Unutulmaya Yüz Tutan Bayram Geleneklerimiz
Ramazan Bayramı’nı geçirdik, Kurban Bayramı’nı bekliyoruz. İki bayram arasında bulunuyoruz; bu sefer de geleneklerimizi ele alalım.
Türklerin “bayram” kelimesini bugün anlaşıldığı mânâda ne zamandan beri kullandıkları belli değildir. Kaşgarlı Mahmûd, bayram kelimesinin Arapça “îd” kelimesinin yerine geçtiğini, Türklerin İslamiyet’ten önce “bayram-îd” diye isimlendirilebilecek günlerinin olmadığını belirtir (Dîvân- Lugâti’t-Türk, C. I s. 484, 3. baskı, Ankara 1992). Ancak Türklerin “şölen”, “sığır” ve “yuğ” gibi, sâbit ve belli günü olmayan, ancak bugün anladığımız mânâda bayram kutlamasına benzer geleneksel törenlerinin bulunduğu bilinmektedir. Her toplumda olduğu gibi, Türklerin de o zamanki dinî anlayışlarına göre, ismi öyle olmasa da, bayramlarının olacağından şüphe yoktur. Göktürk asilzâdelerinin her yıl Ötüken’de, atlarının çıktığına inandıkları mağaraya giderek takdis merasimi yapmaları; halkın 5. ayın 3. günü Göktanrı’ya ve yerin ruhlarına kurban keserek bayram yapmaları; her yılbaşında Ergenekon’dan çıkışın anısına, hâkan başta olmak üzere, kızgın demiri örs üzerinde döğmek suretiyle bayram düzenleyip bayram yapmaları; Dede Korkut Hikâyeleri’inde anlatılan toylar bayram niteliği taşıyan olaylardır.
İslamiyet’in kabulünden sonra, belirtilen bayram niteliğindeki törenlerin bir kısmı az çok devam etmişse de, Türkler arasında onların yerini İslâmî bayramlar almıştır. İlk asırlarda az-çok devam eden bayram niteliğindeki eski gelenekler de zamanla unutulmuş, daha sonraki asırlarda iki İslâmî bayram olan Ramazan ve Kurban Bayramları kutlanır olmuş; o asırlardan günümüze kadar devam edip gelen bayram gelenekleri yerleşmiştir.
Yüzyıllardan beri devam edip gelen bu bayram gelenekleri, büyük ölçüde İslâmî esaslar çerçevesinde gelişmiştir. Hz. Peygamber’in bayramlardaki tutumlarıyla ilgili birbirini destekleyen ve tamamlayan çeşitli rivâyetler vardır.
Hz. Ömer, aldığı sırma işlemeli bir cübbeyi, bayramda ve heyetler geldiği zaman giymesi için Hz. Peygamber’e vermiş, o da kabul ederek, ona başka bir cübbe yediye etmiştir. (Buhârî, Îdeyn, 2; Tirmizî, Salâtü’l-Îdeyn, 5)
Hz. Peygamber, Hz. Ayşe’nin iki câriyesinin, bayramda def çalmasına ses çıkarmadığı gibi, Hz. Ebû Bekir’in onları menetmesine karşılık, “Onları bırak.” diye ikazda bulunmuştur. (Buhârî, Îdeyn, 3; Müslim, Salâtü’l-Îdeyn, 4) Ayrıca çeşitli oyunlar oynanmasına bir şey demediği gibi, Hz. Ayşe’nin onları seyretmesine müsaade etmiştir. (Buhârî, Îdeyn, 5; Tirmizî, Salâtü’l-Îdeyn, 5)
Bunlardan anlaşıldığı gibi Hz. Peygamber’in sağlığında, bayramlarda yeni ve güzel elbiseler giyilmesi, günaha yer verilmeyen eğlenceler düzenlenmesi, neşe ve sevinç içinde bayramların kutlanması âdetleri vardı. İşte memleketimizde, bayram günlerinde yerine getirilmesi gereken ibâdetler gibi, bayramların kutlanmasında yerleşmiş ve yüzyıllardır sürüp gelen gelenekler de Hz. Peygamber zamanından gelen âdetlerin zenginleştirilmiş şeklidir. Bizim toplumumuzda köklü bir bayram geleneği vardır.
Eskiden bayramların nasıl kutlandığına dair çeşitli şeyler anlatılır; “eski bayramlar” tabiri, eski günlerdeki bayram kutlamalarına dair özlemleri ifade etmek üzere sık sık söylenir. Bu söz genellikle orta yaşlıların eski bayram geleneklerine atıf amacıyla söylenir. Ayrıca İstanbul’daki belli bir zümrenin, bayramlar vesilesiyle düzenlenen eğlencelerdeki hayatlarını konu edinen hâtıralar için kullanılır. “Eski bayramlar” denilince bu eğlence yerleri sembolize edilir ve o günleri yaşayanlar, bu sözle başlayarak, o günlere olan özlemlerini dile getirirler, bazı hâtıralarını anlatırlar. Halkımız arasında, yüzyıllardan beri devam edip gelen ve daha çok aile içinde geçen geleneksel bir bayram kutlama şekli vardır. Yörelere göre bazı küçük değişiklikler olmakla beraber, genel hatlarıyla aynı olan bayram kutlamaları şöyledir:
Evde bayram hazırlıklarına bayramdan önce başlanır. Önce ev birkaç gün önceden temizlenir; çamaşırlar yıkanır; her şey tertemiz yapılır. Evin ihtiyaçları için bayram alışverişine çıkılır. Yeni giyecekler alınır, yeni alınmayacaksa, aile fertlerinin hepsinin mevcut giyeceklerinin en iyisi bayram günlerinde giyilmek üzere hazır edilir. Bayram ziyaretine gelen misafirlere ikram edilmek üzere ya şeker alınır veya baklava, börek, çörek gibi şeyler hazırlanır. Bazı yörelerde arife günü, çocuklara şeker, kuru yemiş ve evde yapılan çörek, tatlı şeyler dağıtılırdı. Özellikle bu âdetin yer aldığı küçük yerleşim yerlerinde, o yerin bütün çocukları ellerinde torbalarıyla dağıtılan şeylerden alabilmek için cıvıl cıvıl sesleriyle oradan oraya koşarlar, birbirleriyle yarış ederlerdi. Adağı olanlar, adaklarını arife günü keserler, ya dağıtılır veya yemek yapılıp komşular eve çağrılarak ikram edilir.
Bayram günü erkenden kalkılır. Evin büyük erkekleri genellikle sabah namazını camide kılar. Sabah namazından sonra dağılınır. Bazı camilerde va’z edilir. Böyle camilerde sabah namazını kılan cemaatten bazıları eve dönmeyip bayram namazına kadar va’z dinler. Ailede bayram havası esas bayram namazı için gidiş hazırlığı ile başlar. Baba, erkek çocukları ile birlikte camiye gitme hazırlığı yapar. Abdest alınır, bayram için önceden hazırlanmış olan “bayramlık” elbiseler giyilir, güzel kokular sürünülür. Baba ile oğulları caminin yolunu tutarlar. Camiye giderken Ramazan Bayramı’nda gizliden, Kurban Bayramı’nda açıktan, “Allâhu ekber, Allâhu ekber, lâilâhe ila’llâhu va’llaâhu ekber” şeklinde tekbir getirilir. Ancak günümüzde bu tekbir geleneğine pek riayet edildiği söylenemez.
Bayram namazı kılınıp bittikten sonra, cemâat cami içinde veya dışında, salavat getirerek birbirleriyle bayramlaşırlar; büyük bir halka oluştururlar. Ondan sonra herkes evine döner. Bayram namazından eve dönerken önceki yoldan başka bir yoldan dönmek sünnettir. Yine dönüşte de tekbir getirilir. Camiye gidenler dönünce, ev içinde, aile fertleri arasında bayramlaşma olur. Evde dede ve nine varsa, önce herkes onların ellerini öper. Sonra anne-baba birbirleriyle bayramlaşırlar. Onların arkasından çocuklar anne-babalarının ellerini öperler ve birbirlerinin bayramlarını tebrik ederler.
Bayamını tebrik eden, büyüğün elini öpen kişi, “Bayramın mübârek olsun.” der. Karşılığında “Senin de bayramın mübârek olsun.” denir. Büyükler küçüklere, “Allah çok bayramlar göstersin.” diye duâ ederler. Büyükler genellikle çocuklara bayram harçlığı verirler. Bazı köy ve mahallelerde, yörelere göre değişiklik göstermekle beraber, evdeki bayramlaşmadan sonra erkekler, evlerinden köyün veya mahallenin camiine yemek götürürler. Camiin oturma odasında, avlusunda veya müsait bir yerinde büyük bir sofra kurularak hep birlikte yemek yenir.
Durumu iyi olan ailelerde, aile fertlerinin ve yakın akrabâların birbirlerine bayram hediyesi alma âdeti vardır.
Ramazan Bayramı’nda evde bayramlaşma bittikten ve yenilip içildikten sonra akrabâ ziyaretine çıkılır. En yakın ve yaşlılardan başlanarak bütün akrabâlar evlerinde ziyaret edilir ve bayramları tebrik edilir. Bu ziyaretler, küçük yerleşim yerlerinde bayramın birinci günü bitirilir. Fakat büyük şehirlerde ilk günü bitirilmesi mümkün olmadığından ikinci üçüncü gününde tamamlanır. Bayram ziyaretlerinde komşular da ihmal edilmez. Ev sahipleri, ziyarete gelenlere şeker, baklava veya daha başka tatlı ikram ederler.
Yaşlılar bayram günlerinde evlerinden çıkmazlar, küçüklerin gelip kendilerinin bayramını tebrik etmesini beklerler. Ziyaretlerde anne-baba, amca, dayı, hala, teyze, abla, ağabey gibi yakın büyüklere öncelik verilir. Genellikle küçükler ziyarete gelmeden büyükler onları ziyaret etmezler. Ziyaret edenleri daha sonra onlar da ziyaret eder.
Kurban Bayramı’nda, bayram namazından ve evdeki bayramlaşmalardan hemen sonra kurban kesme hazırlıkları yapılır. “Nisab mikdarı” denilen maddî imkâna sahip olanlar kurban keserler. Dinî hüküm olarak en az bir yaşındaki koyun ve keçiden, altı aylık gösterişli bir tokludan ya da iki yaşını doldurmuş deveden kurban olabileceği herkesin malumudur. Memleketimizde eskiden genellikle koyun ve keçiden kurban kesilir idi. Son zamanlarda sığır keçiden daha çok kesilmeye başlanmıştır. Yine eskiden Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinin birçok yerlerinde keçi, özellikle “erkeç” denilen iki yaşındaki erkek keçi tercih edilir idi; bu kısmen devam etmektedir. Memleketimizde deve kesme âdeti hemen hemen yoktur.
Kurbanlık hayvan eskiden evlerde özel olarak yetiştirilir idi. Ancak son zamanlarda bu küçük yerleşim yerlerinde devam etse de yaygın değildir; genellikle kurbanlık hayvan bayramdan önce satın alınır. Şehirlerde, Kurban Bayramı öncesinde, çeşitli yerlerde kurbanlık hayvanların satıldığı pazarlar kurulmaktadır.
Yine eskiden yaygın olarak yapılan geleneklerden birisi de kurbanlık koçların süslenerek gezdirilmesi ve bazı yerlerde de iki koçu birbiriyle tokuşturma âdeti idi. Bunlar son zamanlarda yapılmaz olmuştur.
Kurban Bayramı’nda, bayram ziyaretlerine ancak kurbanla ilgili işlerin bitmesinin ardından, öğleden sonra veya ertesi günü çıkılır.
Sezai KARAKOÇ, bayramlaşmaların ve bayram ziyaretlerinin toplum açısından taşıdığı değeri şöyle izah eder:
“Bayram namazından sonra toplumdan alınan güçle yüklü olarak eve dönülür. Evlerde bekleyen çileli ömrün hayat arkadaşı ve evlerin bin renkli çiçekleri çocuklar. İşte bugün bir tatlı söz işitmek için hayatın bütün ağırlığını paylaşmayı göze alan çileli eşler ve anneler ve evlerin canlı bayramları çocuklar.
Ve evlerden evlere barış armağanı, bir muştu haberi gibi gönderilen çocuklar.
Evlerden evlere taşınan armağanlar. Evleri taşıran armağandır.” (Sütun I, s. 90, 91.
Memleketinden, anne-babasından ayrı yerlerde oturanların dinî bayramları anne-babasının yanında geçirmeye özen göstermesi dikkat çeken en önemli geleneklerdendir. Anne-baba da uzakta olan oğlu ve kızının bayramda yanında olmasından büyük memnuniyet duyar. Hatta bayramda gitmemek bazı kimseler tarafından affedilmeyecek bir hata olarak değerlendirilir. Bu yüzden dinî bayramlarda hareketli bir iç turizm hareketi görülür. Birbirini ziyaret edemeyen akrabâ ve dostlar da, eskiden tebrik kartları göndermek suretiyle bayramlaşırlardı.
Ali YILMAZ
Yazar
İnsanın etrafındakilerle ilişkileri her zaman aynı düzlemde yürümez. İnişler ve çıkışlar olur. Uzun bir süre gâyet seviyeli ve muhabbetli devam eden arkadaşlığın bir tartışma ile zedelendiğini çok gör...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
Kıymetli hocam öncelikle Vehbi Vakkasoğlu kimdir? Kısaca özgçemişinizden bahseder misiniz?- Efendim Vehbi Vakkasoğlu’nu anlatmak çok kolay. Hayatımda fazla bir derinlik yok. Kahramanmaraş’ta doğmuşum....
Yazar: Musa TEKTAŞ
Hâtemü’l Enbiyâ’ya yâr, Eyüp Sultan HazretleriEvinde ağırlanmışlar, Eyüp Sultan Hazretleri Mekkeli Muhâcirleri, îmanlı bağrına basanMedîne’de mukîm Ensâr, Eyüp Sultan Hazretleri Kusvâ, önünd...
Şair: Bekir OĞUZBAŞARAN
Zulmetin her zerresinden hâle-i mâha sığın Bâki kalmaz hiç karanlık bekle sabâha sığınHâne-i kalbin sedâsından haberdar var biriSen yeter ki cân evinden yükselen âha sığınDarda kalsan, ye’se düşm...
Şâir: Ahmet Sami BENLİ