Bayram Sofrası
Bayram kelimesi, yazıya geçmeden çok önce hayatımızın içindeydi. Orta Asya Türk topluluklarında bayram; toylarla, şölenlerle, mevsim geçişleriyle ve doğayla kurulan bağla birlikte düşünülürdü. Bu yönüyle bayram, yalnızca dinî ya da resmî bir gün değil; hayatla yeniden temas kurulan, topluluk bilincinin tazelendiği bir zaman dilimiydi.
Edebî açıdan “bayram” kavramı, gündelik hayatın akışını durduran bir eşiği çağrıştırır. Zamanın hızının yavaşladığı, bireysel meşguliyetlerin geri çekildiği bu eşikte insan, yeniden insana yönelir. Bayram, sıradan günlerin devamı değil; onlardan bilinçli bir kopuştur. Bu kopuş, hem bireyin hem de toplumun kendini yeniden hatırlamasına imkân tanır.
Eski bayramlar, kapı eşiğinde başlardı. Kapılar yalnızca evlere değil, ilişkilere açılırdı. Büyüklerin elleri öpülürken saygı soyut bir kavram olmaktan çıkar, somut bir davranış hâline gelirdi. Çocukların cebine sıkıştırılan harçlık, ekonomik bir değer taşımaktan çok, merhametin ve gözetmenin sembolüydü. Bayram, bu yönüyle bir ahlâk aktarımıydı; kuşaktan kuşağa geçen sessiz bir eğitim biçimiydi.
Cemil Meriç’in “İnsan, insanın vatanıdır.” sözü, eski bayramların toplumsal ruhunu anlamak için anahtar bir cümledir. Bayram günlerinde insan gerçekten insanın vatanı olurdu. Uzaklar yakınlaşır, küslükler bayram sabahına sığmazdı. Çünkü bayram, affın ve yeniden başlamanın takvimdeki karşılığıydı.
“Bayram” kelimesinin etimolojisi de bu toplumsal boyutu destekler. Türkçeye Farsçadan geçen bu kelime; sevinç, neşe, şenlik ve topluca yaşanan mutluluk anlamlarını taşır. Dikkat çekici olan, kelimenin bireysel bir sevinci değil; paylaşılmış bir coşkuyu imgelemesidir. Bayram, tek başına yaşanmaz. Kalabalık ister, yüz ister, ses ister. Anlam dünyası itibarıyla bayram, başlı başına sosyal bir olgudur.
İslamiyet’ten sonra bayram, dinî bir çerçeve kazanmış; ancak paylaşma, ziyaret ve dayanışma geleneği korunmuştur. Bu süreklilik, bayramı Türk kültüründe yalnızca dinî bir vecibe değil; toplumsal bir bağ olarak da konumlandırır. Bayram sofraları, bu bağın en görünür mekânlarıdır. Sofralar, yalnızca yemek yenilen yerler değil; hatıraların anlatıldığı, kuşakların birbirine temas ettiği alanlardır. Sofra etrafında kurulan ilişki, bireyi yalnızlıktan çıkarıp topluluğun parçası hâline getirir.
Yahya Kemal’in “Kökü mazide olan âtiyim.” sözü, bayram geleneğinin kültürel işlevini açıklar. Eski bayramlar, geçmişten beslenen ama geleceğe uzanan bir değerler bütününü temsil ederdi. Bugün bayramlarda hissedilen eksiklik, belki de bu kökün giderek incelmesinden kaynaklanmaktadır.
Modern hayatın hızlanmasıyla birlikte bayramların içeriği de dönüşmüştür. Fiziksel ziyaretlerin yerini dijital mesajlar almakta, yüz yüze temas giderek azalmaktadır. Bayram, zaman ayırmayı gerektiren bir pratik olmaktan uzaklaşıp takvimde işaretli bir güne indirgenmektedir. Bu durum, bayramın anlam dünyasında belirgin bir daralmaya yol açmaktadır.
Oysa bayram, yalnızca hatırlanan bir gelenek değil; yeniden düşünülmesi gereken bir kültürel bilinçtir. Asıl mesele, bayramı biçimsel olarak sürdürmek değil; taşıdığı anlamı fark edebilmektir. Eski bayramlar, geçmişte kalmış bir zaman dilimi olmaktan çok, bugüne yöneltilmiş bir çağrıdır.
Belki de eski bayramlar, geri gelmesi gereken günler değil; yeniden hatırlanması gereken değerlerdir. Bayramı bayram yapan şey, günün kendisi değil; insanın insana gösterdiği özen, ayırdığı vakit ve kurduğu ilişkidir.
Ve sonunda soru şudur:
Biz bayramlara mı uzaklaştık, yoksa kendimize mi?
H. İklil ABBASOĞLU
Yazar
“Kul” kelimesi, Türkçe’nin derin köklerinden gelen bir ifade olup tarih boyunca farklı anlam katmanlarıyla işlenmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre “kul”, Allah’a bağlılık ve itaat içinde olan kişi anlamı...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Zaman, insana bahşedilmiş en kadim sırdır. Günler birbirini takip ederken, bazı aylar vardır ki zamanın içinden sıyrılıp âdeta ruhu olan bir misafir gibi gelir ve insanın kalbine dokunur. İşte Ramazan...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Komşuluk, insan ilişkilerinin en önemli parçalarından biridir. Komşular insanın ailesinden sonra sosyal hayatı en fazla paylaştığı kişilerdir. Hâl böyleyken insan komşusuna gerçek manada kıymet verip ...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Değerler, ferdi ve toplumsal hayatımızı anlamlandırır, fert ve topluma değerli bir kimlik kazandırır. İnsan benimsediği değerlerle uyumlu yaşadığı sürece kendisini de iyi hisseder. Değerler, toplumsal...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL