Bahar Çocuk
Çocuk başını yere indirdi. Bahar ayaklarının altındaydı. Eğildi, kokladı baharı. Öyle güzeldi ki…
Sonra gözlerini kapattı. Başını yukarıya kaldırdı. Açtı gözlerini. Bahar, gözlerinin uzandığı her yerdeydi. Kırlangıçlar uçuyordu aceleyle. El salladı çocuk. Bir leylek sürüsü uzaklardan katıldı onlara. Çocuk şapkasını çıkardı. Salladı leyleklere doğru. Hafif bir poyraz esti. Karahindiba tohumları karıştı gökyüzüne. Çocuk başını etrafındaki karahindibalara çevirdi. Eğilip aldı bir tane. Üfledi tohumlarını nefesi yettiğince.
“Heeeey, biraz dikkatli olur musun? Yolumu kaybedecektim senin yüzünden!” dedi küçücük bir arı çocuğa. Çocuk sesin nereden geldiğini anlayamadı. Şaşkınlıkta etrafında dönüp durdu önce.
“Aşağı bak aşağı. Ne komik çocuksun sen ya hu!” Çocuk, uçuşan karahindiba tohumlarının arasındaki minik arıyı fark etti güçlükle.
“Aaaa, ne sevimli bir arısın sen öyle. Ama... Arıların konuşabildiğini bilmiyordum ben, nasıl oldu bu iş söylesene?”
“Teşekkür ederim, sen de komik olduğun kadar sevimlisin. Konuşuyorum elbette, duyabilene!”
“Çiçekler ne güzel değil mi arıcık? Kırmızı, sarı, mor, yeşil. Ben koşmayayım da kim koşsun bu güzellikler içinde, söylesene?”
“Haklısın, çiçekler olmasa ben de olmazdım belki. Ve yediğiniz o lezzetli ballar da elbette. Koş tabii koş, ama lütfen güzel çiçeklerimi ezme!”
“Her şey nasıl bu kadar güzel yaratılmış sevgili arıcık? Söylesene, nasıl bu kadar dengeli, bu kadar uyumlu ve bu kadar mükemmellikte her şey?”
“Yaratan güzel çünkü sevimli çocuk. O mükemmel, yarattıkları da öyle. O eşsiz, yarattıkları da öyle. O yüce Allah ki; her şeyi belirli bir düzene ve ahenge göre yarattı. İşte tüm bu gördüklerin O’nun eseri. Haydi, sessizce şu güzelliği izleyelim ve O’na teşekkür edelim, olur mu?”
“Olur tatlı arıcık.”
Çimenlerin üzerine sere serpe uzandı sevimli çocuk. Minik arı da burnunun ucuna kondu. Arada bir esen poyrazla karahindiba tohumları gökyüzünde süzülüyordu...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Eline iki kalem aldı çocuk ve kelimeleri... Kırmızı kalemle kelimeyi, mavi kalemle anlamını... “Şefkat” yazdı önce. Fazla düşünmesine gerek yoktu. İki gün önce bir arabanın altında uyuyakalan ked...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Sabır sonsuzluk demek galiba. Denizle gökyüzü gibi İkisi de mavi, ikisi de sonsuz. Sonra... Toprakla yağmur. Çiçekle böcek. Kuşla balık. Yumurtayla süt. Ya da kakaoyla kek...- Heyy dur bakalım. Kek ne...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
İki kıtayı birbirine bağlayan konumu, bir asrı kapatıp yeni bir asır açan fethi, sarayları, kasırları, camileri, köprüleri, çeşmeleri, müzeleri, Boğaz’ın iki yakasını süsleyen yalıları, ormanları, say...
Yazar: Erdal KARASU
Çocuk soru işaretleriyle dolaşırdı. Bazen sırtında bazen omuzlarında, bazen paçalarında… Hep onlarlaydı. Soru işaretleri durmadan çocuğun kafasını karıştırırlardı.Çocuk bu durumdan şikayetçi değildi. ...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT