Yûnus Der ki, Eğer Dirliğün Hakkısa Sırât’ı Geçesin Sehel
Mahşerde ameller tartılıp, herkes ameline göre karşılığını aldıktan sonra âhiret hayatı başlayacaktadır. Kaynaklarımızda bunun ilk aşaması olarak sırat köprüsünden geçiş gösterilmektedir. Akâid ve kelam kitaplarında sırat, “cehennem üzerine kurulmuş olup mü’minlerin rahatlıkla geçebileceği, kâfirlerin ise üzerinden cehenneme düşeceği köprü” şeklinde açıklanmaktadır. Kelime Kur’ân-ı Kerim’de bu anlamda geçmemesine rağmen Müslümanlar arasında bazı âyetlerin[1] delâleti ve hadis rivâyetlerine[2] dayanarak bu kabul edilmiş bulunmaktadır.[3] “Kıldan ince kılıçtan keskin” şeklinde tanımı yapılmış olmakla beraber, bu fizikî bir tanımlamadan çok, mahşerden ve mîzândan sonra cennetin veya cehennemin yolu olarak görülüp bunun geçilmesi için çok inceliklerin olduğunun izâhıdır.
Yûnus Emre şiirlerinde bu sırat köprüsünü de dile getirmiştir. Bir dörtlüğünde, “Aldı beni ince yola /İltdi Sırât köprüsine” demektedir.
Eğer kul, bu dünyada hazırlık yaparsa, Hak yolunda bir hayat yaşarsa sırâtı kolay geçecektir; bunun korkusu içinde yaşamalıdır, eğer bu korku ile ve gereği gibi kulluk ederek yaşamazsa orada korkutulacaktır:
Bunda korkmazısan Yûnus anda korkudurlar seni
Eğer dirliğün hakkısa Sırât’ı geçesin sehel[4]
Özellikle âşıkların işi kolay olacaktır:
Yûnus yoldan ırmasun yüksek yirde turmasun
Sinle Sırât görmesün sevdüği dîdârısa
Bağlana bin bin sunûf ‘âşıka yok havf u hayf
Yarın mahşer güninde ‘Yevme yenfehu’ urıla
Bu sırat yolculuğundan sonra kulları dünyada işledikleri amellerin karşılığı olarak cennet ve cehennem hayatı beklemektedir. İnanıp da Allah’ın rızâsını kazanmak düşüncesi ile O’nun emir ve yasaklarına riâyet ederek yaşayanlar bunun karşılığı olarak cennete gidecek; inanmayan veya inansa bile Allah’ın emrettiği gibi bir dünya hayatı yaşamamış olanlar da cehenneme gidecektir. Bu hususları belirten değişik âyetler vardır; cennetle mükâfatlandırılacaklara dair iki âyet şöyledir:
“Rasûl’üm! İman edip sâlih ameller işleyenleri şöyle müjdele: Altlarından nehirler akan cennetler onlar içindir. ....... Orada onlara tertemiz eşler verilecek ve orada ebedî kalacaklardır.”[5]
“Bu sözlerinden dolayı Allah onları altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerle mukâfatlandırdı. İyilik yapanların mükâfatı işte budur!”[6]
Yüce Rabb’imiz cehenneme gidecekler için de şöyle buyurmaktadır:
“O gün bazı yüzler aydınlanacak, bazı yüzler de kararacaktır. Yüzleri kararanlara gelince (onlara denilecek ki:) ‘İman ettikten sonra küfre mi girdiniz? Kâfir olmanıza karşılık azabı tadın (bakalım)! Yüzleri aydınlananlara gelince, onlar Allah’ın rahmeti içindelerdir. Ve orada ebedî kalacaklardır.”[7]-[8]
“Kâfirlere gelince, onlara dünyada da âhirette de çetin bir azapla azap edeceğim. Onların yardımcıları da olmayacak.”[9]
Âhiret hayatı, âyette de belirtildiği[10] gibi, dünya hayatı gibi geçici değildir. Sonu olmayan bir hayattır; Yûnus buna kesin olarak inanmaktadır:
Ne gam bu dünyada bin kez ölürsem
Anda ölüm olmaz ölmezem ayruk
“Öyle bir günden sakının ki; (o gün) hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefâat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.”[11] Onun için Cenâb-ı Allah biz kullarına doğru dost edinmemizi emretmektedir: “Onlar, mü’minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. ‘Kuvvet ve onuru (izzeti)’ onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, ‘bütün kuvvet ve onur,’ Allah’ındır.”[12] Yûnus’un düşüncesine göre de insan âhiretteki dostunu dünyada kazanmalıdır; dünya hayatında âhirete hazırlık için ne kadar birbirlerine destek olurlarsa âhiret adına asıl dostluk odur:
Bunda bilişmeyen cânlar anda bilişimez anlar
Bunda bilişüp dostıla hâlüm ‘arz etmeğe geldüm
Ol yarınki yollara anda yoldaş isteyen
Bu dünyâda dostunu kılavuz dutmak gerek
Yarın gelecek olan âhirete bu dünyada hazırlanmak gerekmektedir; yarın orada sevinmek için gün bugündür, yani dünya hayatıdır; Allah böyle kullarına âhiret nimetlerini vadetmiştir:
Kullarına va’deyledi yarınki gün görnem didi
Ol dostlarun sevindügi yarınum bugündür bana
Allahu Teâlâ, bir kısmı biraz önce verilmiş olan birçok âyette, iman edip sâlih amel işleyenler için cennet ve onun içinde çeşitli nimetler va’detmektedir.[13] Bu âyetlerde müjdesinin verildiği gibi, Allah’ın rızâsına uygun bir dünya hayatı yaşayarak ölen kişi Allah’ın onlar için hazırladığı cennet nimetleri ile mükâfatlandırılacaktır.
Cennet nimetlerinden birisi, âyette “tertemiz eşler” ve “Kevser” havuzundan içmektir; bu nimete kavuşacaklar seher vakitlerinde ayakta olup kulluk edenlerdir:
Helâl ola sana uçmak
Uçmak’da hûrîler kuçmak
Kevser şarâbını içmek
Tanla seher vaktinde tur
Çün cân ağdı Hazret’e, yarar et âhirete
Tanla duran tâate, Tanr’evine er gider
Cenneti elde etmenin yollarından biri de dünya hayatında gönüllere girmek ve gönül onarmaktır:
Uçmak uçmak didügün kullarun yiltedügün
Uçmagun ser-mâyesi bir gönül etmek gerek
Bir diğer yol da zâhitçe yaşamaktır; eğer mâsivâya, yani dünyalıklara kendini kaptırırsa ona bu dünya zindandır:
Zâhidün zühdiyile cennet makâmı olur
Mâsivânun küllisi zindânıdur âşıklarun
Sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gerçek ümmet olanlar cennet nimetlerine kavuşabilecektir:
Sekiz uçmagun hûrîsi gelürise bir araya
Sana ümmet olmayanı ben anlara katmayayum
Cenneti kazanabilmek için kul Kur’ân’ı kendine rehber edinmelidir:
Pîşrev bize Kur’ân durur vatan bize cennet durur
Ol Tamu’yı Hak yandurur ol gül-i gül-zârdur bize
Ölmeden evvel ölenler, yani bir gün öleceği ve bu dünyada yaptıklarının hesabının sorulacağı şuuru ile yaşayanlar ve nefsine karşı direnebilenler Kevser Havuzuna dalacak ve nefsini düşman bilenler Tûbâ ağacının dallarına konacaktır:
Kevser havzına talanlar ölmezdin öndin ölenler
Nefsini düşmân bilenler konar Tûbâ dallarına
Mü’minin hedeflerinden biri de mahşer gününde cemâlullahı görebilmektir; bu konuda İslâm âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerse de genel olarak Allah’ın dünyada hiç kimse tarafından görülemeyeceği, fakat âhirette mü’minlerin Cenâb-ı Allah’ı görebilecekleri yönündedir.[14] Yûnus Emre de buna inananlardandır. O cemâlullahı görebilme arzusu içindedir; bunun gerçekleşmesinin yolu, dünyada derviş olabilmektir:
Kamu ‘âlem ümid dutar âhiretde görem diye
Yûnus eydür dervîş olan bunda Hak’ı buldı gider
Dünya hayatında Allah’ın rızâsını gözetmeden emredilenleri yerine getirmeyenler ve yasaklananlardan sakınmadan yaşayıp ölenler ise cehenneme sürüleceklerdir.[15]
İnsan cehennemde azap şarâbını amellerinin karşılığı olarak içecektir:
Eğer varısa ‘amelün gen olısar sinün senün
Eğer yogısa ‘amelün oddan şarâb içdi gönül
Cehennemlik olacaklar beş vakit namazı kılmayanlardır:
Her kim bu sözden almadı beş vakt namâzı kılmadı
Bilün müsülmân olmadı ol Tamu’ya girse gerek
Komşu hakkını gözetmemek bile cehennem azâbına çarptırılmanın sebeplerinden biridir:
Eğer konşı hakı boynundayısa
Cehennem’de yarın bâkî kalasın
Âhirete Hazırlık
Ölüm bir gerçek ve bir gün ölüp mahşerde hesabımız görüldükten sonra dünya hayatındaki imân ve amellerimize göre cennete veya cehenneme gideceğimize kesin olarak inandığımıza göre, dünyada iken âhirete hazırlıklı olmak gerekmektedir.
Yûnus Emre şiirlerinde bu hususa da özel bir önem vermekte ve hazırlıklı olmak gerektiği üzerinde sık sık durmaktadır. Ona göre, geçici olan dünya hayatının biteceği ve bir gün âhiret hayatının geleceği kesindir, o yüzden âhirete bu dünyada iken hazırlanmak gerekmektedir:
Sen anda varursın anda çok yerag eylegil bunda
Cânlar bâkî degül tende de birkaç gün geze durur
Dünyada iken Allah’a ve rasûlüne itâat ederek fânî olan bu dünya terk edilmeli ve bâkî olan âhiretten mahrum kalınmamalıdır:
Kim durur kim ere ana dün-gün tâ’at kılan ana
Verülür uçmak anlara zîrâ bilişdür yâd degül
Mü’min bir gün öleceğini ve mezara yatacağını dâimâ aklında tutmalıdır:
Âhir bir gün ölürsin ölüm vardur bilürsin
Kamulardan ayrılup varup sinde yatdun tut
Mal ve hazine doldurma sevgisi ve yalancı dünyada varlık elde etme dâvâsından vazgeçilmelidir; âşık için bu dünyalıkların hiçbir önemi yoktur:
Çün âhirete kavîsin ko bu yalancı da’vîsin
Bu mâl u hazne sevisin ‘âşıkısan nendür senün
Âhirete hazırlık yollarından birisi namaz kılmaktır:
Namâz kıl yerak olsun
Âhretde gerek olsun
Sinünde çırâk olsun
Tur erte namazına
Âhirete giden hiç kimse geri gelmez, o bakımdan çok uzak gibi dursa da bir gün geleceği kesin olduğundan hazırlıklı olmak gerekir; hazırlık yollarından biri de doğruluktur:
Âhret yavlak ırakdur togrulık key yerakdur
Ayrulık sarp firâkdur hîç giden girü gelmez
Bu dünya sarayı bâkî değildir, sonu âhirete varacaktır, o bakımdan aldanılmamalıdır, yoksa âhiretteki saraydan mahrum kalınır:
Bâkî degüldür bu sarây evvel-âhir anda varur
Bunda yerak etmeyenler ol evi unutsun dimiş
Mü’min ağzından çıkan söze bile dikkat etmelidir; sözün nerede nasıl söyleneceğini bilmeli ve kötü söz söylememelidir, iyi söz dünya cehennemini bile âhiret hayatındaki cennetlere benzetir ki, bu aynı zamanda âhirette cennete nâil olmasını sağlar:
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihân Cehennem’ini sekiz uçmag ide bir söz
Âhiret hazırlığı içinde olan kişi yarın âhirette yanmamak için dünya hayatının getirdiği sıkıntılara katlanmalı, âdetâ ölmeden önce ölmeli, hesaba çekildiğinde zarar etmemek için dâimâ günahlarının hesabını yapmalı, onların pişmanlığı içinde olmalıdır:
Gelün bugün yanalum yarın yanmamagıçün
Ölelüm ölmeziken yine ölmemegiçün
Tartalum günâhumuz artduralum âhumuz
Edelüm hisâbumuz hisâb olmamagiçün
Âhirette yok hükmünde olmamak için şerri azaltıp hayrı çoğaltmak gerekmektedir:
Şerri azatmak gerekdür hayrı çok
Hayrı olmayanlar oldu anda yok
Âhirete hazırlık yollarından en önemlisi dünyaya aldanmamak, dünyaya bağlanarak âhireti unutmamak, dünya ve içindekileri terk etmektir. Yûnus Emre bunun üzerinde çok durur. Ona göre mü’min yarın âhirette ağlamamak için bu dünya hayatında çokça ağlamalıdır; âhireti kabul ederek dünyayı terk eder ve Allah’a şükreder; mü’min bu dünyadaki işini bitirmeden âhirette işi zordur, dünyada iken iyi uyanık olmalıdır; mü’min her gelenin gideceği bilinci ile fânî dünyayı terk edip âhiret yolculuğu yapmalıdır; bu fânî dünya arzularından geçip bâkî olan âhireti istemelidir; bu dünyayı terk ederek âhirete hazırlanmalı ve bunun için erenlerle dost olup onlardan uzak durmamalıdır.
Yûnus’a göre dünyadaki bütün davranışların, düşüncelerin ve hazırlıkların asıl hedefi âhiret yurdudur. O, bunları bir şiirinde çok güzel bir şekilde dile getirmektedir. Ona göre asıl mekân orasıdır; sultanlık, taç, taht, giyinilecek binilecek her şey oradadır; Hz. Eyûb gibi sabırlı ve Cercis[16] gibi bin kez ölmeye râzı olunmalıdır, insan bu dünyada yalnızdır, bütün hazırlık âhiret içindir; Hz. Yûsuf gibi pazarda köle olarak satılsa da Mansûr gibi darağacında asılsa da bu dünya âhiret için av mekânıdır, çünkü asıl yatak orasıdır; bu dünyada bülbül gibi ötse de gönül çeşitli fermanlar içerse de, pazarda güzel koku satsa da, bu geyiğin otlağı âhiret yurdudur:
Bî-mekânam bu cihânda menzilüm durağum anda
Sultânam tâcıla tahtum hulle vü Burâğ’um anda
Eyyûb’am bu sabrı buldum Cercîs’em bin kezin öldüm
Ben bu mülke tenhâ geldüm be-külli yerağum anda
Yûsuf’am bâzâra geldüm Mansûr’am bu dâra geldüm
Arslanam şikâra geldüm velâkin yatağum anda
Bülbülem uş öte geldüm dilde menşûr tuta geldüm
Bunda müşküm sata geldüm geyiğem otlağum anda
Sonuç
Yûnus Emre’nin dünya hayatına, ölüme, kabir hayatına, kıyâmet ve mahşar gününe, âhiret hayatına bakışı tam bir mü’min bakışıdır; hatta bu konuları genellikle tasavvufî alâkasından bağımsız işlediği de farkedilmektedir.
İslâm itikad esaslarına göre sûra ikinci defa üflenmesi ile bütün canlıların dirileceği, insanların mahşer yerinde toplanacağı, herkesin amel defterlerinin kendilerine verileceği ve o defterlerindeki amellerine göre hesaba çekilecekleri, dünya hayatında iman edip Allah’ın emir ve yasaklarına riâyet ederek yaşayanlar amellerinin karşılığı olarak cennete, iman etmeyenler ve Allah’ın emrettiği gibi kulluk yapmayanların da cehenneme sürüleceği kesindir. Yûnus’un bu konu üzerinde durduğu ve şiirlerinde bunları aynı şekilde ele aldığı görülmektedir.
* * *
anda: Orada; (burada) âhirette. andan: Oradan; (burada) âhiretten. arasât: Mahşer günü her canlının dirilip toplanacağı meydan. ayruk: Artık, bundan sonra. bunda: Burada, (burada) dünya hayatında. dem: Vakit. dîdâr: Yüz, cemâl. dün-gün/dün ü gün: Gece gündüz. erte/irte: Sabah. firâk: Ayrılık. gen: Geniş. havf: Korku. hayf: Hayıflanma; pişmanlık. lltmek: İletmek. kamu: Herkes, her şey. kem: Kötü. key: İyi, iyice, çok iyi, çok, pek. kuçmak: Sarılmak, kucaklamak. mâsivâ: Allah dışındaki bütün varlıklar; dünya ait şeyler. od: Ateş. olısar: Olacaktır. pîşrev: Öncü, önden giden; kılavuz. sarp: Zor, aşılması güç, yüksek; katı. sehel: Kolay. sin: Mezar. sunûf: Sınıflar, gruplar. turmak: Ayağa kalkmak. uçmak: Cennet. yerağ/yerak: Hazırlık.
[1] “...Onlara cehennemin yolunu (sırâtü’l-cahîm) gösterin ve onları durdurun, çünkü sorguya çekilecekler.” (37/Sâffât, 23-24)
[2] “Ümmetini onun üstünden ilk önce geçirecek peygamber ben olacağım. O gün peygamberlerin duaları ‘Ey Allahım, selâmet ver, selâmet ver!’ şeklinde olacaktır.” (Buhârî, “Riḳāḳ”, 52, “Eẕân”, 129)
[3] Bkz. Mustafa Akçay, “Sıtat”, DİA, c. 37, ss. 118, 119, İstanbul 2009.
[4] Mustafa TATÇI, Yûnus Emre Divânı (Tenkitli Metin), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005. Şiirlerin sonundaki rakamlardan ilki şiirin bu eserde kaçıncı sayfada, ikinci rakam kaçıncı şiir olduğunu, sonraki rakam veya rakamlar o şiirin kaçıncı beyiti/beyitleri olduğunu göstermektedir.
[5] 2/Bakara, 25
[6] 5/Mâide, 85
[7] 3/Âl-i İmrân, 106, 107
[8] Cennemliklerle ilgili âyetlerden bazıları şunlardır: 3/Âl-i İmrân, 12 ve 56; 5/Mâide, 5; 32/Secde, 20.
[9] 3/Âl-i İmrân, 56
[10] “Oysa âhiret daha iyi ve daha bâkîdir.” 87/A’lâ, 19.
[11] 2/Bakara, 123.
[12] 4/Nisâ, 139
[13] Bu va’dlerin yer aldığı bazı âyetler: 2/Bakara, 82; 4/Nisâ, 57, 122 ve 124; 7/A’râf, 42; 10/Yûnus, 9; 11/Hûd, 23; 14/İbâhîm, 23; 19/Meryem, 60, 61.
[14] Bu konuda bkz. Temel Yeşilyurt, “Rü’yetullah”, DİA, ss. 311-314, İstanbul 2008.
[15] Kur’an âyetlerine göre cehenneme gidecek olanların bir kısmı: Allah’a ortak koşanlar (Bkz. 40/Mü’min, 73-76); Allah ve Rasûlü’ne âsî olanlar (Bkz. 4/Nisâ, 14); âhireti inkâr edenler (Bkz. 7/A’râf, 44, 45); âyetleri yalanlayanlar ve büyüklenerek onlardan yüz çevirenler (Bkz. 7/A’râf, 36); Allah’a ibâdetten yüz çevirenler (Bkz. 40/Mü’min, 60); Kitabı ve Rasullere gönderilenleri yalanlayanlar (Bkz. 40/Mü’min, 70); Allah yolundan alıkoyanlar. (Bkz. 7/A’râf, 45); kâfirler (Bkz. 25/Furkân, 11); büyüklük taslayanlar (Bkz. 39/Zümer, 60); büyük günah işlemekte direnenler (Bkz. 56/Vâkıa, 46); yeryüzünde haksız yere şımaranlar ve böbürlenenler (Bkz. 40/Mü’min, 75, 76); zâlimler (Bkz. 7/A’râf, 41); azgınlar (Bkz. 38/Sâd, 55); dalâlet üzere olan atalarını takip edenler (Bkz. 37/Sâffât, 69, 70); yoksulu doyurmayanlar, namaz kılmayanlar, günaha dalanlarla birlikte dalanlar ve cezâ gününü yalanlayanlar (Bkz. 74/Müddessir, 43-46.
[16] Hıristiyan kaynaklarında adı Saint Georges olarak geçmektedir. Hıristiyanlıkta Hz. İsa’dan sonra gelen ve onun dininin hükümlerini devam ettiren bir azizdir. Taberî Tarihi’nde ve kilise kaynaklarında yer alan kısıtlı bilgilerden hareketle, onun Filistin’in Remle kasabasında dünyaya geldiğini, ömrünü Filistin ve Şam civarında ticaret yaparak geçirdiğini, Musul şehrinin kralı tarafından çeşitli işkencelerle öldürüldüğünü öğrenmekteyiz. Müslüman coğrafyasında, hayatı etrafında teşekkül eden ve “Hikâyet-i Cercîs Peygamber” ismini taşıyan pek çok anlatı kaleme alınmıştır. Yusuf Ataseven, “Hristiyanlıktan Müslümanlığa Akseden Bir Azizin Serencâmı: “Ḥikâyet-i Cercîs Peygamber”, Asos Journal Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, sayı: 63; 2017, ss. 565-576; ayrıca bkz. Günay Tümer, “Circîs”, DİA, c. 8, s. 26, İstanbul 1993.
Ali YILMAZ
Yazar
Îmanlı âdem olHep sâbit kadem olÂrife hemdem olKüfre cehennem olŞehîde zemzem olYaraya merhem olKeremli, kerem olDönülmez kasem olKırlarda çiğdem olÖlçülü mâtem olKıvâmında dem olBayraktaki dem olMutl...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
İnsanoğlunun modern dünyada karşı karşıya kaldığı en büyük bunalımlardan biri, inandığı değerler ile gündelik pratikleri arasında açılan derin uçurumdur. Zîrâ bilginin ve teorik söylemlerin hızla çoğa...
Yazar: Ramazan ALTINTAŞ
Hicr Sûresi’nin 72. âyetinde geçen ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin anlamı taşıyan Le ‘amruke ifadesi sûfî şairlerin eserlerinde sıklıkla zikredilmekte; sûfî şairler tarafından yazılmış na‘t-...
Yazar: Hamit DEMİR
Tasavvufî hayatta kişinin zihin ve gönül dünyası durağan, tek düze ve statik bir yapıda değildir. Müritlerin duygu ve düşünceleri değişim, gelişim ve donanım seyrine bürünmektedir. Zihin dünyalarında ...
Yazar: Kadir ÖZKÖSE