Gazze’de Bir Kedi
Meryem eskiden konuşurdu, gülerdi, sorular sorardı, şarkılar mırıldanırdı. Ama savaş gelince… Gök gürültüsüne benzeyen patlamalar, koşan ayaklar, ağlayan insanlar Meryem’in sesini korkutup sakladı. Kelimeleri kalbinin içine gizlendi. Artık konuşmuyordu. Sadece bakıyordu. Uzun uzun. Sessiz sessiz. Annesi, “Allah seni duyuyor yavrum.” derdi, saçlarını okşarken. Meryem cevap vermezdi ama kalbi dinlerdi.
Bir sabah, güneş avluya çekingen bir çocuk gibi bakarken, gri tüylü bir kedi belirdi. Gözleri zeytin yeşiliydi; sanki umut rengiydi. Kedi Meryem’e yaklaştı. Kaçmadı. Miyavlamadı bile. Sadece başını Meryem’in dizine koydu. Meryem ilk kez gülümsedi. “Bak!” dedi annesi fısıltıyla, “Allah sana bir dost göndermiş.” O günden sonra kedi her sabah geldi. Meryem’i bekledi. Sonra birlikte yürüdüler.
Kedi, Meryem’i Gazze’nin sokaklarında gezdiriyordu. Ama oyun oynar gibi değil; dua eder gibi… İlk gün yaşlı bir kadının evinin önünde durdular. Kadın kapının eşiğine bir fincan çay koydu. Çay buhar çıkarıyordu, sanki göğe bir selam gönderiyordu. “Bu...” dedi annesi, “Eşini Allah’a emanet edişi.” Meryem fincana baktı. Kalbinde sıcak bir şey oldu. Ertesi gün, kırık duvarların arasında çocuklar eski bir oyunu oynuyordu. Top yoktu ama kahkahaları vardı. Kedi tam o anda Meryem’i oraya götürdü. “Şükür,” dedi bir çocuk, “hâlâ gülebiliyoruz.”
Meryem bunu duydu. Kalbi biraz daha açıldı. Bir başka gün, bir adam kapısının önüne bir nar bıraktı. Nar çatlamıştı. İçindeki kırmızı taneler tek tek görünüyordu. “Paylaşmak için.” dedi adam, “Allah bereket versin.” Meryem narın parlaklığına baktı. İçinden bir dua geçti ama sesi çıkmadı.
Her evin önünde küçük ama kocaman şeyler vardı. Bir dua, bir hatıra, bir sabır, bir tebessüm… Meryem, kedinin peşinden giderken Gazze’nin kalbini öğreniyordu. İnsanların acıyla nasıl sabrettiğini, sabırla nasıl inandığını görüyordu.
Gazze’nin sokaklarında bir çocuk ve bir kedi yürümeye devam etti. Her adımda bir inanç, Her durakta küçük bir gülümseme vardı.
Erbay KÜCET
Yazar
Gözümü açtığımda penceremden bana bakan minik pembe kanatlı kelebeğimle göz göze geldim. Kelebeğim dediğime bakmayın, elbette onu evde beslemiyorum. Pembe kanatları ve kanatlarının üzerindeki siyah be...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Bir zamanlar, yeşillikler içinde bir bahçeli evde, Yusuf ve Nihan adında iki kardeş yaşardı. Anneleri sevgi dolu bir öğretmen, babaları ise zeki bir bilgisayar mühendisiydi. Evleri, ağaçlarla ve renkl...
Yazar: Erbay KÜCET
Orhan Gazi, 1281’de Söğüt’te doğdu. Ailesinin ilk çocuğuydu. Kayı Aşireti’nin uğuru ve umuduydu. Babası, annesi, dedesi, amcaları, dayıları, kısacası herkes onun doğumuna çok sevindi. Günlerce şenlikl...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Bir zamanlar Kudüs'ün tarihî taş döşeli sokaklarında yaşayan Selim ile Kerim adında iki kardeş vardı. Babaları Türkiye’de doğup büyümüş, bilgisayar mühendisi olarak eğitim almış, anneleri ise Filistin...
Yazar: Erbay KÜCET