Her İmtihan Bir Sevda, Her Sevda Bir Sırdır
Geçenlerde otobüse bindim. Yanımıza bir amca oturdu, selam verdi, biz de mukabele ettik. Kısa bir hâl hatır sormadan sonra, o hiç beklemediğim bir şekilde; “Allah kimseyi senin gibi yapmasın.” dedi.
Bir an duraksadım, ama tebessümümü bozmadım. “Âmin.” dedim, ardından merakla, “Neden öyle diyorsunuz amca?” diye sordum. “Senin gözün görmüyor, hayat senin için çok zor olmuyor mu?” dedi.
Ben de dilim döndüğünce hayatımdaki güzellikleri, zorlukların aslında birer imtihan olduğunu, her şeyin bir hikmeti bulunduğunu anlatmaya çalıştım. Görmediğimle değil, hissettiğimle yaşamayı öğrendiğimi, her sabah göremesem de kalbimle gün ışığını hissettiğimi söyledim.
Amcadan ayrıldıktan sonra, içimde derin bir düşünce yankılandı. Fark ettim ki, bu tür sözler artık hayatımızda çok sık yer buluyor. İnsanlar, çoğu zaman iyi niyetle dahi olsa, engelliliği acınacak bir durum gibi görüyor. Belki farkında olmadan Rabb’in takdirini, yaratılışın hikmetini sorguluyorlar. Oysa her birimizin farklı bir imtihanı, farklı bir nasibi var. Kimimizin gözü görmez, kimimizin kalbi… Kimi yürüyemez ama kalplere yürür; kimi duyamaz ama sessizliğin içinden Allah’ı işitir. Bu düşüncelerle doluyken aklıma, çocukluğumdan beri gönlümde derin bir iz bırakan Leylâ ile Mecnun hikâyesi geldi.
Bir gün Leylâ, tellala haber salmış; “Halka duyur, meydanda kazan kurup herkese çorba dağıtacağım. Kim dilerse gelsin, rızkını alsın.”
Haber kısa sürede yayılmış. Halk elinde tencere, tabak ne varsa doldurup meydana koşmuş. Herkesin derdi bir tas fazla çorba almakmış.
Mecnun ise kalabalığın arasında sessizce bekliyormuş. Herkese çorba dağıtılırken sıra ona gelmiş. Leylâ, elindeki kepçeyi kaldırdığı gibi Mecnun’un başına vurmuş. Mecnun başını eğip tebessüm etmiş, hiç ses etmeden yeniden sıraya geçmiş. Bir kez daha sıra gelince Leylâ yine kepçeyi kaldırıp Mecnun’un başına vurmuş. Bu sefer halkın içinde homurdanmalar başlamış; “Bu ne biçim iş! Kadın aklını mı yitirdi? Zavallı Mecnun’la alay ediyor!”
Mecnun’un bir arkadaşı, dayanamayıp yanaşmış; “Yahu Mecnun, kendine yazık etme. Görmüyor musun? Leylâ’nın sana yemek vereceği yok. Gururunu ayaklar altına alma.”
Mecnun, biraz kırgın, biraz sitemli ama derin bir sevdayla dolu sesiyle şöyle demiş: “Olmasaydı bana meyli, vurur muydu kepçesini Leyli? Beni onca insanın içinden seçti de vurdu. Başımı yardı ama gönlümü okşadı.”
Halk Mecnun’a kızarken, aslında Leylâ’yı kötülemeye başlamış. Ne kadar da kolay, değil mi? Az önce elinden çorba alıp dua ettikleri Leylâ’yı, şimdi bir yanlış anlamayla yargılamaya kalkmışlar. İnsanlık hâli; zahire bakıp hüküm vermek, kalbin derinliklerini görmeden taş atmak. Oysa vuran da memnun, vurulan da. Leylâ ister halk içinde ister tenhada vurur. Bu, onların arasında yaşanan bir hâl, bir sırdır. Âşık ile maşuk arasına kimse giremez. Gerçek sevda, dışarıdan bakanın anlayamayacağı kadar derindir.
Rahmetli Abdurrahim Karakoç ne güzel demiş:
Her ne kusur varsa geçen zamanda,
Suçsuzdur aynalar ela gözlü yar.
Mecnunlar Mevlâ’yı bulursa canda,
El olur Leylâlar ela gözlü yar.
Ben de bu hikâyeyi her hatırladığımda kendi hâlime şükrederim ve “Gözüm görmüyor olabilir ama kalbim görüyor. Renkleri değil, hikmetleri seçmeye çalışıyorum. İnsan bazen kaybettikleriyle değil, kazandığı sabırla zenginleşir. Her eksiklikte bir tamamlık, her karanlıkta bir nur gizlidir. Gözü görmeyen kul da Rabb’inden memnun olsun; Rabb’im de gözü görmeyen kulundan memnun olsun.”
Ayşe Gül PINAR
Yazar
Allah’ın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir:“Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beş...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Dizilerden bahsedildi bugün, dost meclisinde. Laf döndü dolaştı, televizyondaki hayatlara geldi. Üç beş kelime etmeden duramadım; çünkü bu mesele yeni değil. Yeşilçam’dan bu yana ekranlar bize hep par...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Sabır, kula düşen büyük nimettir.Mayası hüzündür, gül ister senden.Açarsan gönlünü bir ganimettir,Yalçın kayalıkta yol ister senden.Dünya debdebesi üstüne biner,Neden, niçin dersen ışığın söner,Gücün ...
Şair: Rabia BARIŞ
Kadının ruhuyla, sabrıyla ilmek ilmek işlendiği yerdir yuva.Kadının omuzlarında büyür evin sessiz mucizesi…Bir tül gibi hafif ama çelik gibi dayanıklı.Emeğiyle ocak yanar, bir nefesiyle evi toparlar, ...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ