Peygamberimiz (s.a.v.)’in Tevazuu
Ev içindeki davranışları da onun ne kadar mütevazı olduğunu gösteriyor. Hz. Aişe’ye ev içinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in davranışları sorulduğunda şu bilgiyi verdi:
“Peygamberimiz (s.a.v.) evine geldiğinde herhangi bir fevkalâdelik ve inziva göstermeden insanlardan herhangi biri gibi tevazu ile davranırdı. Kendi elbisesinin söküğü ile meşgul olur, koyunları eli ile sağar, ailelerine ev işlerinde gerekli olan kısımlarda yardımcı olurdu. Çarşıya pazara gider, bizzat alışveriş yapar ve yükünü kendisi taşırdı.
Ashâb-ı kiram: ‘Müsaade buyurunuz da biz taşıyalım.’ derlerse de ‘Herkes kendi yükünü kendi taşısın.’ buyururdu, pabuçlarını kendisi tamir ederdi.”
Merkebe biner, yün elbise giyer, hizmetçinin-kölenin davetine katılırdı. Hizmetçilerle ve dul kadınlarla beraber olur, onların ihtiyaçlarını görürdü. Bir gün huzuruna bir kadın geldi; “Ya Rasûlullah, benim size arz edecek bir ihtiyacım var!” dedi. Bu, yaşlı bir kadındı; belki de bunamıştı. Buna rağmen Peygamberimiz (s.a.v.), her insana verdiği değeri ona da verdi; “Ey kadın, Medine’nin herhangi bir yerinde, nerede istersen geleyim, ihtiyacını söyle, karşılayalım!” dedi. Kadın çıkıp Medine sokaklarından birinde oturdu.
Peygamberimiz (s.a.v.) de gidip ihtiyacını öğrendi ve kendisine yardımcı oldu.
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır: Hz. Peygamber (s.a.v.) hacca giderlerken yolda bir deveye binmişlerdi. Devenin semeri köhne idi. Bu semer üzerine örtülen örtü şayet satılsaydı dört dirhem bile etmezdi. Rasûl-i Ekrem Hazretleri bu kadar tevazua rağmen yine de “Allah’ım! Riya ve süm’adan (görsünler, işitsinler diye yapmaktan) uzak tut!” diyordu.
Hz. Câbir (r.a.) diyor ki; “Ben hastalanmıştım. Hz. Peygamber (s.a.v.) yürüyerek evimi şereflendirdiler ve benim hâlimi hatırımı sordular.”
Bir gün ashâb-ı kirâmdan Abdullah b. Yusr Yarete gelmiş, huzuruna girince titremeye başlamıştı. Bunu gören Peygamberimiz (s.a.v.), o kişiye şöyle dedi: “Arkadaş, titreme! Ben kral değilim, Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.”
Yine bir gün Abdullah b. Yusr (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e pişirilmiş koyun eti hediye etmişti. Hz. Peygamber (s.a.v.), yanındaki Müslümanlarla diz çöküp yemeye koyuldu.
Derken, çölde göçebe hayatı yaşayan bir bedevî geldi ve “Bu nasıl oturuştur?” diye şaşkınlığını açığa vurmaktan kendini alamadı. Çünkü diz çöküp oturmak, törede âciz ve miskinlerin, yoksulların âdetiydi. Böylece bedevî, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, yoksullar gibi oturuşuna bir anlam verememişti. Yüksek sezgisiyle bunu anlayan Peygamberimiz (s.a.v.); “Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, beni kerem sahibi bir kul kıldı, cebbar ve muannit kılmadı.” buyurdu.
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’in Enbiyâ Suresi 107. ayet-i kerimesinde; “Biz seni âlemlere rahmet için gönderdik.” buyurmaktadır. Rahmet olarak gönderilen, Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. İbn Abbas Hazretleri, bu âyetin tefsirinde şöyle der: “Onun rahmeti iman edenleri de etmeyenleri de içine almaktadır, iman edenlerin dünyada da ahirette de o rahmetten nasipleri vardır, iman etmeyenlere gelince; onlar da inkârları yüzünden hak ettikleri ‘kökünden helak olma’ azabının sonraya kalması ile bu rahmetten faydalanmaktadırlar.”
Sema KORKMAZ
Yazar
Çok sevdiğim bir ağabeyim yayınevi kurmaya karar verdiğinde böyle sürpriz problemlerle karşılaşacağını hiç düşünmemişti şüphesiz.Daha ilk adımda bir çelme ki sormayın.Şöyle oldu:Öğrencilik yıllarından...
Yazar: Sema KORKMAZ
Komşuyu düşünmek imanın bir gereği idi. Peygamberimiz (s.a.v.), tabiatındaki yüksek nezaketin bir eseri olarak kadınlara da son derece nazik davranırdı; kadınlara ait meseleleri daha ziyade zevceleri ...
Yazar: Sema KORKMAZ
Hakikat bahçesinde, hercaiden güller varGül çiçekler şahıdır, dikeninle ol hâfızElest bezminde Hakk'a, eğer belî dediysenNazar ile her demde, bakanınla ol hâfızVefa Hakk'ı bilmektir, yaratılış armağan...
Şair: Celalettin KURT
Allah’ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Mâni ismi, her ne kadar doğrudan Kur’ân-ı Kerim’de geçmemiş olsa da, delâlet yoluyla mânâ olarak geçmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen rivâyetle...
Yazar: Editör