.
Dallarımızın göğe özgürce uzanmasını istiyorsak köklerimizi korumak zorundayız.
Gülşen CANPOLAT
Yazar
Bazı zincirler gözle görülmez. Sessiz ve sinsi bir şekilde, tıpkı bir sarmaşık gibi sarar hayatımızı. Buna en güzel örnek, başta telefon olmak üzere, tüm dijital aygıtlar diyebiliriz. El telefona gide...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Aile, huzurun ve sükûnetin derinden hissedildiği güvenli bir liman gibidir. Ancak, zaman zaman aile içerisinde stresli ve zorlayıcı dönemlerle karşılaşmak kaçınılmaz olabilir. Ekonomik sıkıntılar, ile...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Öğretmenler öncüdür, öğretendir öğretmen,Kelâmı arı Türkçe söyletendir öğretmen.Hayatın kaynağıdır sınıflarda çocuklar,Öğretmen bilgisiyle körpe dimağı yoklar.Öğrettiği ilimdir öğretmenin payesi,Öğren...
Şair: Rabia BARIŞ
Bir selâm, kalpten kalbe uzanan en kısa yoldur. Huzuru yaymanın ilk adımı, selâm vermektir.“Es-Selâm” Rabb’imizin en güzel isimlerinden biridir. “Kullarını selâmete erdiren, onlara huzur, sağlık ve af...
Yazar: Gülşen CANPOLAT