Şehzade Orhan
Orhan Gazi, 1281’de Söğüt’te doğdu. Ailesinin ilk çocuğuydu. Kayı Aşireti’nin uğuru ve umuduydu. Babası, annesi, dedesi, amcaları, dayıları, kısacası herkes onun doğumuna çok sevindi. Günlerce şenlikler düzenlendi, oyunlar oynandı, ziyafetler verildi.
Doğumuna en çok da dedesi Ertuğrul Gazi sevindi. Dedesi çok hastaydı ve son günlerini yaşıyordu. Torununun doğumu, hastalığını ve tüm acılarını unutturdu. Onun al yanaklarını öpüp kokladığında, minik ellerini okşayıp sevdiğinde dünyalar onun oluyordu. Kucağına aldığında vücuduna tatlı bir ferahlık yayılıyor, aniden canlanıp gayrete geliyordu.
Ne yazık ki, Ertuğrul Dede’nin, torunu Orhan’la olan ilişkisi kısa sürdü. Onu yeterince bağrına basamadan, kokusuna doyamadan kısa bir süre sonra torununa ve hayata veda etti.
Babası Osman Gazi, Şehzade Orhan’ın eğitimine büyük önem verdi. İyi bir insan, hükümdar ve komutan olarak yetişmesini istiyordu. Yeni kurduğu devletin temellerini sağlamlaştırıp geliştirecek olan oydu. Daha da yükseltip geleceğe taşıyacak da oydu.
Dinî eğitimini, Şeyh Edebali’den aldı. Dursun Fakih’ten de dersler aldı. Edebali’den gördüğü derslerle daha çocuk denecek yaşta, devrinin ilimlerini öğrendi. Babası gibi Orhan’ın da kalbini, ruhunu ve kişiliğini manevî değerlerle dokuyan yine o mübarek insandı.
Askerî eğitimini ise, tam bir düzen ve disiplin içerisinde babası ve yiğit silah arkadaşlarından aldı. Kısa sürede her türlü silahı büyük bir ustalıkla kullanır oldu. Söğüt’te yapılan at yarışlarında ve cirit oyunlarında onu kimse geçemiyordu. Yarışmaların tek şampiyonu her zaman o idi.
O artık din için mücadele eden akıncı bir gazi, Osmanoğulları’nın beyi idi. Devletin başına geçebileceğini ve başarıyla yönetebileceğini her haliyle belli ediyordu. Babasının yerini alabilir ve boşluğunu doldurabilirdi artık.
Daha gencecik yaşında babasının devlet işlerine yardım ediyor, hastalandığında onun yerine devleti idare ediyordu. Onun emriyle akınlara ve seferlere çıkıyordu. Şimdiden büyük askerî ve siyasî başarılara imza atmaya hazırlıklıydı.
Orhan Bey de babasının yolundan giderek Mevlâna Sinan, Dursun Fakih, Davud-i Kayserî gibi din büyüklerinin; Abdal Murad, Abdal Musa, Geyikli Baba gibi Allah dostu dervişlerin dua, destek ve öğütlerinden yararlandı.
Bunlardan Azerbaycanlı Geyikli Baba’ya olan sevgi ve saygısı bambaşkaydı. Devamlı geyiğine binip dolaştığından dolayı, halk ona “Geyikli Baba” adını vermişti. Geyiği üzerinde 60 okkalık (yaklaşık 77 kilo) kılıçla savaşıyordu.
Orhan Bey onunla görüşmeyi, dua ve nasihatlerini almayı çok istedi. Nihayet bir gün Geyikli Baba, Orhan Bey’i ziyaret etti. Gelir gelmez hemen saray kapısının önüne bir çınar ağacı dikti ve şöyle dua etti:
- Uğurumuz oldukça dervişlerin duası sana ve senin neslinin üzerine olsun!
Orhan Bey, Geyikli Baba’dan çok etkilendi. Zaman zaman yanına gidip dua ve manevî yardımlarını talep etti. Geyikli Baba’nın, Orhan Bey’in şahsında Osmanlılar hakkında yaptığı en güzel dualardan biri şuydu:
- Tahtınız, Kâbe’nin nuruna ve bereketine sahiptir. Dualarımız gece gündüz siz ve şerefle yükselen devletiniz içindir. Sevginiz, gönlümüzün en derinlerindedir.
İsmail ÇOLAK
Yazar
Ayva, hem sağlıklı hem de çok eski zamanlardan beri bilinen bir meyvedir. Görünüşü armuda benzer ama tadı biraz farklıdır. Haydi, ayvayı yakından tanıyalım!Sarı renklidir ve kabuğu biraz tüylüdür. Çiğ...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Eğitim ordusunun fedakâr ve cefakâr neferlerinden olan öğretmenlerin, tüm mesai, enerji ve birikimlerini eğitim-öğretime hasretmeleri gerekirken; maaşlarının yetersizliği, geçim sıkıntısı ve bir kısım...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Çiftlikte yine yoğun günler yaşıyoruz. Bildiğiniz gibi Ramazan ayı geldi. Bu sene Ömer’le Zeliş de Ramazan ayı bitene kadar oruç tutmakta kararlılar. Çiftlikte her akşam iftar daveti var. Hafize Teyze...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Bilim tarihinin erken dönemlerinden itibâren pek çok İslâm âlimi, yaptıkları çalışmalarla adlarından söz ettirmişlerdir. Birçok bilim dalının temellerinin atılmasında, ilmî ve kültürel alanlarda mühim...
Yazar: İsmail ÇOLAK