Bir Umut Masalı
Gazze’nin tozlu sokaklarından birinde, yükselen yaşlı bir incir ağacı vardı. Gövdesi, tıpkı o topraklarda yaşayan insanlar gibi çetin ve bilgeydi; geniş dalları ise gökyüzüne açılmış, sanki her gün yeni bir dua yükselten nasırlı elleri andırıyordu. Yaz günlerinde mahallenin çocukları bu ağacın gölgesine sığınır, dalların arasından sızan güneş hüzmeleriyle kovalamaca oynardı. Kuşlar, sanki bu ağacın kadim bir hafızası varmış gibi en güzel şarkılarını hep onun dallarında söylerdi.
Küçük Leyla, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte o ağacın yanına koşardı. Dalların arasında neşeyle cıvıldayan kuşlara isimler takmıştı: "Maviş" ve "Pıtırcık"... Onlarla konuşur, dünyayı onların gözünden görmeye çalışırdı. İncir ağacı, Leyla’nın sadece bir oyun arkadaşı değil, sırdaşıydı. Bir gün, o tanıdık huzur yerini sarsıcı bir gürültüye bıraktı. Gökyüzü gri bir dumanla kaplandı, evlerin duvarları birer yaprak gibi titredi ve toz bulutları oluştu. Leyla, annesinin elini öyle bir sıkıyordu ki, parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Kalbi kuşların telaşlı çırpınışı gibi göğsünde atıyordu. Gözleri yaşlı, tozdan görünmez hale gelen sokağın ortasında incir ağacını aradı. Ağaç, saldırıların gölgesinde bir başına kalmış gibi dursa da gövdesi dimdikti. O an Leyla’nın küçük kalbine bir fısıltı düştü: “Kökleri toprağa nasıl böylesine sıkı tutunuyorsa, ben de bu hayata öyle tutunabilirim.”
Günler, endişeli saatlere dönüştü. Leyla, en sevdiği oyuncak bebeğini evlerinin enkazı arasında kaybetti. Yokluğu, çocukluğunun bir parçasının kopup gitmesi gibiydi. Ancak her şeyin bittiğini düşündüğü bir anda, incir ağacının kırık bir dalının ucunda taze, açık yeşil bir yaprağın belirdiğini gördü. O minik yaprak, tüm o yıkımın ortasında haykırıyordu. Annesi, Leyla’nın saçlarını okşarken, bakışlarını uzaklara sabitleyerek fısıldadı: "Hayat bazen çok karanlık ve zor olur kızım, ama unutma; ışık, çatlaklardan sızarak hep yolunu bulur."
Bir akşam, gökyüzündeki dumanlar biraz olsun dağıldığında, en tepede tek bir yıldız parladı. Leyla, titreyen parmağıyla o yıldızı işaret etti. Yüzünde, aylardır görmediği o saf gülümseme belirdi: "Bak anne, karanlık ne kadar derin olursa olsun, yıldızlar hep geri gelir. Işık, hiçbir zaman veda etmez." O günden sonra incir ağacının altı, Leyla için sadece bir sığınak değil, bir okul oldu. Her akşam, dünyadaki tüm karanlığa rağmen gökyüzündeki yıldızları izlemeyi alışkanlık haline getirdi. İçinde artık bir sır taşıyordu: Umut, tıpkı o ağaç gibiydi; toprağa bir kez kök saldığında, dışarıdaki fırtınalar ne kadar sert eserse essin, yeniden yeşermeye, yeniden uzanmaya devam ederdi.
Erbay KÜCET
Yazar
Gazze’de sabahlar, kuş cıvıltısından ziyade, yüreklere oturan uzaktan gelen uğultularla başlardı. Küçük Esra, daha yedi yaşındaydı ve güne gözlerini açtığında ilk yaptığı şey, yanı başında uyuyan kard...
Yazar: Erbay KÜCET
Ortaokulun ilk haftasıydı. İlk haftanın heyecanı, tüm öğrencilerin yüzlerinden okunuyordu. Daha önceden birbirlerini tanıyan öğrenciler hal hatır sorarken ilk kez tanışanlar ise ilk günlerin hey...
Yazar: Yusuf ŞAFAK
Ali küçük ama çok meraklı bir çocuktu. En sevdiği şey, renkli kalemlerini defterinin başına dizip yeni şeyler yazmaktı. Ama bir kalemi vardı ki diğerlerinden çok farklıydı. Bu kalemi ona dedesi vermiş...
Yazar: Erbay KÜCET
Kudüs'te, sabahın ilk ışıkları eski taş döşeli sokakları usulca selamlıyordu. Hava serindi, sessizliği yalnızca uzaklardan gelen ezan sesi delip geçiyordu. Rıza, her zamanki gibi, bu çağrıyı duyduğund...
Yazar: Erbay KÜCET