Hazreti Musa ve İki Oduncu
Hazreti Musa’nın yaşadığı yıllarda, küçük bir kasabanın kenarında iki oduncu yan yana, farklı kulübelerde yaşardı. Aynı işi yaparlardı ama yolları birbirine benzemezdi. Biri bütün ömrü boyunca odununu sırtıyla taşımıştı; gençliğinde gücüne güvenir, dağları iner çıkardı. Diğeri ise zamanında az çok bir şey biriktirip bir eşek almış, yükünü ona emanet etmişti.
Zaman geçtikçe sırtında odun taşıyan oduncunun gücü tükenmeye başladı. Eskiden yürüyerek yarım saatte indiği yolu artık iki saatte bitiriyor, yükü sırtına aldığı an nefesi daralıyordu. Bir şey yapması gerektiğini biliyor ama çare bulamıyordu.
Bir gün, kasabadan Hazreti Musa’nın geçtiği haberi duyuldu. İnsanlar onun Tur Dağı’na çıkacağını, duasının kabul olacağını konuşuyordu. Yaşlı oduncu bu habere sevindi; yıllardır ilk kez içinde bir kapı aralanmıştı. Hazreti Musa ile karşılaştığında hürmetle diz çöktü:
- Ey Musa, dedi, “Çok yoruldum. Sırtım yük taşımıyor artık. Rabb’ine niyaz et; bana da bir eşek nasip etsin. Çalışayım ama gücümün yettiği kadar.”
Hazreti Musa onun kırgın hâlini görünce başıyla tasdik etti: “Senin için Rabb’ime dua edeceğim.” dedi.
Tur’dan döndüğü gün, yaşlı oduncu onu uzaktan görür görmez koştu. Sanki yıllar sonra içi ilk kez kıpırdamıştı; “Ey Hazreti Musa, müjdem var mı? Rabb’im, dileğimi kabul etti mi?”
Hazreti Musa gülümsemeye yakın bir ifadeyle cevap verdi: “Evet. Rabb’imiz sana bir eşek verecek. Fakat bir şartı var.”
- Söyle ey Musa, dedi adam, “Ne gerekiyorsa yaparım.”
Hazreti Musa sakin bir sesle devam etti:
- Komşunun iki eşeğe sahip olması için dua edeceksin.
Adam bir anda durdu. Sanki söz değil, taş gelmiş gibi yüzünü buruşturdu. Önce şaşırdı, sonra sesi sertleşti:
- Ne? Onun iki eşeği olacak, ben bir taneye kavuşacağım öyle mi? Yok, istemem! Yüküm ağır olsa da yine sırtımda taşırım. Ama komşum benden daha fazlasına sahip olursa içim daralır. Buna razı değilim.
Sözünü bitirir bitirmez arkasını dönüp gitti. Hazreti Musa ise onun ardından, uzun yılların getirdiği tecrübeyle sessizce baktı. Çünkü adamın belini bükenin odun değil, içinde yıllardır biriken kıskançlık olduğunu görmüştü.
İnsan bazen en ağır yükü sırtında değil, gönlünde taşır. Odun yoruyor gibi görünür; oysa asıl yoran, başka birinin sahip olduklarına tahammül edememektir. Rızık çalışmazsak gelmez; ama çalışmak da rızkı tek başına garantilemez. İnsan hem tedbir almalı hem de elindeki nimeti hoyratça tüketmemelidir. Kıskançlık, insanın içini kemiren sessiz bir ateştir. Bir başkasının imkânına göz dikmek, insanın kendi huzurunu tüketmesinden başka bir işe yaramaz. En güzel dua, başkasını da içine alan duadır. Gönlü geniş olanın eli de rızkı da geniş olur.
Ayşe Gül PINAR
Yazar
Günün birinde, kendini yorgun ve tükenmiş hisseden bir adam, çareyi bir doktora gitmekte bulur. Kalbini sıkıştıran bir huzursuzluk, içini kemiren bir gerginlik ve her geçen gün büyüyen bir tedirginlik...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Türk kültüründe “yuva” kavramı, yalnızca aileyi değil, insanın dünyayla kurduğu temel ilişkiyi ifade eder. Yuva, barınma ihtiyacını karşılayan bir mekân olmanın ötesinde, bireyin değerlerle tanıştığı ...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Uzun ömürlü evlilikler, sanki çok eski zamanlarda kaldı. Boşanma oranlarının her geçen gün arttığı günümüzde, bir ömrü paylaşmak neredeyse imkânsız gibi görülüyor. Büyüklerden dinlediğimiz bir masal y...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Geçenlerde otobüse bindim. Yanımıza bir amca oturdu, selam verdi, biz de mukabele ettik. Kısa bir hâl hatır sormadan sonra, o hiç beklemediğim bir şekilde; “Allah kimseyi senin gibi yapmasın.” dedi.Bi...
Yazar: Ayşe Gül PINAR