En-Nûr: Nurun Kaynağı, Her Şeyi Aydınlatan
Arapça’da “nevr” kökünden türemiş bir isim olan “nûr”, zulmetin zıddı olup aydınlık, ışık ve ziyâ anlamlarına gelir. Ayrıca nûr, biri basîret gözüyle akledilen ve diğeri dünyevî anlamda görme organı olan, gözle algılanan nûr olmak üzere ikiye ayrılır. Basîret gözüyle yayılan nûr; akıl ve Kur’ân nûru gibi ilâhî işlerden yayılmış olan envârı ifade eder.
Genel olarak nûr, ışığa ve ışığın gösterişli kırılmasına ve ışığın yansımasına denildiği gibi, gerek duyguya ait gerekse akıl ve idrâke ait her çeşit karanlıkların zıddı olan vicdan ve sezgide ortaya çıkan dış ve iç tecellî ve doğuşlara da nûr denilir. “Nûr” kelimesinin bazı varlıklara nisbeti şöyledir:
Nûr, İslâm’dır: “Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeyden razı olmaz.”
Nûr, Kur’ân-ı Kerim’dir: "Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz o nura (Kur'ân’a) inanın.” "Şüphesiz, size Rabb’inizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik."
Nûr, Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir: “Ey Peygamber! Biz seni bir şâhit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”
Nûr, imandır: “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”
Nûr, ilâhî adalettir: “Yeryüzü, Rabb’inin nuruyla aydınlanır.”
Nûr, âhirette mü’minlerin ışığıdır: “Mü’min erkeklerle mü’min kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: ‘Bugün size müjdelenen şey, içlerinden ırmaklar akan, ebedî olarak kalacağınız cennetlerdir.’ İşte bu, büyük başarıdır.”
İslâm âlimleri, Yüce Allah’ı yaratılmışlık niteliklerinden soyutlama yolunda büyük gayretler sarf etmişlerdir. Hatta Nûr Sûresi’nin 35. âyetinde geçen nûr sözcüğüne, Hâdî / Yol gösterici olan mânâsı vermişler, “Allah yerde ve gökte olanların Hâdi’sidir.” demişlerdir. İmam-ı Gazzâlî ise, bu âyette söz konusu edilen “nûr”u sûfi bir yaklaşımla, doğrudan Allah olarak yorumlamıştır. Sözlerine devamla, “O’ndan başka nûr yoktur, O küllî nûrdur. Çünkü nûr, eşyanın kendisiyle keşfedildiği şey demektir. Bütün nûrlar O’nun nûrundan müsteardır.” demiştir. Buna rağmen yine de akâid âlimleri doğrudan Allah’a nûr demekten sakınmışlardır. Onlar cismânî ve teşbîhî Allah tasavvuruna gidilebilir endişesiyle, aşırı derecede titizlik ve hassasiyet göstererek, soyutlamacı bir yol izlemişlerdir. Buna göre onlar; “göklerin ve yerin münevviri, müzeyyini, müdebbiri, mûcidi, mübdii ve hâlıkı” mânâlarını tercih etmişlerdir.
Allah nûrdur, fakat bu duyularla hissettiğimiz yaratılmış bir nûr değildir. Yaratılmış olan bu nûrun da yaratıcısı, Allah’tır. Nitekim büyük duruşmanın olacağı mahşer meydanı, O’nun nûruyla aydınlatılacaktır. Zira her şeyin ortaya çıkışı ve bilinmesi ancak O'nun açığa çıkarması ve bildirmesiyledir. Nûrun özelliği de ortaya çıkma, parlama ve bulunmadır. O hâlde mutlak, ebedî, ezelî ve sonsuz nûr, Allahu Teâlâ'dır.
İtikat açısından, Yüce Allah’tan başkasına nûr demek mecâzîdir. Varlıkta her şey, göze açık ışık ile göründüğü gibi, bâtınî basîrette de her şey, Allah’ın nuruyla gözükür. Bakmasını bilenler için bundan daha açık ne vardır? Eğer bir şeye var diyorsak o varlığını, ancak ilâhî nurun varlığına borçludur. Varlık varsa sonsuz nur da vardır.
Editör
Yazar
Aralık ayı geldiğinde şehirlerin yüzü değişiyor.Mağaza vitrinleri parlıyor, restoranlar konsept değiştiriyor, market rafları bile bir başka görünüme bürünüyor. Çam ağaçları, süsler, renkler… İnancımız...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Düşünün ki, cebinizde dünyanın bütün kütüphanelerine, en uzak şehirlerin sokaklarına ve milyonlarca insanın hayatına açılan pencere büyüklüğünde küçük bir cihaz taşıyorsunuz. Muazzam bir imkân, değil ...
Yazar: Editör
Sevgili Çocuklar, Merhaba!Bugün sizinle küçük ama çok güçlü bir sırrı paylaşmak istiyorum. Kalbimizi fıstık yeşili bir bahçeye, sözlerimizi de o bahçeyi sulayan minik su damlalarına benzetmeye ne ders...
Yazar: Editör
Hayat, hızla akıp giden bir nehir gibi; önümüze çıkardığı imtihanlar, dönemeçler ve anlık cazibelerle sürekli bir tercih yapmaya zorluyor bizleri. Gençlik yılları ise en coşkulu, en iddialı ama bir o ...
Yazar: Editör