Bayramın Işığını Yeniden Yakmak
Aralık ayı geldiğinde şehirlerin yüzü değişiyor.
Mağaza vitrinleri parlıyor, restoranlar konsept değiştiriyor, market rafları bile bir başka görünüme bürünüyor. Çam ağaçları, süsler, renkler… İnancımızla hiçbir bağı olmayan bir kutlama, görsel ihtişamıyla hepimizin dikkatini çekebiliyor. Hatta çoğu zaman fark etmeden “Ne güzel olmuş!” diyebiliyoruz.
Peki, kendi bayramlarımız geldiğinde neden sokaklarımız aynı coşkuyla canlanmıyor?
Neden bayram, çocuklarımızın zihninde bir ışıltıdan çok zorunlu bir görev olarak yer ediyor?
Günler öncesinden başlayan temizlikler, bitmeyen yemek hazırlıkları, “Ayıp olmasın.” diye yapılan ziyaretler… Bayram, özellikle kadınlar için çoğu zaman bir yük listesine dönüşüyor. Çocuklar ise annelerinin yorgun yüzüne bakarak bayramın neye benzediğini öğreniyor.
Oysa bizim bayramlarımız sıradan bir tatil değildir; rahmetin, paylaşmanın ve affetmenin en yoğun yaşandığı günlerdir. Bayram sabahı gökyüzü bile daha berrak görünür. Fakat biz, çoğu zaman başımızı kaldırıp o berraklığa bakmayı unuturuz.
Evet, hazırlık güzeldir. Evlerin toparlanması, sofraların kurulması elbette kıymetlidir. Ama bu hazırlıklar, çocukların gözünde yalnızca yorgunluk değil, tatlı bir telaş hissi uyandırmalıdır.
Şimdi kendimize dürüstçe sormamız gerekiyor:
Bayramı gerçekten seviyor muyuz ve sevdiriyor muyuz?
Belki de mesele şu: Biz bayramın ruhunu içimizde yaşıyoruz fakat onu görünür kılmıyoruz.
Neden evlerimiz bayramda biraz daha canlanmasın?
Neden çocuklarımız için küçük süslemeler, bayram köşeleri, renkli detaylar hazırlamayalım?
Neden sokaklarımız, apartmanlarımız, camlarımız bayramın geldiğini haber vermesin?
İhtişamdan söz ederken israfı değil, coşkuyu kastediyorum. Gösterişi değil, heyecanı… Çünkü çocuk için görsel hafıza çok güçlüdür. Işığı hatırlar, rengi hatırlar, neşeyi hatırlar. Eğer bayram onun zihninde annesinin yorgunluğu ile eşleşirse büyüdüğünde onu bir külfet olarak yaşayacaktır.
Oysa biz bayramı bir sevinç mektebine dönüştürebiliriz.
Birlikte süslenen bir ev, birlikte kurulan bir sofra, birlikte yapılan küçük bir hazırlık… Çocuğun hafızasında “Biz bayramı beklerdik.” cümlesine dönüşür.
Belki de artık bayramı yalnızca yetişkin sorumluluğu olmaktan çıkarıp ailece yaşanan bir şenliğe dönüştürmemiz gerekiyor. Çünkü bayram, yorularak değil; paylaşarak güzelleşir.
Ve belki en önemlisi şu: Başka kültürlerin parıltısı gözümüzü kamaştırıyorsa kendi bayramımızın ışığını yeterince çoğaltmamış olabiliriz.
O ışığı önce evlerimizde yakmak, sonra sokaklara taşırmak bizim elimizde.
Bayramlarımızın kıymetini bilip hakkını verdiğimizde belki de özlemini duyduğumuz o eski bayramların lezzeti yeniden gönlümüze uğrayacaktır.
Gülşen CANPOLAT
Yazar
Sıla-yı rahimi rahmet bilerek,Uçarak giderdik Kale Köyü’ne.Dertleşirdik bir araya gelerek,Bayram geldi anne, sen yoksun yine...Çığlık çığlık kapılara koşardın,Sevincinden dolup dolup taşardın,Hani sen...
Şair: Halil GÖKKAYA
Bayram kelimesi, yazıya geçmeden çok önce hayatımızın içindeydi. Orta Asya Türk topluluklarında bayram; toylarla, şölenlerle, mevsim geçişleriyle ve doğayla kurulan bağla birlikte düşünülürdü. Bu yönü...
Yazar: H. İklil TEKTAŞ
Sevgi, ailede en çok var sayılan ama en çabuk eksilen şeylerden biridir. Vardır diye düşünülür, konuşulmaz. Konuşulmadıkça da yavaş yavaş hissedilmez hâle gelir.Her kalbin sevgiye açılan kapısı aynı d...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Bayram, çocukluğun takvimine düşen en kutlu, unutulmaz günlerdir.“Bayramınız kutlu olsun, mübarek olsun.” dediklerinde uzatılan sadece şeker, harçlık değil, gönül tadıydı.Günlerden biri değildi, sanki...
Yazar: Nilüfer Z. AKTAŞ