Zümrüdüanka Aynasında İnsan
Edebiyatın ve düşüncenin engin denizinde, insan ruhunun en görkemli metaforlarından biri olan Zümrüdüanka kuşu ya da Farsça söyleyişiyle Simurg sadece bir efsane değildir. Ferîdüddin Attâr’ın “Mantıku’t-Tayr” adlı eseri, kuşların dilinden söylenmiş olsa da, aslında insanın kendi içsel yolculuğunun en sancılı ve en şerefli beyannamesidir.
Kuş kelimesi "hızla hareket etmek, uçmak, kaçmak" anlamına gelmektedir. Kendi kökünden türeyen bu kelime, sadece gökyüzünde kanat çırpan bir canlıyı değil, aynı zamanda ruhun maddî alanından sıyrılıp zamanın ve mekânın dar kalıplarından firar etme arzusunu temsil eder. Orhun Yazıtları’nda taşlara kazınan o kadim tını, bugün bizim içimizde de yankılanır: Ruh, bu dünyaya ait değildir. İnsanın dünyevî ağırlıklarından yani nefsinin prangalarından kurtulup "uçma" arzusu, tasavvufî yolculuğun ilk adımıdır.
Ferîdüddin Attâr, Mantıku’t-Tayr’da binlerce kuşun Simurg’u aramak üzere yola çıktığını anlatır. Yolun sonunda, Kaf Dağı’na ulaştıklarında geriye sadece otuz (sî) kuş (murg) kalır. Bir aynaya baktıklarında gördükleri şey, dışarıda aradıkları o muazzam varlık değil, bizzat kendileridir. İdrak etmesi biraz zor gelse bile Ferîdüddin Attâr’ın bu muazzam eserinin okunması ve anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
Bu, tasavvufun "vücud/varlık" anlayışının en zarif tasviridir. İnsan, dış dünyada aradığı veya yücelttiği her şeyin aslında kendi derûnunda gizli olduğunu fark ettiği an, gerçek "Simurg" olur. İnsanlık, bu yolculukta Anka kuşu gibi kendi küllerinden doğmak zorundadır. Ancak bu küller, hataların veya yenilgilerin kalıntısı değil; benliğin tamamen terk edilip yakıldığı, yerini "Hakk’ın tecellisine" bıraktığı bir yok oluşun artığıdır. Ve bizler her sabah, tıpkı kuşların gökyüzüne kanat çırpışı gibi, kendi küllerimizden yeniden doğmayı umut ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki; ancak yandığımızda, kendimize gerçek anlamda uçmayı öğretebiliriz.
Attâr, bu durumu kuşların çaresizliği üzerinden şöyle dile getirir:
"Herkes kendi varlığıyla meşguldü, kendinden bir benlik taşıyordu. Oysa Simurg, benlikten arınmış bir aynaydı. Otuz kuş, kendi küllerinde kendilerini yakmadan, o aynada tek bir kuş olamayacaklarını anladılar."
Modern insan, dışarıdaki gürültüde, sahip olduklarında ve statüsünde kendi gerçekliğini ararken aslında kanatlarını unutmuş bir kuştur. Anka kuşu, bize sessizliği ve yanışı öğretir. Kuş kelimesindeki o hız, yerçekiminden kaçış, aslında insanoğlunun dünya nimetlerinin cazibesinden kaçıp özüne, yani Hakk’a doğru kanat çırpmasıdır.
H. İklil ABBASOĞLU
Yazar
Bahar mevsimi, insan hayatının çocukluk ve gençlik yıllarına benzer. Her bahar yeni bir umut ve yeni bir başlangıçtır. Kışın şeklen ölü konumunda olan yeryüzü, ağaçlar ve bitkiler, baharda havaların ı...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Peygamberimiz (s.a.v.), kendisini tanımak üzere taşradan gelen kabile temsilcilerini misafirhanelerde ağırlar, onlara yakınlık gösterir, öğretmenler tayin eder, maddî ihtiyaçlarını gidermekle ilgili v...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Ebû Kuhâfe (r.a.), İslâm dinine canı ve malı ile fedakârca hizmet edip Allah’ın rızasına talip olan ve Cenab-ı Hakk’a “Ben Ebu Bekir kulumdan razıyım, o da benden razı mı?” dedirttiren Hz. Ebû Bekir (...
Yazar: N.Nida DURAN
Gut romatizmal bir hastalık. Eklemlerde şişme, ağrı, kızarıklık ve ısı artışıyla ortaya çıkıyor. Daha çok ataklar şeklinde seyrediyor. Gut hastalığı ile eskiye oranla daha sık karşılaşılıyor. Göbeği b...
Yazar: Nesibe AYDIN