Yûnus Der ki; Yok Bu Dünyânun Vefâsı
Cenâb-ı Allah, kendisine kulluk etmek üzere[1] insanı yaratmış ve bu kulluğunu göstermesi için dünyaya göndermiştir. İman edip O’nun kulu olduğu bilincine erişerek ona göre yaşayanlar mükâfâtını ebedî bir hayata kavuşacağı âhirette görecektir. Yarattığı bu insan için de hem dünya hem âhiret nimetlerini vermiştir:
“Allah da onlara hem dünya nimetlerinin, hem de âhiret mükâfatının en güzelini verdi. Çünkü Allah, böyle iyilik ve ihsân sahiplerini sever.”[2]
O hâlde dünya nedir ve mü’min için ne anlam ifade eder?
Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli âyetlerde dünya hayatının aslında bir oyun ve eğlenceden ibâret olduğunu, gerçek hayatın âhiret hayatı olduğunu bildirmektedir. Bu âyetlerden ikisi şu şekildedir:
“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”[3]
“İyi bilin ki, şu dünya hayatı boş bir oyalanma ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilmiş olsalardı!”[4]
Allah, kulundan verdikleri ve emrine musahhar kıldıkları ile âhiret yurdunu aramasını istemekte, ama dünyadaki nasibini de unutmamasını hatırlatmaktadır:
“Allah’ın sana verdiği şeylerde âhiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma.”[5]
Görüldüğü üzere, mü’minin hayatında dünyanın değeri “âhiret yudunu arama” için bir vâsıta olmasıdır. Bağlılığı da ve değeri de âhiret yurdunu ararken ihtiyacı olanı karşılamak ve aramaya vesile olacak “nasip” olmaktan ibarettir.
Bütün bunlara rağmen insanoğlu, sanki dünya edebîymiş ve kendisi de bu dünyada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi kendini dünya hayatına kaptırır, kendisi için asıl hedefin dünyada yaşamak ve dünyalık elde etmekmiş gibi yaşar; durmadan mal toplar, onları sayar ve o malının kendisini ebedî olarak yaşatacağını hesap eder.[6]
Büyük şairimiz Yûnus Emre, dîvânındaki birçok şiirinde dünyanın ne olduğunu ele alır; dünyanın ve dünyalıkların sadece âhiret yurdunu aramaya bir vâsıta olduğu, bağlılığının sadece unutmaması gereken nasip kadar olması gerekirken, dünyayı ve dünyalıkları asıl amaç hâline getirip kulluğunu ve âhiretini unutanları, ölmeyecekmiş gibi davranıp sahip olduğu dünyalıkların kendisini edebî yaşatacağını düşünenleri tenkid eder.
Yûnus Emre’nin dünya hayatına bakışı tam bir inanmış insan bakışıdır. Âyet ve hadislerde dünyanın geçiciliği ve ölümün gerçekliği vurgulanmaktadır. İslâm itikad esaslarına göre de her mü’minin ölüme ve âhiret hayatına hazırlıklı olması gerekmektedir. Yûnus Emre de dîvânında çok sayıda şiirinde bunları vurgulamakta, bazan kendi nefsi üzerinden, bazen de doğrudan muhataplarına hitâbederek dünyanın geçiciliği, aldatıcılığı, vefâsızlığı, dünya malının kalıcı olduğu söylenerek ölüm gerçeği hatırlatılmakta; hiç kimsenin ölümden kaçamayacağı çoğu zaman meşhur kişilerin isimleri de sayılarak ortaya konulmaktadır.
Çünkü bu dünya, peygamberliğinin yanında güçlü bir saltanata sahip ve hükmü her yerde geçen bir hükümdar olmasına rağmen Hz. Süleyman’a bile kalmamıştır, Allah bizi bu dünyayı görmemiz için göndermiştir, vâdemiz yetince de bırakıp gideceğiz:
Çalap viribidi bizi var dünyeyi görün diyü
Bu dünye hod bâkî degül mülke Süleymân neyimiş[7]
Ona göre âşıkların öyle ezel ebed endişesi yoktur, ama yolunu şaşırarak bu dünyaya bağlanıp onun kalıcı olduğunu zannedenler de bu dünyada bâkî kalamayacaktır:
Aşkıla biliş cânlara ezel, ebed olmayısar
Güm-râh olup bu cihânda kimse bâkî kalmayısar[8]
Ölüm kaçınılmaz bir gerçek olunca dünyanın insan için anlamı nedir? İşte Yûnus bu sorunun cevabını da, âyetin mânâsına da uygun olarak, “bu dünyâ fânîdür” diyerek vermektedir. Birçok şiir ve beyitinde bu dünyanın fânîliğine vurgu yapmaktadır. “Tut” redifli şiirinde bunu çok güzel anlatmaktadır:
Sen bu cihân mülkünü Kâf’tan Kâf’a tutdun tut
Yâ bu âlem mâlını oynayuban ütdün tut
Sen Süleymân’ın köşkünde taht kurup oturdun bil
Dîv ü perîye düpdüz hükümler eyledin tut
Sen Ferîdûn haznesin Nûşirevân gencile
Kârûn mâlını dahı sen mâluna katdun tut
Bu dünyâ bir lokmadur agızdadur çiynenmiş
Çiynenmişi ne dutmak hâ sen anı yutdun tut
Ömrün delim bir okdur yay içinde toptolu
Dolmış oka ne turmak hâ sen anı atdun tut
İş bu cihân mülkinden ansuzın ün ederler
Ansuzını şimdi bil hazırlanup gitdün tut
Çün denize gark oldun bogazuna geldi su
Delü bigi talbınma ey bî-çâre batdun tut
Her gâh ki nefes gelür ol kîsenden eksilür
Çün kîse ortalandı sen anı düketdün tut
İş bu ecel şerbetini elbet dadısarsın
Dadışuna şek yokdur şimdi anı datdun tut
Âhir bir gün ölürsin ölüm vardur bilürsin
Kamulardan ayrılup varup sinde yatdun tut
Yüz yıllar hoşlugıla ‘ömrün olursa Yûnus
Sonucı bir nefesdür geç andan da ötdün tut[9]
Bu şiirin redifi olan “tut” kelimesi “farzet, kabul et” anlamlarındadır. Şiirde insanın “Kâf’tan Kâf’a bütün cihânı tutsa”, “bu dünya oyununda bütün dünya malını ütse (kazansa)”, “Hz. Süleyman gibi taht kurup dev ve peri üzerinde bile hüküm yürütse”, “Ferîdûn’un ve Nûşirevân’ın hazînelerini ve Kârûn’un malını malına katsa”, “bu dünyanın bütün varını ağzında çiğnediği bir lokma gibi yutsa”, “yay içindeki ok gibi ömrünü dünyalık kazanmak için fırlatsa” da “cihân mülkünden ün edilince hazır olmak”, “denizde boğulmuş gibi çağrının peşinden gitmek” gerekir; “zâten her nefes keseden harcanan bir akçedir, harcadıkça kese boşalır, hayat da öyle kabul edilmelidir”; “ecel şerbeti bir gün mutlaka tadılacaktır, her an onu tatmış ve herkes gibi mezara girmiş gibi olunmalıdır, yani ölmeden önce ölünmelidir”; “yüz yıllarca ömrün olsa da sonunda çıkacak olan bir nefestir, ondan da her an vazgeçmeye hazır olunmalıdır”:
Ona göre Allah insanı “var dünyayı bir gör” diye yaratmıştır ve o da gelip onun bir süsten ibret olduğunu görecektir.[10] “Ömür bir yele benzer, çağlar boyu sürse bile biter ve gider.”[11]; “Dünya bir şehirdir, gelen kısa bir süre kalır, arkasından geri gelmesi olmayan sefere çıkar ve gider””[12]; “Dünya bir köprüdür, eceli gelen bu köprüden geçer gider.”[13]; “Bu fânî dünyadan geçilecek ve bâkî mülke göçülecek, o hâlde oraya armağan hazırlanmalı”[14]; “Dünyanın geçiciliği açıkça görülmektedir, gerçek varlığın âhiret olduğu görülmelidir.”[15]; “Bu fânî dünya bin yıl yaşansa bile ölüm sonrası hayata göre bir saat bile değildir.”[16]; “Dünya hayatı bir yel gibidir, zevali pusuda beklemektedir, sultanların bile mal ve mülklerini koyup gittikleri açıkça görülmektedir.”[17]; “İnsan pazara gelmiş bir satıcı gibidir, elindekini satar ve gider.”[18]; “Beyi olsan da bu dünya eski bir saraydır, hasretlenmeye değmez.”[19]; “Dünya bir değirmen insanlar da onda öğütülen dânelerdir, bu değirmenin öğütücüsü de Azrâil’dir.”[20]
Bu dünyanın fânî olduğu bellidir, o halde gâfilce yatılmamalı, dâimâ uyanık olup dost yoluna hazırlanılmalıdır:
Çün dünye bilürsin fenâ ne yatarsın döne döne
Uyhu m'uyur kana kana dost yolunu soran kişi[21]
Peygamber Efendimiz’den, “Dünya mü’minin zindanı, kâfirler için ise cennettir.”[22] şeklinde bir hadis rivâyet edilir; Yûnus bir beyitinde Peygamber Efendimiz’in bunu dünya bâkiymiş gibi düşünüp de sevinmememiz için söylediğini belirtir:
Yûnus yok dünyâ tadı çün kim fânîymiş adı
Muhammed zindân didi biz şâd olmamagiçün[23]
Cenâb-ı Allah, Kur’ân’da, “Bu dünya hayatı ise aldatıcı metadan başka bir şey değildir.”[24] buyuruyor. Yûnus’a göre de dünya fânî olduğu gibi aynı zamanda vefâsızdır. Vefâsız olduğu gibi çok cefâ da çektirir:
Yok bu dünyânun vefâsı
Bî-‘aded küllî cefâsı
Hîç bunun yokdur vefâsı
Gel yanalum dostlarıla[25]
Hz. Süleyman’ı bile berhurdâr/bahtiyâr etmemiştir, başkasına hiç etmez[26], o hâlde elde kalmayacak bu dünyanın varı Hak yolunda harcanmalıdır.[27]
Bu dünyanın fânî olduğu kesin olduğuna göre bu dünyayı terk etmek ve asıl gâyeye yönelmek gerekir:
Sen dünyânun terkin urgıl gelüp ‘ışk evine girgil
İlerki menzile ergil gerü kalmak nendür senün[28]
Yûnus’a göre mü’minin yaratılış gâyesine erişmede hedefi, rızâsını kazanarak gerçek dost olan Allah’ın cemâlini görmektir; onun için dünyanın ve hatta âhiretin bütün nimetlerini asıl gâye olmaktan çıkarmalıdır.[29] İnsan bu dünyaya altın ve mal toplamaya değil, asıl vatanına geri gitmeye gelmiştir.[30] İnsanı bu dünyaya gönderen niye gönderdiğini bilir, bu dünyada kalıcılık yoktur, ancak hizmet edilir ve gidilir.[31] Bu dünya için hiç mağrûr olunmamalı[32], kul ömrünü kullukta geçirmeli ve ârif olup faydayı zararı farkedebilmelidir[33]; bu fânî dünyayı terketmeli ve bâkî âleme uçmalıdır.[34]
Yûnus, asıl olması gereken hedefi kendisi üzerinden göstermektedir; o “dost ilini” istemektedir:
Mülk-i fenâdan geçeyin ol dost iline uçayın
Talayın aşk ‘ummânına denizlerin kaynadayın[35]
Osman Hulûsi Efendi de dîvânında bu fânî dünyaya gelen herkesin misafir olduğunu ve Allah’tan başka her şeyin fânî olduğuna dikkati çekerek bir gün mutlaka göçüp gideceğini söyler:
Cihân her gelen mutlak gider; misafirdir.
Hudâ’dan gayrının encâmda ifnâsı zâhirdir.[36]
[1] 51/Zâriyât, 56
[2] 3/Âl-i İmrân, 148
[3] 6/En’âm, 32
[4] 29/Ankebût, 64
[5] 28/Kasas, 77
[6] 104/Hümeze, 2-3
[7] Tatçı, 122.120/4
[8] Tatçı, 39.24/1
[9] TATÇI, Mustafa, Yûnus Emre Divânı (Tenkitli Metin), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005. Şiirlerin sonundaki rakamlardan ilki şiirin bu eserde kaçıncı sayfada, ikinci rakam kaçıncı şiir olduğunu, sonraki rakam veya rakamlar o şiirin kaçıncı beyiti olduğunu göstermektedir.
[10] Tatçı, 24.7/6
[11] Tatçı, 69.55/2
[12] Tatçı, 81.69/2
[13] Tatçı, 109.103/4
[14] Tatçı, 123.122/3
[15] Tatçı, 140.137/3
[16] Tatçı, 144.154/1
[17] Tatçı, 154.155/1, 2
[18] Tatçı, 176.179/1
[19] Tatçı, 270.279/3
[20] Tatçı, 303.313/1, 2
[21] Tatçı, 360.372/10
[22] Müslim, Zühd, 1
[23] Tatçı, 247.251/5
[24] 3/Âl-i İmrân, 185
[25] Tatçı, 313.322/2
[26] Tatçı, 348.361/3
[27] Tatçı, 348.361/5
[28] Tatçı, 149.148/3
[29] Tatçı, 138.135/16
[30] Tatçı, 198.196/5
[31] Tatçı, 225.224/1
[32] Tatçı, 247.251/4
[33] Tatçı, 344.357/2
[34] Tatçı, 202.200/3
[35] Tatçı, 273.283/2
[36] Dîvân, 3. baskı, 2006, s. 328
Ali YILMAZ
Yazar
“Ramazan oruç ayıdır. Bütün mü’minler bu ayda oruç ibâdetlerini yerine getirirler. “Ramazan oruç ayıdır. Bütün mü’minler bu ayda oruç ibâdetlerini yerine getirirler. Bu ay mane...
Yazar: Ali YILMAZ
Göğü mîrâca giden nûrun alâ nûr Kudüs,İnanmış yüreklere izzet ve onur Kudüs.Nice mazlum yüreğin gizlenir âhı sende,Muhammed ümmetinin ilk kıblegâhı sende.Her taşında bir dua, her zerrende bir hüzün,Di...
Şâir: Ahmet Sami BENLİ
İnsan, bu âlem sahrasına sınanmak üzere türlü duygu ve organlarla donatılıp gönderilmiş, Cenâb-ı Hakk’ın muhatap aldığı en kıymetli varlık olmak gibi bir şerefe nâildir. İnsan çok önemli iki cevherle ...
Yazar: Mahmut KAPLAN
Şükür Allah’ım, şükür verdiğin nimetlere,Her sabah ışıl ışıl doğan güne hamdolsun.Şükür Allah’ım şükür, şu yağan rahmetlere,Alnı açık, yüzü ak geçen düne hamdolsun.Şükürler olsun Rabb’im, seherde esen...
Yazar: İsmail Adil ŞAHİN