Anlamın Rehberi
Bazı meslekler vardır ki insanın yeryüzündeki varlık sebebine temas eder; kalemle, sözle, sabırla ve merhametle insanı yeniden yoğurur. Öğretmenlik, bu mesleklerin en ulvisidir. Çünkü öğretmen, bilginin değil; insanın kendisinin mimarıdır. Toprağa tohumu eker gibi zihne kelime, kalbe umut, hayata anlam eker. Bu yüzden derler ki “Öğretmenlik bir meslek değil, bir misyondur; bir geçim yolu değil, bir varlık sebebidir.”
“Öğretmen” kelimesi, Türkçenin kendi öz yapısından doğmuş bir kelimedir. Kökeni “öğret-” fiilinden gelir; bu fiil de “öğ-” kökünden türemiştir. Eski Türkçede öğ- “bilmek, anlamak, kavramak” anlamına gelir. Orhun Yazıtları’nda “öğ” kelimesine “bilgi” anlamında rastlanır: “Bilgeliğiyle milleti düzene koydu.” demek için “öğ bilig” ifadeleri kullanılmıştır. Yani öğretmen, kelime kökü itibariyle “bilgiyi öğreten, anlamayı sağlayan” kişidir. Cumhuriyet devriyle birlikte “muallim” sözcüğünün yerini “öğretmen” almış, böylece Arapça kökenli bir kavramın yerine öz Türkçe bir kelime geçmiştir.
Bu kök, öğretmenin yalnız bilgi aktaran biri olmadığını, aynı zamanda anlamın taşıyıcısı olduğunu gösterir. “Öğretmek”, bir bilgiyi yalnızca vermek değil, onu içselleştirmeyi, dönüştürmeyi ve insanın özüne nakşetmeyi anlatır. Bu bakımdan “öğretmen”, Türkçede “anlamın rehberi” demektir.
Ne güzel söyler Yunus Emre;
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Yunus’un “kendin bilmek” dediği yer bizlere tam da “öğ-” kökünü anımsatır. Öğretmen, aslında insanın kendini bilmesine vesile olan kişidir. O, insanın içindeki gizli bilgiyi uyandırır. Bu yazının sahibi bir öğretmen olarak diyebilirim ki biz öğretmenler her sabah sınıfa adımımızı attığımızda küçük bir evrende kendi ışığımızı taşırız. Elimizdeki tebeşir, bir kandil fitili gibidir; öğrencinin zihninde yanacak ateşi tutuşturmaktır amacımız. İlk hedefimiz masum kalplerdir. Bilgiyi vermekten önce sevgiyle beslemektir düsturumuz.
Türk edebiyatında öğretmen figürü, çoğu zaman bir ışık, bir kurtarıcı olarak çıkar karşımıza. Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu” romanındaki Feride, bir öğretmenden öte, bir idealdir. O, yalnızca çocuklara okuma yazma öğretmez; Anadolu’nun yoksul köylerinde umut eker. Feride’nin hikâyesi, aslında öğretmenliğin ruh hikâyesidir: Yalnızlıkla, fedakârlıkla ama en çok da inançla örülüdür.
Yahya Kemal’in dizelerinde geçen şu ifade, her öğretmenin kalbinde yankılanır sanki:
“İnsan, âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.”
Bir öğretmen, öğrencisinin hayal kurma yetisini diri tutar. Çünkü bilir ki hayalsiz bir zihin karanlıktır. Öğretmen, o karanlığa ilk ışığı düşüren kişidir.
Öğretmen, geçmişin bilgeliğini geleceğin masasına taşır. Her derste bir dua, her cümlede bir inanç vardır. Ve belki de bu yüzden her öğretmen bir peygamber mesleğinin iz düşümüdür.
H. İklil ABBASOĞLU
Yazar
Öğretmenlik, peygamberlik mesleğidir. İnsana bilmediği bir şeyi öğreten öğretmen onurlu, şerefli ve önemli bir mesleğin mensubu olduğunu asla unutmamalıdır. Öğretmenlik, yüksek ideal sahiplerinin yapa...
Yazar: Sümeyye Büşra YILDIZ
İnsanı insan yapan değerlerin başında edep ve hayâ gelir. Edep, bir insanın hem kendisine hem de başkalarına karşı duyduğu saygı ve nezaketle şekillenen bir erdemdir. Hayâ ise utanma duygusunun inceli...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
“Erguvana şiir söyleme, anlatamazsın. Kendisi şiir. Gör ve duy, kâfi.” demiş Süheyl Ünver.Çiçeği baharın habercisi olan erguvan ağacı, baklagiller familyasından 2 ila 10 metre boylarında olup kışın ya...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
“Kul” kelimesi, Türkçe’nin derin köklerinden gelen bir ifade olup tarih boyunca farklı anlam katmanlarıyla işlenmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre “kul”, Allah’a bağlılık ve itaat içinde olan kişi anlamı...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU