"Nerede O Eski Bayramlar!" Diyoruz ya
Bayram, çocukluğun takvimine düşen en kutlu, unutulmaz günlerdir.
“Bayramınız kutlu olsun, mübarek olsun.” dediklerinde uzatılan sadece şeker, harçlık değil, gönül tadıydı.
Günlerden biri değildi, sanki evin duvarları bile o gün başka türlü nefes alırdı. Hazırlıklar günler öncesinden başlar, her şey ince bir özenle yerli yerine konurdu. Temizlik sadece evi değil, içimizi de parlatırdı. Annelerin telaşı, babaların sessiz katkısı…
Hepsi, görünmeyen bir orkestranın uyumlu notaları gibiydi.
Komşumuz Ayşe teyzenin verdiği o küçük hediyeler, hâlâ zihnimin bir köşesinde ışıldar. Şeker zaten bayramın diliydi ama şekerin dışındaki sürprizler çocuk kalbinde ayrı bir kapı açardı. Bir sakız, bir mendil, minik bir armağan…
Maddî değerinden çok, “Seni düşündüm.” diyen bir sıcaklıktı o. Çocuk kalbi için dünyanın en büyük zenginliğiydi.
Yeni kıyafetlerimizi giymek ise âdeta başka bir hayata kısa süreli geçiş gibiydi. Kumaşın rengi, ayakkabının gıcır gıcır hâli...
Hepsi, mutluluğun sesi olurdu. Çünkü o kıyafetler sık alınmazdı.
Bayram, beklenen kavuşmaydı. Giydiğimiz şey, aslında umut ve sevinçti.
Ellerimize yakılan kınanın kokusu, yemeklerin buharına karışırdı. Mutfaktan gelen sesler, tencerelerin ritmi, sofraya konan her lokmada hissedilen emek…
Ve o kolonya kokusu… Bayramın görünmeyen imzasıydı sanki. Bir eve girince burnuna çarpan o ferahlık, “Doğru yerdesin.” der gibi sarardı insanı. Her odada aynı koku ama her evde başka bir hatıra…
Küçücük harçlıklar, avuçlarımızda büyük hazinelere dönüşürdü. Paranın miktarı değil, verdiği değer duygusuydu bizi sevindiren. O an kendimizi görülmüş, önemsenmiş hissederdik. Belki de bayramın asıl hediyesi buydu. İnsan olduğumuzu, bir topluluğun parçası olduğumuzu hissettiren ince bir bağ…
Ve şimdi anlıyoruz ki “eski bayramlar” diye özlemle andığımız günler, aslında her neslin kalbinde biriktirdiği izlerin toplamı. O güzellikler kaybolmuş değil; sadece taşınmayı bekliyor. Hatıraları sandıkta saklamak yerine sofraya, sokağa, çocukların avuçlarına yeniden koyduğumuzda geçmişle bugün arasında taze bir köprü kuruyoruz.
“Nerede o eski bayramlar!” diye hayıflanmak yerine, o bayramları bugüne çağırabiliriz. Külfet sayılan küçük ritüelleri, “Artık devri geçti.” denilen incelikleri yeniden yaşattığımızda aynı tadın hâlâ mümkün olduğunu görürüz. Çünkü bayramın lezzeti zamana değil, gösterilen özen ve paylaşılan kalbe bağlıdır.
Bugün yiyecekler daha bol, içecekler daha çeşitli, küçük hediyeler hazırlamak eskisinden de kolay. Ziyaret etmek için yollar kısaldı, toplu taşıma var, özel araçlar var, imkânlar çoğaldı. Aslında şartlar, teknik açıdan bakıldığında, bayramı yaşamak için hiç olmadığı kadar elverişli. Eksik olan şey, niyet ve yüreğin adım atması.
Araçlara binmek kolay; asıl mesele, o yolculukta heyecanı da yanımıza almak.
Bir kapıyı çalarken içimizde kıpırdayan sevinç, bir büyüğün elini öperken duyulan saygı, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı büyütme isteği… Bayramın gerçek yakıtı bunlar. Biz o heyecanı diri tuttukça çocuklar da onu miras alır. Çünkü çocuklar, söylenenden çok yapılanı öğrenir. Bizim yürüdüğümüz yolları izler, bizim sevincimizi çoğaltır, bizim bayram anlayışımızı geleceğe taşırlar.
İnsan, kalbinde büyüttüğü güzellikleri bugüne taşıyabildiği ölçüde zamanı yumuşatır. Bayram da tam burada yeniden doğar. Geçmişin sıcaklığını bugünün ellerine bıraktığımız anda. Böylece anları çoğaltır, özlemi hafifletir ve her nesle şunu söyleriz.
Güzellikler eskimez. Sadece hatırlanmayı ve yaşatılmayı bekler, vesselam...
Nilüfer Z. AKTAŞ
Yazar
Kitabın Adı: Öyküler ve DenemelerYazar: Ali KutlayYayınevi: İz YayınlarıYayın Yeri ve Yılı: İstanbul/2022Sayfa Sayısı: 119Yaş Aralığı: 14+İşlenen Konular: Sanat, sinema, dergiler, hatıralar, Maraş, …N...
Yazar: Sait ÖZER
Senden ayrılalı çokça yıl olduToprağında bıraktığımİzlerimi özledim...Ufukların gölgesineSessizce gömülenIşığını aldığımGözlerimi özledim…Yağmurunda yaşındaSırılsıklam hatıralarKayalıklardakiyankıları...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ
Bayram kelimesi, yazıya geçmeden çok önce hayatımızın içindeydi. Orta Asya Türk topluluklarında bayram; toylarla, şölenlerle, mevsim geçişleriyle ve doğayla kurulan bağla birlikte düşünülürdü. Bu yönü...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Kadının ruhuyla, sabrıyla ilmek ilmek işlendiği yerdir yuva.Kadının omuzlarında büyür evin sessiz mucizesi…Bir tül gibi hafif ama çelik gibi dayanıklı.Emeğiyle ocak yanar, bir nefesiyle evi toparlar, ...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ