Ey Bâd-I Sabâ
Ahmed Kuddûsî (1760-1848)
Ey bâd-ı sabâ es yürü ol yâre selâm et
Mahbûb-ı Hudâ Ahmed-i Muhtâr’e selâm et
Sevdâsı anın etti beni zâr u perîşân
Arz eyle bu ahvâlimi dildâre selâm et
Şevki ile n’olduğumu hep eyle ifâde
Pes ol şeh-i hûbân gül-i gülzâre selâm et
Çün olmuş idim bir sene şehrinde mücâvir
Etsün bu firâk derdine bir çâre selâm et
Yanar yüreğim âteş-i hicrân ile dâim
O kâşif-i gam dâfi’-i ekdâra selâm et
Eflâkî yaratmaz idi ol olmasa Hallâk
O bâis-i halk menba’-ı esrâre selâm et
Hem eyledi âlemlere Yezdân anı rahmet
Muztarlara imdâd edici çâre selâm et
Tebliğ ü salât ile selâm et tekrâr
Bin şevk ile ol kadı-yı etvâre selâm et
De eyle şu Kuddûsî-yi gümrâha şefâ’at
Her derde devâ edici hünkâre selâm et
Gönül dünyamızda bâd-ı sabâ/sabah rüzgârı, sevgiliye haber gönderen, sevgiliden haber getiren bir postacı gibi telâkkî edilir. Özellikle klâsik edebiyatımızda âşıklar hep seher yelini beklerler ki gül yüzlü sevdasından bir haber getirsin. Kuddûsî de böyle bir yola başvuruyor. Sabah rüzgârından, Allah’ın habîbi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e selâm götürmesini istiyor. Belli ki imkânı yok, kendisi gidemiyor.
Şair, sevgilinin sevdâsı ile perîşan olmuştur. Gece gündüz inlemektedir. İster ki sevdiği bu hâlinden haberdâr olsun. Eğer haberi olursa belki ona acıyacak, rahmedecektir.
Şair seher yeline sıkı sıkıya tembihte bulunuyor. Aman onun aşkından ne hâle geldiğimi iyice anlat. Ve mutlaka o güzeller güzeline, gül bahçesinin seçkin gülüne selâmımı söyle.
Kendisi belki tanımaz ama ben O’nun bulunduğu şehirde bir sene kadar O’na komşu olmuştum. Ne olur ona söyle de bu ayrılık derdine bir çâre bulsun.
Ondan ayrıldıktan sonra yüreğim daima ayrılık ateşiyle yanmaktadır. Ne olur söyle o yüreklerdeki gamı keşfeden, gönüllerdeki kederleri gideren sevgiliye…
O ki bu dünyanın yaratılmasına sebep, bütün sırların kaynağıdır. Allahu Teâlâ, o olmasaydı felekleri yaratmayacaktı.
Allahu Teâlâ, onu âlemlere rahmet edici olarak göndermiştir. “Vemâ erselnâke illâ rahmete’n-li’l-âlemîn” Bu özelliğiyle o ıztırap çekenlere imdad edici bir Peygamber’dir.
O adâlet timsali olan Yüce Peygamber’e bin şevk ile selâmımı tebliğ et.
Ey bâd-ı sabâ, Peygamber Efendimiz’in yanına gittiğinde: “Yâ Rasûlallah, şu yolunu şaşırmış Kuddûsî’ye şefâat eyle.” de ve bütün dertlere dermân olana tekrar selâm söyle.
Şairin diğer na’tlarından örnekler:
NA’T
Nebîler serveri Fahrü’l-Verâ’nın ümmetiyiz biz
Nebiyullah Muhammed Mustafâ’nın ümmetiyiz biz
Demiş Mevlâ yaratmışam bu halkı ben senin içün
O Fahr-i dü cihân Yâr-ı Hudâ’nın ümmetiyiz biz
Dahi demiş seni kendim için halk ettim dostum
Vücûd-ı halka bâ’is Müctebâ’nın ümmetiyiz biz
Ana insan melek cin reşk eder dü cihânda kim
Hudâ dostu Şefî’i’l-müznibînin ümmetiyiz biz
Anın nûrundan etmiş iktibâs bu mihr-i mâh nûrı
Ki asl-ı nûr-ı mahlûk dü cihânın ümmetiyiz biz
Kamu ümmetler üzre ümmetin halk eylemiş tafdîl
Resûl-i ins ü cin Şemsü’d-Duhâ’nın ümmetiyiz biz
Hudâ Kur’ân içinde bizi medheyler sarîhan hem
Pes ol kân-ı kerem bahr-i vefânın ümmetiyiz biz
Tevessül ettiler Hakk’a anınla enbiyâ cümle
O sultân-ı cemî’-i enbiyânın ümmetiyiz biz
Bi-küllî âlemîne rahmet irsâl eyledi Yezdân
Bizi ol Şâh’a ümmet kıldı anın ümmetiyiz biz
NA’T
Bende-i bî-çarenim eyle bana çâre meded
Yâ Şefî’a’l-müznibîn kıl ben günahkâre meded
Eyledim gerçi ziyâret Ravzan’ı kerrat ile
Bakmadın yüzüme kaldım böyle avâre meded
Baş açık yalın ayak şehrine vardım şevk ile
Yalvarup dedim günâhım çok yüzüm kare meded
Bir sene oldum mücâvir gece gündüz ağladım
Etmedim ey Fahr-i âlem bu pür-evzâre meded
Çün senin aşkınla ettim azm-i iklîm-i Hicâz
Eylesin Şâhum deyü bu bende-i zâre meded
Dolanup gezdim cihânı ışkın ile bir zaman
Der idim kurtar emân yakma beni nâre meded
Bî-karâr olup yine şevk ile vardım şehrine
Zehr-i hicrin yüreğimi etti bin pâre meded
İntizâr-ı mâderim ayırdı şehrinden beni
Hasretinle oldu içim dopdolu yâre meded
Kalıp ise pîr-i fânî kâlb ise bir nev-civân
Aksakallı bir yetîmem salma ağyâre meded
Çek bu Kuddûsî fakîri kıl civârında mukîm
Eyle müstağrak anı lûtfunla envâre meded
Vedat Ali TOK
Yazar
Leylâ Hanım (?- 1847)‘Alîl-i derd-i isyâne devâsın yâ RasûlallahBize sûy-i cinâne rehnümâsın yâ RasûlallahSana âşık olanlar secde eyler hâk-i pâyindeCemî-i ümmete kıblenümâsın yâ RasûlallahYaratılmazd...
Yazar: Vedat Ali TOK
Dinî-tasavvufî Türk edebiyatı, asırlar boyunca Ahmed Yesevî, Mevlânâ, Yûnus Emre ve Fuzûlî gibi mânevî mimarların ihlâs ve aşkla dokuduğu hikmetli sözlerle beslenmiştir. Bu kutlu zincirin yirminci yüz...
Yazar: Yusuf HALICI
Beden neden memnun ruh neyi arar?Kırk yıl hayallerde düşlerde gezdim.Şen kahkahalarda kılmadım karar,Gözlerden süzülen yaşlarda gezdim.Bir cemre peşinde harcadım varı,Erimedi gitti dağların karı.Yola ...
Şair: Satılmış ŞEN
Aziz Mahmud Hüdâyî (?-1628)Kudûmün rahmet-i zevk ü safâdır yâ ResûlallahZuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ ResûlallahNebî idin dahi Âdem dururken mâ’-i tîn içreİmâm-ı enbiyâ olsan revâdır yâ Resûl...
Yazar: Vedat Ali TOK