İftara Beş Kala
Annesine yardım etmek için mutfağa koştu çocuk. Bir yandan saate bakıyor, bir yandan tabakları sofraya diziyordu. Heyecanlıydı, ilk gündü bugün…
Geçen yıl bayram sonrası “Allah’ım inşallah yine Ramazan gelir. Yine oruç tutarız. Yine bayram yaparız!” diye dua etmişti. Ve son üç aydır “Allah’ım bizi hayırla Ramazan’a eriştir.” diyordu semaya ellerini yüzüne sürerken...
“Anne, son beş dakika!” dedi heyecanla. Fakat bu heyecan ona, annesinin komşular için hazırladığı tepsileri unutturmuştu.
“Evet, beş dakika kaldı ve sen hâlâ tepsileri götürmedin küçük bey!” dedi annesi biraz gülümseyerek biraz da sitem ederek.
Çocuk “Eyvahlar olsun!” diyerek ellerini kafasına götürdü. Fakat sonra pişmanlığa vakti olmadığını fark edip apar topar tepsileri kucakladı.
İlk tepsi alt kattaki komşularına idi. Zili çaldı. “Hayırlı Ramazanlar!” dedi, tepsiyi uzattı. Gülümsedi yaşlı kadın minnetle. İçeri gidip gelmesiyle çocuğun da gözleri kocaman açılmıştı. Kadın bir şişe limonatayı çocuğun kolunun altına soktu.
Gülerek koştu çocuk. Üst kata tırmanırken saatine baktı. İki dakika kalmıştı iftara. Zili çaldı. Kapıyı açan bastonlu tatlı amca çocuğa “Oğlum bu ne hâl, bir soluklan!” deyiverdi ama çocuk tepsiyi adamın eline tutuşturmuştu bile. “Allah razı olsun yavrum, annene selam söyle.” dedi. Ve güzelce paketlenmiş bir elma şekeri uzattı çocuğa.
Çocuk elini kolunu nereye koyacağını şaşırdı. Şekeri cebine sokuşturdu. “Hayırlı Ramazanlar!” diye bağırarak merdivenleri inmeye başladı. Eve geldiğinde annesi kapıdaydı. Gülümseyerek çocuğa bakıyordu.
“Top patladı küçük bey, haydi sofraya bakalım.” dedi. Çocuk nefes nefese sofraya oturdu. Cebindeki elma şekerini çıkardı. Limonatayı bardaklara doldurdu.
“Yaşasın Ramazan!” dedi. Ve annesine döndü. “Anneciğim yarın tepsileri sen mi götürsen?” dedi ve kahkahalar arasında annesine sarıldı.
“Ramazan ne güzel...” dedi çorbasını içerken. Ramazan, güzeldi...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Sevgili çocuk dostlarım; Bugün çiftlik çok hareketli. Hafize Teyze’nin doğum günü olduğu için, Ömer’le Zeliş ona bir sürpriz hazırlıyorlar. Onlar çalışırken, biz de Atlas’la Esma’nın atı olan İpe...
Yazar: Raziye SAĞLAM
Küçük baykuş, büyük adımlarla, üzgün bir şekilde, yürüyordu. Güneş tepede gülümsüyor, baykuşun üzüntüsünü azaltmaya çalışıyordu. Ama nafile!Dolaştı minik baykuş tüm gün. Aslında ne ayakları yürümek, n...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Şu ağacın tepesinde ne zamandır dünyayı izlerim bilmem. Gündüzleri, geceleri, kedileri, köpekleri, hüzünleri, sevinçleri, uçan balonları, uçamayan arabaları, işe giden insanları, okula giden çocukları...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Köy evinin kileri oldukça büyük olmasına rağmen içi tıkış tıkıştı. Bir köşeye un çuvalları, yağ tenekeleri, bir köşeye pirinç, şeker, tuz paketleri dizilmişti. Kilerin duvarındaki raflarda tencereler,...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ