Cehennem
Vakitsiz büyüdü bu kentin sokakları
Vakitsiz büyüdü ana caddeleri
Kan ve irin arasından eller
Cehenneme çağırır her akşam
Çengellere asılır her sabah çocuk gülücükleri
Gerilir kaldırımları dudakları
Sisli akşamlar boyu hüzündür çalınan uzunçalarlarda
Günahlar çengelleridir asılmış ruhların meydanlara
Gözler karanlık bodrumlara doldurulmuş
Gün ışığına uğratmadan yarasa pençeleri
Köpek bakışlı vesveselerin fosfor aydınlığında
Bıçaklar bilenmekte keskin acımasız
Açlık kin ve nefret duvarlarıyla örülü mağaralara
Ki ışık sızmaz öğle vakitleri güneşten kalma
Bodrumlarda şeytan dansları sürgit
Kapılar kapalı ışığa bodrumlardan kadehlere
Bağırtılar ve ayak seslerini derler karanlık
Aşkı çok boyalı kadın yüzlerinde arar
Yeni yetme bir çocuğun titrek elleri
Neonlu vitrinlerde buket buket zakkumlar
Mat bir iştah cazibesi kadın gözlerinde
Kent hasta çocuğunu emzirir derin horultularla
Labirentlerde şamata düğün ve zakkumlar
Yırtık yüzlerde kahkaha çizgileri küstah
Yosma ayaklar altında ezilen bir gülün feryadıdır
Gecenin yüreğinde kasılıp duran
Beynini kemirir çağdaş kelepçeler arasından
Kin ve nefret fışkırır bodrumlardan gökdelenlere
Aç ve azgın şeytan çağrıları içinden
Gün ışığını yakalar alev elleri cehennemin
Karanlık çöker köylü urbalardan henüz sıyrılmış
Çağdaş ürperişler içindeki genç kız rüyalarına
Karanlık karanlığa karanlık kente abanır abanır
Ve beş vakit direnir Hacı Bayram minareleri
Kentin ışır gözlerinde akrep sevgileri
Genç kız yaşmağını çerçeveler hüzün
Uzatır kollarını alev alev ergen çocuklara
Ruh depremleri içinde sarhoş bir başına
Büyük kentin caddelerinde tereddüt acı
Günah yorgunu yüzlerde cehennem
Uğultuyla caddelerden meydanlara dökülür
Rüyaları zakkumlar süsler ki yarıda uyanılır
Gün vurmaz bodrumlarda aralıksız insan
İçinde gömülü cehennemi karıştırır durur
Fabrika bacalarında derin bir soluma kente doğru
Et ve sinirle çemberlenmiş duvarlar
Çocuk hayalleri fırınlara doldurulur her sabah
Salınır yeniden gün batımında meydanlara
Çoğu bir kadının umutsuz düşlerinden
Kahkahalar boşanır gökdelenlerin tepesinden
Toplandı gün ışığı önce tarfetü'l-aynda
Karanlık bodrumlara gömülerek acımasız
İnsan ve ışık doğurdu en bend dinlemez isyanları
Karanlık alevler fışkırdı ansızın bodrumlardan
Gökdelenlerin tepesinden alevler kente
Bacalarından fabrikaların ve rüyalarından genç kızların
Döküldü meydanlara caddeler sokaklardan
Gün boyu düşler asfaltlandı gün boyu silindir gıcırtısı
Sevgiyi asfaltladılar aşkı umudu asfaltladılar
Son model arabalar geçti ziftli caddelerden
Kayıp geçti gözyaşları çocukların
Kayıp geçti genç kızların gelinlik düşleri
Anneler başucunda ağlar can çekişen bebeklerin
Tutkulu gözlerde perdelenmiş özlem arayışı
İnsan ezelle ebed arasında şaşkın varlık ötesi
Plâkların uzun devirli yollarında hıçkırır
Bir yaşlı adamın baston takırtısıdır uzaklaşan
Karanlık dalga dalga abanırken kent
Cam kırıkları arasından kan hayatı simgeler
Yelesi alev alev atlar koşulur arabalara
Ateşten kırbaçlar şaklar birdenbire
Ak kanatlı kuşlar yeşile hasret havalanır
Bir ormanın derinleşen uğultusu arasından
Ellerini ayaklarım beceriksiz oynatır
İnsan kendini arar kaybolmuş rüyaların aydınlığında
Sere serpe kan ve ateş süzülür hatıralara
Cehenneme çağıran ateş bakışlı mırıltılar
Bodrumların çekici loşluğu doğru
Gecenin yapışkan bir başına kollarına çağırır
Kadın çığlıkları sarkar balkonlardan
Bodrum katlarından gökdelenlerin tepesinden
Çoğu kez kafeteryalarda baş dönmesi hüzün
Alev atlar dökülür kadehlerden meydanlara
Karanlıkta yitirilmiş gülücükleri arar
Kar düşer kaldırımlara sisli göklerden
Doğmakta geciken bir güneş özlemiyle
Santim santim ağarır karanlık gölgeler
Düşler pul pul dökülür yeniden yeniye müzik
Bastona mahkûm bir gencin iniltisidir hele
Boynu bükük çocuk yüzlerinde çizgi çizgi acı
Aç kurtlar üşüşür gazete sütunlarına arar
Saçları ak bir ihtiyar irkilir birdenbire
Beyaz gençlik rüyalarının orta yerinden
Hayır hayır unutulmuş bir pınarın serinliğinden
Hızır atılır doludizgin dökülürken yaprak yaprak
Hacı Bayram minarelerinde kandil aydınlığı
Dağılır genç kız rüyalarına huzme huzme
Taze ekmek kokusunda mutluluk
Cehennemde kavrulmuş yüzlerde tebessüm
Asırdîde kaldırımlarda ahenkli takırtılar
Gönüllerde Halil İbrahim muhabbeti
Meydanlar güvercin mavisiyle aydınlanır
İç içe ışık daireleri düşer kaldırımlardan toplar
Cehennemden artakalan çocuk gülücüklerini
Ateşten necat bulan büyük kentin insanları
Sevgiye kıyam ederler beş vakit
Gönül dibeklerinde aşk iksiri dövülür güm güm
Bulvarlarda solmayan güllerin kokusu
Akşamı uzatır ikindi güneşi yeniden
Pencerelerde salkım saçak çiçekler açar
Mahmut KAPLAN
Yazar
Kıymetli hocam kısaca özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?- 1954 Samsun doğumluyum. Samsun İmam-Hatip Okulu’nda başlayan öğrencilik yıllarımız, daha sonra parasız yatılı olarak dördüncü sınıfta Çorum...
Yazar: Musa TEKTAŞ
İstanbul’u sevmek, seni sevmek gibi zormuş,Her gün batımından kalan avcumdaki kormuş…Tiryâkiyi esrâr, umarım böylesi yakmaz,Bir kerre tutuldun mu yeter, sonra bırakmaz…Ah nerde kilitsiz kapılar, kuytu...
Şair: Halil GÖKKAYA
Rumeli Hisarı (Yenicehisar, Boğazkesen Hisarı, Nikhisar “Güzelhisar”, Yeni kale/hisar, Başkesen Hisarı, Kara Kale) isimleri ile kaynaklarda geçmektedir. Hisar, 32 bin m²’lik bir alana yayılmıştır. His...
Yazar: Resul KESENCELİ
Bu dünya gurbetine gönderilirken iki önemli varlık bize yoldaş kılınmış: Kalp ve nefs. Bu yazıda nefis üzerinde duracağız. Nefis aslında dönüşmesi her an mümkün olan bir varlık… Boynundan tutulup hiza...
Yazar: Mahmut KAPLAN