Kızak
Lapa lapa kar yağıyordu. Sokaklar, parklar, evlerin çatıları, ağaç dalları beyaza bürünmeye başlamıştı. Ömer pencerenin önünde durmuş, düşen kar tanelerini seyrediyordu. Annesi çay demlemişti. Babası haberleri dinliyordu. Bir ara babası:
- Köy yolları kardan kapanmış. Eski günler geldi aklıma. Günlerce yollar kapalı kalırdı. Araçlarla şehre gitmek mümkün olmazdı. Köylüler bazen katırlarla, eşeklerle ilçeye giderlerdi. Kar bir nevi köyümüzü esir alırdı.
Ömer, babasının yanına gelip sordu:
- Köyde canınız sıkılmaz mıydı baba?
- Pek sıkılırdı diyemem. Babamın yaptığı bir kızağım vardı. Dışarıya çıkar, elim ayağım donana kadar kızağa binerdim. Tabii arkadaşlarımda. Kartopu oynar, kardan adam yapardık. Geçen sene köye gittiğimde baktım ki kızağım tavan arasında. Babam saklamış, hâlâ yeni gibi. Gözümün önüne geldi de birden. Ah çocuk olmak vardı şimdi…
Babası tebessüm etti. Ömer heyecanla:
- Köye gidelim mi baba?
- Bu havada mı Ömer?
- Yarıyıl tatilinde hani bizi gezdirecektin? Söz vermiştin.
- İyide köye gideriz dememiştim Ömer. Ben şehrimizi, müzeleri, camileri gezeriz demiştim. Söyle bakalım, neden şimdi köye gitmek istiyorsun?
- Şey, kızak için. Babacığım, köye gidince beni o kızağa bindirir misin? Bana kızağa bindireceğine söz ver ne olursun.
Ahmet Bey düşündü. Köye yazın gideceklerdi. Ömer ise gözlerini ona dikmiş bir yanıt bekliyordu. Ağzından “Söz.” Kelimesi çıktı. Ömer’in sevincine diyecek yoktu.
Nihayet yaz ayı geldi. Ailece köyün yolunu tuttular. Köye varır varmaz Ahmet Bey’in ilk işi tavan arasında ki kızağı kapının önüne indirmek oldu. Kızağı temizledi. Kalınca bir ipi de kızağa bağladı. Ömer’i yanına çağırdı.
- Ömer!
Ömer kızağı görünce şaşırdı. “Babacığım unutmamışsın!” diye sevinçle bağırdı. Çimenlik bir alana doğru gittiler. Ömer kızağa binince babası kızağı iple çekti. Kar olmasa da çimenlerin üstünde bir miktar böylece ilerlediler. Ömer tarifi imkânsız bir mutluluk yaşıyordu. Kızağa bindiği için değil, babası sözünü tuttuğu, onu önemsediği için.
Emine Yılmaz DERECİ
Yazar
Fok balığı kolonisinde sıradan bir gündü. Anne foklar yavrularını emzirip denize açıldılar. Yavru fokları nöbetçi foklara emanet ettiler. Nöbetçi fokların uyarıları yavru fokların kulaklarında çınlıyo...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Çoban Ali, köyün sığır ve küçükbaş hayvanlarını otlatır, geçimini çobanlıktan sağlardı. Her gün hayvanları köye uzak çayırlıklara götürürdü. Akşam karnı doyan hayvanlarla köye dönerdi. Her...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Babaannesi ile Neşe bahçeye çiçek tohumları ekmişlerdi. Neşe toprağı inceliyor, üzerinde bir yeşillik göremeyince üzülüyordu. Ekilen tohumlar hiç filizlenmeyecek gibi bir izlenime kapılmıştı. Ba...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Adını ilk kez 1993 yılında Ahmet Efe Ağabey’den duymuştum. Bana “Yılmaz Erdoğan ile tanışıyor musun?” demişti. Ben de “Tanımıyorum.” demiştim. “O da çocuklar için hikâyeler yazıyor senin gibi, t...
Yazar: Sırrı ER