Bir Söz Bin Gülümseme
Gözümü açtığımda penceremden bana bakan minik pembe kanatlı kelebeğimle göz göze geldim. Kelebeğim dediğime bakmayın, elbette onu evde beslemiyorum. Pembe kanatları ve kanatlarının üzerindeki siyah beneklerle her sabah o uyandırır beni. Onun benim kelebeğim olmasının sebebi, sabahlarıma onunla başlıyor olmam yani.
Yataktan kalkıp penceremi açtım, her zamanki gibi işaret parmağımın ucuna kondu ve kanatlarını açıp kapatmaya başladı. Bu “Günaydın!” demekti. Nereden bildiğimi sormayın. Bazı şeyleri nedensiz bilir insan.
Annem kahvaltı için seslenince, kelebeğim de arkadaşlarının yanına gitmek için uzaklaştı penceremden.
Kelebekleri çok sevdiğimi herkes bilir. Arkadaşlarım bana kelebekli tokalar hediye ederler. Annem üzerinde kelebek olan cevizli ve kuru üzümlü kekler yapar. Tadına doyamam. Abim, nerede kelebeklerle ilgili bir kitap görse hemen alıp getirir.
Geçen gün evimize biraz uzak bir mesafede açılan kelebek müzesinin afişini gördüm. Hemen anneme gösterdim. “Babana sorman gerekiyor kızım.” dedi. Akşam olunca babama sordum. “Biraz düşüneyim.” deyip gülümsedi. Ben de gülmek isterdim ama üzüldüğüm için bunu başaramadım.
Aradan birkaç gün geçti. Kelebeğim parmağımın ucundayken ona anlattım derdimi. “Acaba babam biraz düşünmüş müdür?” deyince kelebeğim kanatlarını üç kere açıp kapattı ve uçup gitti. Bu, “Evet!” demekti. Nereden bildiğimi sormayın...
Akşam babam eve gelince koşarak kucağına atladım ve “Biraz düşündün mü?” diye sordum. “Birazdan fazla düşündüm ve seni kelebeklerin olduğu müzeye götürmeye karar verdim. Hem de bu hafta sonu!” dedi. “Söz mü?” dedim. “Söz.” dedi.
Heyecandan yerimde duramadığım iki gün geçirdim. Sonunda hafta sonu gelmişti. Yataktan kalkıp pencereme koştum. Canım kelebeğime “Bugün senin arkadaşlarını görmeye gidiyorum. Hayatınızı öğrenmeye gidiyorum. Çok mutluyum!” dedim. Parmağımın etrafında üç tur kanat çırptı ve tekrar kondu. Bu “Ben de!” demekti...
Kahvaltıdan sonra arabaya binip müzeye doğru yola çıktık. Yol boyunca annemle babama sorular sorup durdum. Birkaç sorudan sonra cevap vermekten yoruldular. Geri kalan sorularımı müzedeki görevlilere sormam gerektiğini söylediler.
Sonunda müzeye vardık. Büyük bir yerdi. Çok büyük. Yüzlerce kelebeğin aynı anda kanat çırpabileceği kadar büyük. Gözlerime inanamadım. Kelebeklerle ilgili her şey vardı. Müzede değil, bir kelebek ormanındaydım sanki. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Sorularımın hepsini cevaplayan müze görevlilerine teşekkür ettim.
Müzeden çıkarken babam bana üzerinde çeşit çeşit kelebeklerin olduğu bir yapboz aldı. “Eve gidince birlikte yaparız.” dedi ve sol gözünü kırptı. “Bu, seni seviyorum.” demekti.
Babam, sözünde durmayı ve beni mutlu etmeyi çok iyi bilirdi...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Kayalıklara uzandı çocuk. Yalnız değildi. Her zamanki gibi... Martılar dizildi yanına. O gün neler yaşadıklarını anlattılar çocuğa. Bazısı denizin pisliğine söylendi bazısı yediği simitlerin küfl...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Meryem eskiden konuşurdu, gülerdi, sorular sorardı, şarkılar mırıldanırdı. Ama savaş gelince… Gök gürültüsüne benzeyen patlamalar, koşan ayaklar, ağlayan insanlar Meryem’in sesini korkutup sakladı. Ke...
Yazar: Erbay KÜCET
Çiftlikte yine yoğun günler yaşıyoruz. Bildiğiniz gibi Ramazan ayı geldi. Bu sene Ömer’le Zeliş de Ramazan ayı bitene kadar oruç tutmakta kararlılar. Çiftlikte her akşam iftar daveti var. Hafize Teyze...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Çocuk kutuyu yavaşça açtı. İçindeki kartonları tek tek önüne dizdi. Dört büyük karton ve onlarca minik pulu da kartonlardan büyük olanın üzerine koydu. Arkadaşlarını çağırmadan önce son kontrollerini ...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT