Zengibar Kalesi
İki göçmen kuş, yuva yapmak için uygun bir yer arıyordu. Yağmurun bastırması üzerine kendilerini bir kayanın kovuğuna zor attılar.Sağa sola iyice bakıp kendilerini kamufle ettiler. Yine de içlerinde bir huzursuzluk vardı. Bu bilmedikleri yerin başka sakinleri olabilir miydi? Biri yavaş sesle:
- Korkuyorum Şirincik
Diğer kuş sağa sola bakarken, kalın bir ses:
- Korkmayın, burası güvenli bir yer. Hoş geldiniz.
- Sizde kimsiniz?
- Bu kalenin kapısı…
Şaşırmışlardı. Kuşlar daha bir merakla etrafı incelemeye başladılar.Durdukları yerin taşları, belirli ölçüde kesilmiş, dizilmişti. Buranın insan eliyle yapıldığını aşikârdı. Karbeyaz isimli kuş:
- Hoş bulduk. Sizi rahatsız ettiğimize üzgünüm. Yağmur dindiğinde hemen gideceğiz.
- Hemen gitmeyin. Sizden rahatsız olmadım. Ben misafirperver bir kale kapısıyım.İnsanlar da sık sık ziyaretimize gelir. Pek yalnız kalmam.
- Gerçek mi? İnsanlar da konuşur musunuz?
- Evet. İnsanların kaleye geçecekleri tek yer benim. Hâlâ dimdik ayaktayım. Bu kaleye gelenler ilk beni görüp heyecanlanırlar. Kalenin basamaklarını görüp bir zamanlar buradan inip çıkan insanları düşünürler. Kaya mezarlarını, su çanaklarını, eskiden kalan ev enkazlarını görürler. Kral köşkü ve Kudret Havuzu da duruşuyla çok şey anlatır.
Anlayacağınız onları tarihe doğru bir yolculuğa çıkarırız. Basamaklar konuşur, enkazlar konuşur, ben konuşurum.İnsanlar bizi duymasalar bile gördüklerinden bilgi edinirler.Şehri buradan seyredip manzarasına hayran kalırlar. İçlerinde bir huzur hissederler. Darende her hâliyle çok güzel.
Yağmur dinmişti. Kuşlar taşın kovuğundan dışarıya baktıklarında gördüklerine inanamadılar. Güneş ışıkları kentin üzerinde pırıl pırıl parlıyor, Somuncu Baba Türbesi, Hasan Gazi Türbesi, güller diyarı bu güzel şehre huzur saçıyordu.Şirincik:
- Gerçekten çok güzelmiş!
Yalnız minareler göğe uzanırken, yeşilin bin bir tonu gözlere, gönüllere şifa oluyordu. Kuşlar aradıklarını bulmuş gibi şakıdılar.Elbet bu güzel ağaçların birinde onlara da yuva olacak bir dal bulabilirlerdi. Şirincik heyecanla:
- Darende bizi bekliyor, haydi uçalım. Cik cik!
Emine Yılmaz DERECİ
Yazar
Esen ılık rüzgâr kendini saran dış yapraklarına değiyor açması için onu teşvik ediyordu.- Aç küçük tomurcuk, korkma!Yapraklarını sıkı sıkı kapatmış rüzgârı dinliyordu. İçinde ki korkuyu atamıyor, bir ...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Köy evinin kileri oldukça büyük olmasına rağmen içi tıkış tıkıştı. Bir köşeye un çuvalları, yağ tenekeleri, bir köşeye pirinç, şeker, tuz paketleri dizilmişti. Kilerin duvarındaki raflarda tencereler,...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Berna Hanım mutfak çekmecesinden sofra yaygısını alıp boş bir alana serdi. Yaygının ortasına aldığı kabuklu bezelyeleri döktü. Eline büyükçe boş bir kap alıp yaygının kenarına oturdu ve başladı bezely...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Lapa lapa kar yağıyordu. Hasan dede ahıra gidip hayvanlarına yemlerini verdi. Hanımı da gelip ineğin sütünü sağdı. Neşe içinde evlerine girdiler. Ocağın üstüne süt dolu tencereyi yerleştirdiler. Kar ş...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ