Derd-İ Âşıkân Dermânı
Aziz Mahmud Hüdâyî (?-1628)
Kudûmün rahmet-i zevk ü safâdır yâ Resûlallah
Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ Resûlallah
Nebî idin dahi Âdem dururken mâ’-i tîn içre
İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır yâ Resûlallah
Kemâl-i zümre-i kümmel senin nûrunla olmuşdur
Vücûdun mazhar-ı tâmm-ı Hudâdır yâ Resûlallah
Seninle erdiler zâta dahi envâ’-ı lezzâta
İşin erbâb-ı hâcâta atâdır yâ Resûlallah
Hüdâyî’ye şefâat kıl eğer Zâhir eğer Bâtın
Kapuna intisâb etmiş gedâdır yâ Resûlallah
Na’t edebiyatı 17. yüzyılda artık kemâl bulmuş denilebilir. Yani Türklerin İslâmiyet’i kabulünden sonra Anadolu’da Şeyyad Hamza, Süleyman Çelebi gibi şairler başta olmak üzere birçok şairin işlediği, Peygamber sevgisiyle ilgili şiirlerde mazmunlar oturmuş; birçok remiz şairlerin kaleminde klişeleşmiştir. Dolayısıyla Aziz Mahmud Hüdâyî’nin aruzla yazdığı bu na’tinde artık kendinden önce söylenmemiş neredeyse hiçbir orijinal söyleyiş yok gibidir. Önceki dönemlerde yazılmış na’tlarda kafiye ve duygu ortaklığını bu şiirde de görebiliriz. Şairin bu şiire, kendisinden duygu olarak bir şey katmadığını, vezin, kafiye ve redifin, şairin söyleyişine hâkim olduğunu söylemekle haksızlık etmiş olmayız.
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin şiiriyle ilgili bir değerlendirme ve karşılaştırma yapacak olursak, özetle şunu söyleyebiliriz: Kendisinden yaklaşık iki asır önce gelen Şeyyad Hamza başta olmak üzere birçok şair, Aziz Mahmud Hüdâyî’nin söyleyeceklerini daha önce söylemiştir.
Şairin heceyle yazdığı şiirlere daha samîmî bir duygu yoğunluğu; daha orijinal bir söyleyiş hâkimdir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, aruz vezninin ağırlığı, sözü aruza uydurma telâşı bu şiire yapmacık bir akis vermekten ileri gitmiyor.
Aziz Mahmud Hüdâyî, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dünyaya gelişini, insanlık için bir rahmet olarak düşünüyor. Onun gelişi aşk derdine müptelâ olanlara bir devâ olmuştur. Hz. Âdem yaratılmadan önce –su ile balçık arasındayken- Hz. Muhammed (s.a.v.) nebî idi. Burada “Âdem su ile çamur arasında iken ben peygamberdim.” hadisi hatırlatılarak telmih sanatı yapılıyor.
Evliyâ zümresinin büyükleri, kemâli onun nurunda bulmuştur; çünkü şaire göre, Allah'ın tamamen tecelli ettiği yegâne vücut onun vücûdudur.
Hz. Muhammed (s.a.v.) dünyanın bahtını değiştirdi. Dünya türlü nimetleri, lezzetleri onun sayesinde tattı. Her yaptığı iş de ihtiyaç sahipleri için bir ihsan ve bağış olmuştur.
Aziz Mahmud Hüdâyî, Hz. Muhammed (s.a.v.)'den şefâat dilemektedir. Kendisini, ona muhtaç, içiyle dışıyla ona intisap etmiş bir fakir, dilenci gibi görmektedir.
Neyleyeyim dünyâyı bana Allah’ım gerek
Gerekmez mâsivâyı bana Allah’ım gerek
diyen ve daha çok, ehl-i tarîkat kimliğiyle bilinen Aziz Mahmud Hüdâyî’nin, 16. yüzyılda şiir sahasında zirve sanatkârların yetişmiş olması sebebiyle, şairlik yönü arka plânda kalmıştır. Bazı şiirlerini aruz vezni ve beyitlerle yazarken, şiirlerinin büyük bir ekseriyetini hece vezni ve dörtlüklerle yazmıştır. Bu yüzden tezkire yazarları tarafından dîvân şairi kabul edilmemiş ve tezkirelerde de yer alamamıştır.
Hüdâyî, aşağıdaki beytinde soyunun Hz. Muhammed (s.a.v.)'e dayandığı hususunu dile getirir:
N’ola eylersen Hüdâyî’ye nazar
Ceddüm ü pîrimsen ey kân-ı atâ
Şu dörtlükte de aynı şeyi savunur:
Canlar içinde cânân
Ma’den-i ilm ü irfân
Ceddim ü pîrim sultân
Sensin yâ Rasûlallah
Aşağıdaki şiiri ise onun ve Türk edebiyatının en güzel na’tlarından biridir:
Sadr-ı cemî mürselîn
Sensin yâ Rasûlullah
Bedr-i eflâk-i yakîn
Sensin yâ Rasûlullah
Nûrun sirâc-i vehhâc
Âlemler sana muhtâc
Sâhib-i tâc u mi’râc
Sensin yâ Rasûlullah
Âyine-i Rahmânî
Nûr-ı pâk-i Süphânî
Sırr-ı “Seb’a’l-Mesânî”
Sensin yâ Rasûlullah
Şâhidin leyl-i isrâ
“Sübhân ellezî esrâ”
Câmi’-i cümle esmâ
Sensin yâ Resûlullah
Ey menba-ı lutf u cûd
Yerin Makâm-ı Mahmûd
Yaratılmıştan maksûd
Sensin yâ Rasûlullah
Canlar içinde cânân
Maden-i ilm ü irfân
Ceddim ve pîrim sultân
Sensin yâ Rasûlullah
Açan râh-ı tevhidi
Bulan sırr-ı tefrîdi
Hüdâyî’nin ümmîdi
Sensin yâ Rasûlullah
Diğer na’ti:
Ey Rasûl-i Mustafâ vü Müctebâ
Ve’y Habîb-i murtazâ vü Muktedâ
Küntü menz esrârının miftâhısın
Zât-ı pâkin mazhar-ı tâmm-ı Hudâ
Arş-ı a’zâm cilvegâh iken sana
Seyrine Sidre ola mı müntehâ
Lev denevtü deyicek Rûhü’l-emîn
Sen revân oldun pes ey Hayrü’l-verâ
Bârgâh-ı vahdeti erdin hemîn
Kaldı Mevlâ gitdi cümle mâsivâ
Böyle bir nûr etdi neslinden zuhûr
Tan mı İsmâil ederse cân fedâ
N’ola eylersen Hüdâyî’ye nazar
Ceddim ü pîrimsin ey kân-ı atâ
Vedat Ali TOK
Yazar
Toplum, fertlerden oluşan bir yığın değil; değerlerle birbirine kenetlenmiş bir organizmadır. Bu organizmanın çekirdeği, kalbi ve rûhu ise ailedir. Bir milletin geleceğine dair öngörüde bulunmak istey...
Yazar: Ramazan ALTINTAŞ
1460’lı yıllarda Üsküp’te doğan İshak Çelebi, babası kılıç ustası olduğu için Kılıçzâde lâkabı ile anılmaktadır. Memleketinde başladığı eğitimini Edirne’de tamamlamış ve muhtelif medreselerde müderris...
Yazar: Hamit DEMİR
Cümlenin mahbûbu sensin ey habîb-i ezelîCümle Yûsuf’lar içinde ey güzeller güzeliCümle ümmet âşık oldu sana ey seyyid-i hulkHimmetinle gitti gayrı bâğ-ı vahdet gazali“Küntü kenzen” sanadır matlab-ı a’...
Yazar: Vedat Ali TOK
Bursalı İsmail Hakkı (1653-1724)Yüzünden okunur “Seb’al-mesânî” yâ RasûlallahGözünden hall olur akd-i maânî yâ RasûlallahSadef-vâr oldu âlem anda sen dürr-i yetîm oldunBulunmaz âlem içre sana sânî yâ ...
Yazar: Vedat Ali TOK