Yargılamadan Önce: Taşın Altındaki Hikâye
Gündelik hayatın karmaşası içinde, çevremizde olup bitenleri genellikle kendi ön yargılarımızın süzgecinden geçirerek değerlendiririz. Birinin alışılagelmişin dışındaki bir davranışı, zihnimizde hemen "tuhaflık" veya "saygısızlık" olarak kodlanabilir. Oysa her davranışın, her sessiz adımın ve her küçük alışkanlığın arkasında, dışarıdan bakıldığında asla tahmin edilemeyecek kadar derin ve insanî bir sebep yatıyor olabilir. Empati kurma yeteneğimizi kaybetmeden önce durup düşünmek, olaylara değil, o olayların ardındaki insana odaklanmak gerekir. İşte zihninizdeki tüm taşları yerinden oynatacak, bakış açınızı kökten değiştirecek bir farkındalık öyküsü:
Komşum her sabah kapının önüne sessizce bir adet taş bırakıp gidiyordu; ne bir selam veriyor ne de bir açıklama yapıyordu. Başlarda "Herhalde yaşlılıktan ne yaptığını bilmiyor." dedim. Sonra bu durum canımı sıkmaya başladı. Kendi kendime "Acaba bana bir mesaj mı vermeye çalışıyor yoksa bir çeşit batıl inanç mı?" diye sormadan edemedim. Hatta bir gün çok sinirlendim ve taşı alıp uzağa fırlattım. Ancak ertesi sabah o taş yine oradaydı.
Sonunda bir gün dayanamadım ve kapının arkasında gizlice adamın gelmesini bekledim. Adam kapının önüne geldi, tam taşı bırakırken kapıyı açıp onu yakaladım: "Amca, neden her gün kapımın önüne taş bırakıyorsun? Bir derdin mi var?" diye sordum. Yaşlı adam hafifçe gülümsedi ve kısık bir sesle şöyle dedi: "Ben yalnız yaşayan biriyim. Eğer bir sabah o taşı kapının önünde göremezsen, bil ki o sabah uyanamamışımdır. Gelip kapımı çal diye o taşı oraya koyuyorum."
O an elimdeki taşı sıktım, boğazım düğümlendi. Unutmayın; sizi huzursuz eden şey olaylar değil, olaylara yüklediğin anlamlardır. Birinin size "anlamsız" gelen bir hareketi, aslında o kişi için hayati bir öneme sahip olabilir. Yargılamadan önce anlamaya odaklan. Karakterini inşa et, zihnini özgürleştir. Daha fazlası için takipte kal.
Bu hikâye de bize gösteriyor ki birini yargılamak, ona dair bir kanaate varmak dünyanın en kolay işidir. Zor olan ise o "taşın" altındaki yalnızlığı, korkuyu ya da umudu görebilmektir. İnsanlar çoğu zaman dertlerini bağıra çağıra anlatmazlar; bazen kapı eşiğine bırakılan bir taşla, bazen bir bakışla, bazen de derin bir sessizlikle anlatırlar. Eğer bizler sadece kendi penceremizden bakmaya devam edersek dünyayı sadece kendi duvarlarımızdan ibaret sanırız. Merhamete dayalı bir hoşgörü ve samimi bir merakla yaklaştığımızda hayatın ne kadar incelikli bir bağla birbirimize düğümlendiğini fark ederiz. Gelin, bugün birini yargılamadan önce kendi zihinlerimize şu soruyu soralım: "Gördüğüm şey sadece bir taş mı, yoksa birinin tutunmaya çalıştığı hayat mı?"
Ayşe Gül PINAR
Yazar
Şeftali, güneşi çok seven bir meyvedir. Dışı kadife gibi yumuşacık tüylerle kaplıdır, içi ise sapsarı veya turuncudur. Aslında şeftalinin ana vatanı çok uzaklardaki Çin’dir. Binlerce yıl önce orada ye...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
El-Bekâ, "bir şeyin ilk hâli üzere olduğu gibi durması" olup yok olmanın zıddıdır. Bâkî, iki çeşittir: Birisi, kendiliğinden bâkîdir ve varlığı belli bir süreye bağlı olmayandır. İşte o, "hüve'l-bâkî"...
Yazar: Editör
Hazreti Musa’nın yaşadığı yıllarda, küçük bir kasabanın kenarında iki oduncu yan yana, farklı kulübelerde yaşardı. Aynı işi yaparlardı ama yolları birbirine benzemezdi. Biri bütün ömrü boyunca odununu...
Yazar: Ayşe Gül PINAR
Arkadaşlar bugün sizinle meyve dünyasının en süslü ve biraz da "yaramaz" bir üyesiyle tanışacağız. Hazırsan, vişnenin gizemli dünyasına giriyoruz!Vişne, kuzeni kirazın en yakın arkadaşıdır ama ondan b...
Yazar: Ayşe Gül PINAR