Sevgi, Doğru Dilden Konuştuğunda
Sevgi, ailede en çok var sayılan ama en çabuk eksilen şeylerden biridir. Vardır diye düşünülür, konuşulmaz. Konuşulmadıkça da yavaş yavaş hissedilmez hâle gelir.
Her kalbin sevgiye açılan kapısı aynı değildir. Kimi bir cümleyle yumuşar, kimi suskunluğunun fark edilmesini ister. Kimi hatırlanmakla, kimi yükü paylaşılmakla sevilmiş hisseder. Aynı evin içinde, aynı duyguyla ama farklı dillerle sevilir insanlar.
Allah Teâlâ kendisini El-Vedûd olarak tanıtır: Seven ve sevdiren… Sevgi, O’nun kullarına bir ikramıdır. Aile de bu ikramın en çok hissedilmesi gereken yerdir. Ancak sevgi, yalnızca niyetle taşınmaz. Emek ister, göz ister, kalbin uyanık olmasını ister.
Bazen evlerde sevgi vardır ama aceleye yenik düşer. Bazen vardır ama yorgunlukla üzeri örtülür. Bazen de vardır; fakat herkes kendi dilinden konuştuğu için kimse kendini sevilmiş hissetmez. Kırılmalar çoğu zaman tam da burada başlar.
Eşler arasında sevginin en kıymetli hâli, halden anlamaktır. Her şeyi konuşarak çözmek değil; bazen doğru zamanda susabilmek. Düzeltmeye çalışmadan yanında durabilmek… Çünkü insan, en çok, anlatmak zorunda kalmadığı yerde rahat eder.
Aile, kusursuz insanların değil; kusurları dönüştürebilenlerin birlikteliğidir. Hata olur, söz incitir, kalp yorulur. Ama merhamet varsa bağ kopmaz. Affetmek sevgiyi zayıflatmaz; aksine derinleştirir. Kusuru örtmek, aileyi ayakta tutan görünmez bir kalkandır.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) aile hayatına bakıldığında, sevginin nasıl bir hâl olduğu açıkça görülür. O’nun sevgisi netti. Eşlerine karşı incelikli, çocuklarına karşı yumuşak, torunlarına karşı şefkatliydi. Sevgi, O’nun hayatında yalnızca davranışta değil, sözde de karşılık bulurdu. Nitekim Peygamberimiz, “Seven, sevdiğine sevdiğini söylesin.” buyurmuştur.
Belki de bugün aileler olarak sevgiyi yeniden tanımlamaya değil, yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Daha az öğüt, daha çok anlayış... Daha az beklenti, daha çok merhamet… Çünkü sevgi, doğru dilden konuştuğunda ve doğru hâlde yaşandığında çoğalır.
Sevgi, Allah’ın aileye emanetidir. Korumak da büyütmek de bize düşer. Kalpten kalbe giden yolu açık tutanlar bilir: Sevgi, öğretilmez; yaşanır ve yaşandığı evde, huzur kendiliğinden gelir.
Gülşen CANPOLAT
Yazar
Bir düşünün; apartmanınızda kaç kişiyi tanıyorsunuz? Kapısını çaldığınız bir komşunuz var mı? Ya da bir gün yardıma ihtiyaç duysanız, kime gideceğinizi biliyor musunuz?Eskiden komşuluk bambaşkaydı. Ka...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Uzun ömürlü evlilikler, sanki çok eski zamanlarda kaldı. Boşanma oranlarının her geçen gün arttığı günümüzde, bir ömrü paylaşmak neredeyse imkânsız gibi görülüyor. Büyüklerden dinlediğimiz bir masal y...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
“Sosyal medyada gördüğünüz o mutlu aile tabloları var ya…”Eşine övgüler yağdıranlar, ailece ne kadar mutlu olduklarını her gün dile getirenler, kahkaha dolu pozlar paylaşanlar… Bir an durup “Neden ben...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
İnsanlık tarihinde hayır da şer de hiç bu kadar hızlı yayılmamıştı. Bir dokunuşla hayrı dünyanın dört bir yanına ulaştırabilirken, yine aynı dokunuşla bir fitnenin büyümesine de sebep olabiliyoruz. Pa...
Yazar: Gülşen CANPOLAT