Variyetin Hayırla Kalıcı Hâle Getirilmesi: Vakıf
Medeniyetimizin temeli olan hayır müesseselerinin başında gelen vakıf, sözlükte “durmak; durdurmak, alıkoymak” anlamlarına gelir. Terim olarak “bir malın mâliki tarafından dinî, içtimâî ve hayrî bir gâyeye ebediyen tahsis edilmesidir.” “Menfaati insanlara ait olmak üzere mülk bir aynı (varlığı) Allah’ın mülkü olarak temlik ve temellükten ebediyen alıkoymak” diye de tanımlanmıştır. Bu şekilde mal, insanın mülkünden çıkıp Yüce Allah’ın mülküne girmiş, yani aslına dönmüştür. Vakıfta mal, Rabb’in yolunda kullanılmaya hasrediliyor, alım satımı durduruluyor; ama hayırda kullanımı ve sahibine sevap kazandırması kesintisiz devam ediyor.
Vakıf “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe ulaşamazsınız.”[1] âyetinin gösterdiği hedefe ulaşma yolunda atılan bir adımdır. Hz. Ömer’in Hayber’in fethinde hissesine düşen kıymetli arazi için “Ne yapayım?” sorusuna Peygamberimiz’in söylediği, “Aslını alıkoy, gelirini tasadduk et.”[2] sözünün ifadesidir vakıf. Hz. Osman’ın Rûme Kuyusunu, Hz. Ali’nin bir arazisini ve Yenbû’daki su kaynağını vakfetmesi gibi hayırda kalıcı yarışın adıdır vakıf.
Câbir b. Abdullah’ın, “Ben muhâcir ve ensârdan mal sahibi olup da vakıf yapmamış bir kimse bilmiyorum.” sözüne göre Saadet Çağı insanının yoludur vakıf.[3] Onlar, kendileri vakıf insanlardı, azıcık dünyalık için alınıp satılmazlar, dâvâlarını satmazlardı. Onlar, variyetlerini de vakfetmeyi kendilerine şiâr edinmişlerdi.
Vakıf, İslâm şehirlerini diğer yerleşim merkezlerinden ayıran, insan hayatının her alanına yansıyan hayır ve bereket kurumudur. İslâm şehirlerinin en kıymetli yerlerinde eserleri dikilen vakıflar, birer âbide gibi mülkün asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu, onların insanlığın ve bütün varlıkların hizmetine sunulduğunun tanıklarıdır. Vakıflar, kuruldukları andan kıyâmete kadar hizmeti ve sevabı sürekli akan sadaka-i câriye şubeleridir. Bizleri hep hayır adamları olmaya yönlendiren Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Hizmeti ve sevabı sürekli akıp duran/sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve arkasından duâ eden hayırlı evlât.”[4]
Bugün İslâm dünyasının her yanında insanlara hizmet eden mescid ve camiler, mektep ve medreseler, imâretler, tekke, hankâh ve zâviyeler, kütüphâneler, misafirhâneler, hastaneler, çeşmeler ve sebiller, hamamlar, makbereler, yollar ve köprüler, kervansaraylar vb. eserler vakıf kültürünü ve medeniyetinin tezâhürleridir. Bugün sadece ülkemizde bulunan yüz bine yakın camiyi düşündüğümüzde vakfın ne kadar geniş bir alana yayıldığını anlayabiliriz. Kültürümüzde İslâm şehirleri, cami merkezli olarak kurulur; camiler de etrafındaki mektep-medrese, han-hamam, bedesten gibi kurumlarıyla birlikte külliye şemsiyesi altında inşâ edilirdi.
Vakıflar hayrâttır. Hayır işlerine adanmış mülklerdir. Onlar, akarâttır, hizmetleri ve sevapları sürekli akar durur. Onlar imârettir, şehirleri, hayatı ve varlıkları imar eder. Onlar, sebildir, Allah için Allah yoluna adanmış mülklerdir. Onlar, Allah katında insana değer kazandıran şeyin iman ve sâlih amel olduğunu haykıran âbidelerdir. Onlar, insanın asıl yurdu âhirete yatırım yaptığı hayır alanlarıdır. İnsanın öldükten sonra da unutulmama ve yaşama, hayırla anılma arzusunun bir göstergesidir. Onlarda herhangi bir dünyevî çıkar gözetilmez, varlıklara hizmet ile Yüce Allah’ın rızâsı gözetilir. Yüce Yaratıcı’nın rızâsını ve âhiret yurdunu kazanmak isteyen nice insan, dünyada kendi oturacağı evinden daha görkemli ve dayanıklısını vakıf olarak yaparken, Allah ve âhiret inancının sadâkatini isbatlamış olmaktaydı. Zîrâ bugün camileri, medreseleri, kervansarayları, çeşmeleri, köprüleri yapan ve yaptıran pek çok insanın, kendi oturdukları evlerinden eser kalmazken, yaptırdıkları vakıfları dimdik ayakta durmakta, onlara sevap kazandırmaya ve onları unutulmaz kılmaya devam etmektedir. Kültürümüzde merkezî ve yerel yönetimlerin resmî yollarla yaptığı pek çok hizmeti vakıflar yürütmüştür.
Vakıf Duâ ve Bedduâları
Her vakfın niçin kurulduğunun ve hangi alanlara hizmet edeceğini belirleyen bir vakfiyesi vardır. Kanûnî Sultan Süleyman vakfiyesinde şu duâ ve bedduâ yazılıdır:
“Her kimse ki; vakıflarımın bekâsına özen ve gelirlerinin artırılmasına îtinâ gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ’nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhâfaza edilsin…
Allah’a ve âhiret gününe inanan, güzel ve temiz olan Hazreti Peygamber’i tasdîk eden, Sultan, Emir, Bakan, küçük veya büyük herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hâle getirmek, iptal etmek, işlemez hâle getirmek, ihmal etmek ve tebdîl etmek helâl olmaz. Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kâidelerinden herhangi bir kâideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal eder ve değiştirilmesi için uğraşır, feshedilmesine veya başka bir hâle dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve ma’siyetleri irtikâb etmiş olur. Böylece günahkârlar alınlarından tutularak cezâlandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Mâlik onların isteklisi, zebânîler denetçisi ve cehennem nasîbi olsun. Zira Allah’ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir. Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zâyi etmez…”
Bu hayır sahiplerini bu kadar ağır bedduâya sevkeden, vakıflarının kuruluş gâyelerine uygun kullanılmasını sağlamaktır. Zîrâ tarih boyunca nice vakıf, gözü dünyalıktan başka bir şey görmeyen insanlar tarafından talan edilmiştir. Bu sebeple bir vakfı aslına döndürmek ve kuruluş gâyesi doğrultusunda çalışmasını sağlamak, bedduâların durması ve onların duâlara dönmesi anlamına gelir.
Bugün bizlere de düşen bu hayır yarışına katılmak, mevcut vakıflarımızın korunmasına, vazifelerine uygun hizmet yapmasına katkıda bulunmaktır. Unutmayalım ki, ölmemenin çaresi, sayılı ömrümüzün ardından kalıcı ölümsüz eserler bırakmaktır.
“Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama bâkî kalacak yararlı işler, sevap olarak da emel olarak da Rabb’inin katında daha hayırlıdır.”[5]
“Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Bâkî kalacak sâlih ameller/yararlı işler Rabb’inin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.”[6]
“Rabb’inizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşusun.”[7]
“Ey insanlar! Rabb’iniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamber’ine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.”[8]
“İyilik ve takvâ konusunda yarışın birbirinizle. Ama sakın kötülük ve düşmanlık konusunda yarışmayın!”[9]
“Çalışanların dünya ve âhiret mükâfatları ne güzel ne bereketlidir!”[10]
“Çalışanlar bunun için çalışsın[11], yarışanlar bunun için yarışsın!”[12]
[1] 3/Âl-i İmrân, 92.
[2] Buhârî, Vesâyâ 22, 28-29.
[3] H. M. Günay, Vakıf, DİA, 42/475-476.
[4] Müslim, Vasiyye 14.
[5] 18/Kehf, 46.
[6] 19/Meryem, 76.
[7] 3/Âl-i İmrân, 133.
[8] 57/Hadîd, 21.
[9] 5/Mâide, 2.
[10] 29/Ankebût, 58.
[11] 37/Saffât, 61.
[12] 83/Mutaffifîn, 26.
Ali AKPINAR
Yazar
Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde amel-i sâlihi mütemâdiyen imanla birlikte zikretmesi,[1] Hz. Peygamber (s.a.v.)’in insanların faydasına olan işleri telkin etmesi[2] ve Abdulhâlık Gucdüvânî’nin, Şah-...
Yazar: Hamit DEMİR
Ahmed Kuddûsî (1760-1848)Ey bâd-ı sabâ es yürü ol yâre selâm etMahbûb-ı Hudâ Ahmed-i Muhtâr’e selâm etSevdâsı anın etti beni zâr u perîşânArz eyle bu ahvâlimi dildâre selâm etŞevki ile n’olduğumu hep...
Yazar: Vedat Ali TOK
Bir’den Geldik Bir Olmak İçin!Hay’dan Geldik Diri Olmak İçin!Yüce Yaratıcı biz insanları yaratıp dünyaya gönderdi. Biz, dünyaya sınav için geldik. Dünya, bizim geçici kalım yerimizdir. Orada, O’nun di...
Yazar: Ali AKPINAR
asır âlimlerinden Ahmed Şemseddîn es-Sivâsî 926/1520’de Tokat/Zile’de doğmuş, oradaki ilim adamlarından dersler almış; 20 yaşlarında İstanbul’da Sahn Medreselerinde müderrislik yapmış, daha sonra Şam’...
Yazar: Ali AKPINAR