Uzun Ömürlü Evlilikler Mazide Mi Kaldı?
Uzun ömürlü evlilikler, sanki çok eski zamanlarda kaldı. Boşanma oranlarının her geçen gün arttığı günümüzde, bir ömrü paylaşmak neredeyse imkânsız gibi görülüyor. Büyüklerden dinlediğimiz bir masal ya da efsane olarak düşünülüyor artık.
Oysa geçmişe bakıldığında, insanların evlilikleri bugünkünden daha az sınavdan geçmiyordu. Yokluk vardı, hastalık vardı, belirsizlik vardı. Kültürel farklar vardı. Buna rağmen pek çok evlilik bir ömrü tamamlayabiliyordu.
Peki, bu nasıl mümkün olabiliyordu?
Eskiler evliliği bir sonuç değil, bir süreç olarak görürdü. Her şeyin baştan hazır olmasını beklemezlerdi. Evlilik; zamanla öğrenilen, emek verilen, sabırla taşınan bir birliktelikti. Bugün ise çoğu zaman daha yüzeysel beklentilerle yola çıkılıyor; maddiyatın, konforun ve hızın öne çıktığı bir anlayış, ilk sendelemede vazgeçmeyi kolaylaştırıyor.
Uzun süren evliliklerin ardında büyük sözlerden çok, küçük ama sürekli bir emek vardır. Kırıldığında tamamen kopmamayı bilmek, eksik kalan yerleri zamanla tamamlamaya razı olmak, ilişkiyi tek bir ana sıkıştırmamaktır bu emek. Birlikte yaş almak, birlikte değişmek, birlikte yorulmak…
Sadakat, bu yolculuğun en belirleyici parçasıdır. Sadece eşe değil; verilen söze, kurulan hayata, paylaşılan yıllara sadık kalabilmektir. Hislerin azaldığı, yükün arttığı zamanlarda bile kalmayı seçebilmek, evliliği geçici duyguların insafına bırakmamaktır; uzun evlilikler, çoğu zaman bu bağlılık hâlinin zamanla kök salmasıyla ayakta kalır.
Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi 187. ayetinde, eşler arasındaki bağı tarif ederken şöyle buyurulur: “Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.”
Elbise örter, korur, uyum sağlar. Zamanla eskir ama atılmaz; onarılır. Uzun evliliklerin dili de böyledir.
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minlerin iman bakımından en olgunu, ahlâkı en güzel olanıdır; ailesine karşı en hayırlı olanıdır.” Bu söz, uzun süren evliliklerin sırrını romantik beklentilerde değil, davranış olgunluğunda aramak gerektiğini açıkça gösterir.
Eskilerin dilinde bunu anlatan sade ama derin bir söz vardır: “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.”
Bir ömrü birlikte geçirebilmiş evlilikler, bu acıyı inkâr etmeden taşımış; meyvesini zamana bırakmıştır.
Uzun ömürlü evlilikler, raflarda unutulan eski kitapların tozlu sayfalarında kalan bir masal değildir. Ama kolay değildir. Emek isteyen, sabır isteyen, vazgeçme hakkı varken kalmayı göze alan bir yürüyüştür. Dün bunu başaranlar vardı; bugün de mümkündür. Şartlar değişir, insan değişir, hayat değişir. Değişmeyen tek şey, evliliğin sadakatle ve sabırla taşındığında ayakta kalabildiğidir.
Gülşen CANPOLAT
Yazar
Hoş geldin âleme şehr-i Ramazan,Ömür hanemize hoş sefa geldin.Bitirdik hasreti şad oldu cihan,Gönül hanemize hoş sefa geldin.Sen safa geldin.İbadet ayısın, gufran ayısın,Müddetin otuz gün belli sayısı...
Şair: Rabia BARIŞ
Esmâ-i hüsnâ arasında yer alan en-Nâfi’, dilediği yaratıklarına en iyi ve en yararlı olan şeyleri ihsan eden Cenâb-ı Hakk’ın övgü sıfatları arasında kullanılmıştır. İslâm literatüründe fayda sözc...
Yazar: Editör
Aralık ayı geldiğinde şehirlerin yüzü değişiyor.Mağaza vitrinleri parlıyor, restoranlar konsept değiştiriyor, market rafları bile bir başka görünüme bürünüyor. Çam ağaçları, süsler, renkler… İnancımız...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Yaz tatili geldi mi evlerin havası değişir.Sabah alarmının sesiyle uyanılmaz, servis telaşı diner; mutfakta aceleyle hazırlanan beslenme çantalarının yerini uzun uzadıya yapılan kahvaltılar alır.Bir a...
Yazar: Gülşen CANPOLAT