Yaldızlı Günler
İki kardeş çocuk bahçesindeki oyun âletlerinde, özellikle de salıncaklarda eğleniyorlardı. Bir gün, yanlarına Ayşe ve Ali isminde iki sevimli çocuk geldi. Selim ve Kerim onları görünce onlara seslendiler: “Merhaba Ayşe, merhaba Ali. Salıncağa binmek ister misiniz?”
Parkta yerinde hiç durmadan sağa sola koşup duran Kerim kaydırak merdivenini çıkarken biraz sendeledi. Hemen yanına koşan ağabeyi Selim endişeyle “Dikkat et Kerim, merdivenlerde kayıp düşebilirsin.” dedi. Kerim “Teşekkür ağabey, çok dikkat edeceğim,” diye cevap verdi. Sonra birlikte merdivenleri tırmanmaya devam ettiler.
Ayşe ile Ali, kaydırakta kaymayı deniyordu. Ali biraz korkmuş gibi görünüyordu, ama ablası Ayşe onu cesaretlendiriyordu. “Korkma Ali, ben seninle beraberim. Birlikte kayalım, çok eğlenceli olacak.” diyordu Sonra ikisi de kahkahalar atarak kaydırakta aşağıya doğru hızla kaydılar. Birkaç defa kaydıktan zevklerini almaya başlamışlardı ki, anneleri: “Ayşe, Ali! Akşam yemeği için eve gelme vakti geldi!” deyince birbirlerine baktılar. Birlikte parktan çıktılar ve evlerine doğru yola koyuldular.
Ertesi gün parkta buluştuklarında, Selim ve Kerim'in yanlarına başka çocuklar da gelmişti. Birlikte futbol oynadılar, saklambaç oynadılar, hatta birlikte piknik yapmaya bile karar verdiler. Gün boyu eğlenceli oyunlar oynadılar ve birbirleriyle harika vakit geçirdiler.
Akşam olduğunda herkes mutluydu çünkü yeni arkadaşlıklar kurmuşlardı ve bir sonraki buluşmayı dört gözle bekliyorlardı. Artık hep birlikte parkta oynamanın ve eğlenmenin tadını çıkaracaklarına kararlılardı. O akşam evlerine girdiklerinde babaları onları bekliyordu, gülümseyerek onlara dönüp dedi ki: “Çocuklar, bugün parkta harika zaman geçirdiğinizi duydum. Sizleri ödüllendirmek için bir sürprizim var.” Ardından çantasından çıkardığı birkaç küçük paketle yanlarına oturdu. Paketleri açtıklarında, içlerinden rengârenk uçurtmalar çıktı. Uçurtmalarını hazırladılar ve gökyüzüne bıraktıklarında, rüzgârın kıvrılarak dans eden renkli kuyruklarıyla gökyüzünü süslediler.
Erbay KÜCET
Yazar
Bir varmış, bir yokmuş. Uçsuz bucaksız bir çölün olduğu yerde, geceleri yıldızların yeryüzüne inip kumların üzerine serildiğine inanılan Kerbelâ adında sessiz bir diyar varmış. Bu diyarda, kalbi sevgi...
Yazar: Erbay KÜCET
Çok uzun zaman önce, Mekke çöllerinde bir anne ve küçük bir bebek vardı. Annenin adı Hacer, bebeğin adı İsmail’di. Çöl çok sıcaktı. Su yoktu. Anne Hacer üzülüyordu ama hiç umudunu kaybetmedi. Safa ve ...
Yazar: Erbay KÜCET
Kudüs'te, sabahın ilk ışıkları eski taş döşeli sokakları usulca selamlıyordu. Hava serindi, sessizliği yalnızca uzaklardan gelen ezan sesi delip geçiyordu. Rıza, her zamanki gibi, bu çağrıyı duyduğund...
Yazar: Erbay KÜCET
Ali küçük ama çok meraklı bir çocuktu. En sevdiği şey, renkli kalemlerini defterinin başına dizip yeni şeyler yazmaktı. Ama bir kalemi vardı ki diğerlerinden çok farklıydı. Bu kalemi ona dedesi vermiş...
Yazar: Erbay KÜCET