Önden Gidenler
Caddede yürüyorlardı. İki dost... Çaldığı şarkıyı yarıda bırakan kemancıyla göz göze geldiler. “Çalmayı neden bıraktı acaba?” dedi biri. “Bilmiyorum ama keşke bırakmasaydı.” dedi diğeri...
Okula giderken martıların yine tıka basa dolu çöp kutusuna dadandığını gördüler. “Sence buradaki yiyeceklerle kaç kişi doyardı?” dedi biri. “Emin değilim ama sanırım bir mahalle dolusu insan!” dedi diğeri...
Elindeki torbayı sıkı sıkı tutan adamı gördüler sokağın köşesinde, her zamanki yerindeydi. Sol elindeydi simit torbası. Sağ elindeki bitmiş çay, karton bardaktaydı. Üşümüş gibiydi mavi gözleri, yorgun gibi. “Abi hadi gel.” dedi biri. “Biz de poğaçayla çay almaya gidiyorduk.” dedi diğeri...
Bir lodos esti çocuklar poğaçalarını yerken ve çay içen mavi gözlü adamı geride bırakırlarken. Çiçekçi tezgâhı erken kurmuştu bugün, yağmur gelmeden çiçekler gitmeliydi. Birilerinin hâlâ vakti vardı belli ki! Nergislerin kokusu dağılıyordu etrafa, yalnız onlara yakışan bir hüzünle... “Ben nergis zamanı daha gelmedi sanıyordum.” dedi biri. “Sen öyle san, sonbaharda açar bazı nergisler!” dedi bir demet nergisi kucaklayan diğeri...
İleride elindeki ayakkabıyı özenle boyayan adamı gördüler. Sandığıyla, yakın bir dostuyla dertleşir gibi dertleşiyordu adam, yine. Bağcıkları düzgünce ve renkleri açıktan koyuya olacak şekilde dizmişti duvardaki askılara, yine. Gözleri yine simsiyah bakıyordu, yalnız ona yakışan bir hüzünle... “Bak bunları sana aldık.” dedi nergisleri uzatan biri. “Hadi gidelim derse geç kalıyoruz!” dedi ayakkabıcının gözlerindeki hüzne bakmamak için, diğeri...
Masal bitmemişti... Yeni başlıyordu belli ki. Nergislere sarıldı adam, çocuklar derse yetişti. Yerini değiştiren ve az önce çaldığı şarkıyı yarıda bırakan kemancı, kemanını eline aldı ve “Bu şarkıyı önden gidenler için çalıyorum.” dedi. “Bu defa çalmayı bırakma.” dedi biri. “Nergislerin kokusu size de geldi mi?” dedi diğeri...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Elimdeki kumandayı sağa doğru çevirdim. Minik uçağım kafasını sağa çevirdi. Şimdi manzaranın tadını daha iyi çıkarabilirim. Tohma Kanyonu’nun tam tepesinden yani!Bu “minik” gezinin beni bu kadar etkil...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Orhan, her yaz olduğu gibi bu yaz da dedesinin köyüne gelmişti. Dedesinin köydeki evi, şirin bir evdi.Evin önünde geniş bir avlu vardı. Avlunun bir tarafında, dedesinin tarlada ve bahçede kullandığı â...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Çocuk annesinin elini tutuyordu. Caddenin karşısına geçmek için bekliyorlardı. Her sabah yaptıkları gibi bu sabah da fırından ekmeklerini alıp arkadaşının evine gideceklerdi. Bıkmadan usanmadan. Her s...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Çocuk, az önce bulduğu sandığa bakarken karışık kafasını ve anlamlandıramadığı duygularını düşündü. Duyguları ve duyguların insana neleri kazandırıp neleri kaybettirdiğini...Sandığı sokağın orta yerin...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT