Okuyan Nesil
Bir insanın gelişiminde en temel ve en değerli unsurlardan biri, hiç kuşkusuz, kitap okumaktır. Kitap okuma alışkanlığı, yalnızca okul sıralarında ya da öğretmenlerin yönlendirmesiyle kazanılacak bir meziyet değildir; aksine, çocuğun ruhuna ilk nakşedilmesi gereken özelliklerden biri olarak ailede başlar. Bir evde kitap okuyan anne ve babaların varlığı, kelimelerin büyülü dünyasını keşfetmeye açılan ilk kapıdır. Çocuk, gözlerinin önünde satırlara dalan anne-babasını rol model alır; onların yaptığı gibi yapar, okudukça büyür, büyüdükçe derinleşir. İnsana ilk hitap eden ilahi çağrının da “Oku!” emri olması ne kadar anlamlıdır. Peygamberimiz’e indirilen ilk ayette “İkra!” -yani “Oku!”- buyrulmuştur. Demek ki insanlığa verilen en ilk emir, öğrenmeye ve bilmeye açılan bu kapıdan geçmektir.
“Okumak” kelimesini kökenine indiğimizde, Türkçenin derin ve kadim bir geçmişine şahit oluruz. Kelimemiz, Orhun Yazıtları dönemine kadar uzanır; Eski Türkçede “okı” şeklinde kullanılır. “Sesli söylemek” ve “öğrenmek” anlamlarına gelir. Öyle ki, Kül Tigin Yazıtı’nda “Okı, bilge kişi ol.” ifadesiyle karşımıza çıkar. Bu söz, yüzyıllar öncesinden bize seslenir: Okuyarak bilgeleş; bilgeleşerek insan ol.
Türk edebiyatının üretken kalemlerinden Ahmet Mithat Efendi, okumanın ufuk açıcı yönünü şöyle anlatır: “Okumayan adam, dünyada sadece kendi köyünü görmüş yolcu gibidir.” Yani okumayan, dünyayı kendi dar penceresinden izler. Oysa kitap, yeni ufukların anahtarıdır. Sabahattin Ali de okumanın gücünü şu sözleriyle veciz biçimde ifade eder: “Bir kitap, bir insana; bir insan da bir millete yol gösterir.” Bütün bu sözler bize şunu hatırlatır: Okuma sorumluluğu önce kişinin kendisine düşer. Allah’ın emri olan okumayı, doğru alanlarda ve doğru biçimlerde gerçekleştirmek gerekir. Evlatlarımıza da kitap seçerken hassas davranmalı, içeriklerini ince eleyip sık dokuyarak onlara sunmalıyız.
Kitap okumak, dünyayı yeniden keşfetmektir; hiç bilmediğimiz diyarları adım adım dolaşmaktır. Bazen yaşadığımız sıkıntılardan bizi çekip çıkaran bir el, bazen de çiçekli bahçelerde gezdiren bir rüzgârdır kitap. Ve elbette okumanın en ulvisi, Yaradan’ın kullarına armağan ettiği, hiçbir cevherle kıyaslanamayacak kadar değerli olan Kur’ân-ı Kerim’i okumaktır. Bu hakikati, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi bir beyitinde şöyle dile getirir:
Okuyan ilm-i Hakk’ı mektebinden
Olup ârif fenâ fi’llâhı söyler.
Yani, Hak ilminin mektebinden okuyanlar ilahi bilgiye erişir; Allah’ta yok olmayı, yani varlığın özünü bulmayı diler ve söylerler.
Anlaşılacağı üzere, ilim yolunda yapılan okumalar sadece bilgi birikimi için değil, insanın kendi hakikatini bulması içindir. Çünkü okumanın nihai hedefi, insanı kendine, insanı insana, insanı Yaradan’a yaklaştırmaktır.
“Okumayan adam, dünyada sadece kendi köyünü görmüş yolcu gibidir. Yani okumayan, dünyayı kendi dar penceresinden izler. Oysa kitap, yeni ufukların anahtarıdır.”
H. İklil TEKTAŞ
Yazar
Bir kelime vardır ki insanın doğduğu andan itibaren içini ısıtır; aile… O, sadece aynı evin duvarlarını paylaşanlardan ibaret değildir; bir merhamet iklimi, bir güven sahasıdır. İnsan, ilk gülüşünü ai...
Yazar: H. İklil TEKTAŞ
“Sosyal medyada gördüğünüz o mutlu aile tabloları var ya…”Eşine övgüler yağdıranlar, ailece ne kadar mutlu olduklarını her gün dile getirenler, kahkaha dolu pozlar paylaşanlar… Bir an durup “Neden ben...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
İnsan, hafızasını kâğıda aktarmaya başladığından beri bir kılavuza, karanlıkta yolunu aydınlatacak bir ışığa ihtiyaç duyar. Bilginin sadece aktarılan bir yük değil, ruhu besleyen bir gıda olduğunu kav...
Yazar: H. İklil TEKTAŞ
Zaman, insana bahşedilmiş en kadim sırdır. Günler birbirini takip ederken, bazı aylar vardır ki zamanın içinden sıyrılıp âdeta ruhu olan bir misafir gibi gelir ve insanın kalbine dokunur. İşte Ramazan...
Yazar: H. İklil TEKTAŞ