Mü’minler Ancak Kardeştir
Birkaç ay önce vefat eden bir yakınımızın cenazesi için Üsküdar Şakirin Camii’ne gittik. Çocukluğumuzun Fatih Camii’nin yanı başında geçmesinden midir, nedir bilmem, özellikle tarihî camilere gitmeyi ve namaz vakitlerinin haricinde de vakit geçirmeyi hep çok sevmişimdir.
O gün de vakit ve cenaze namazından sonra, cenaze defnedilmeye götürülürken ben de biraz okuma, biraz tesbihat yapma niyetiyle tekrar camiye girdim. Henüz oturmuştum ki arkamdan birinin seslendiğini duydum. Arkama dönünce, ellili yaşlarda narin bir hanımefendi “Sizden bir şey rica edebilir miyim?” dedi. Ben de “Buyurun.” dedim.
Kadıncağız, ismini de söyleyerek, “Bana dua eder misiniz? Bugünlerde ağır bir dönemden geçiyorum.” dedi. Ben de “Ederim tabii.” dedim. Kanserdi ve sanırım kemoterapi de almıştı.
O günden sonra Allah, o kadıncağızı bana hiç unutturmadı ve artık bütün dualarımda o da var. Düşünüyorum da böyle bir diyalog ancak Müslümanlar arasında kurulabilir. Birbirini tanımayıp ilk kez camide gördüğün bir insan, aslında senin için çok da yabancı değildir. Hepimiz oraya Allah (c.c.) rızası için gelmişizdir. Yani amacımız birdir.
Bizim Müslüman olduğumuzun kıymetini bilmemiz ve bunu en iyi şekilde yaşamaya çalışmaktan hiç vazgeçmememiz gerekiyor. Dünyada bu kadar kötülük yapılırken ancak bu şekilde önce kendimize ve sonra da etrafımıza faydamız olabilir Zaten Hucurat Suresi’nin 10. ayetinde de “Mü’minler, ancak kardeştir. Öyleyse iki arkadaşınızın arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki Allah’ın rahmetine eresiniz.” der.
Yakın zamanda, adını zikretmekten bile nefret ettiğimiz adamın kayıtlarını okumayı içimiz almasa da medenî (!) ülkelerin en üstündekilerin, her statüden hatırı sayılır zenginlerin nasıl bir vahşetle çocukları istismar ettiğini ya da bunları yapanlarla derin ilişkiler içinde olduğunu gördü dünya. Gördü de o insanlara ne oldu? Şimdilik hiçbir şey olmadı. Bir yandan yıllardır Çin’in Türkistan’a yaptıklarını, bir yandan İsrail’in en ağır şekilde Filistin’in başına nasıl zulüm yağdırdığını; Sudan, Arakan, Suriye ve Irak’ın başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Biraz geriye gitsek, bu listeye daha onlarca isim ekleyebiliriz.
Medenî görünen devletlerin zulmettiği bu ülkeler ve hatta tüm dünya, Osmanlı adaleti ve merhametine her zamankinden daha çok muhtaç. Evlatlarımızı yetiştirirken bunun bilincinde olup onlara dinimizi ve ecdadımızı anlatabilmeliyiz. Eskiye göre çok daha fazla tehlikenin beklediği çocuklarımızı korumak adına, bunu onlara borçluyuz.
Raziye SAĞLAM
Yazar
Birkaç senedir ekim ayının ilk haftasında, cennet vatanımızın güney kıyılarına gitmeyi tercih ediyoruz. Allah (c.c.)’ın “El Musavvir” isminin tecellisi olarak gördüğümüz denizi ve yemyeşil doğasıyla h...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Ekim ayının sonlarına doğru hem oğlum ve ailesini hem de tanıştığımız günden beri bizi davet eden dünürümü görmek amacıyla Bodrum Türkbükü’ne gittim. Böyle bir yere giderken, hep Hamideddin Ateş Efend...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), vefakâr bir insandı. Ahdinde dururdu, vadinde sadıktı, sözünden caymazdı, kendisine ve çevresindeki ashabına yardımı dokunanları asla unutmaz, dostlarını sık sık arar, hâl hatı...
Yazar: Sema KORKMAZ
“Allah iyilerle karşılaştırsın.” Çoğumuzun evlatlarımız için yaptığımız duadır bu. Ağız alışkanlığı olarak bir çırpıda söylesek de çok derin anlamı olan bir duadır aslında. Allah-ü Teala’nın Kal...
Yazar: Raziye SAĞLAM