Türk Şiirinde Ağaçlar
Kültür bir toplumun atalarından gelen ve zamanla değişerek günümüze uygun hâle gelen duyguları, düşünceleri, dolayısıyla toplumsal karakteristik bir yaşam tarzını ifade eder. Kültürü oluşturan pek çok unsurdan biri de motiflerdir. Bu motifler, tek başlarına ya da diğer kültürel motiflerle etkileşim içinde belirli anlamlara sahiptir. Türk kültüründe derin anlamlar içeren motiflerden biri de ağaç motifi olarak karşımıza çıkar. İslâmiyet öncesi Türklerin yaşam biçimi göz önüne alındığında, ağaçlar, akarsular, dağlar, çeşitli hayvanlar gibi doğal unsurların günlük yaşamda ve yaşamın anlamlandırılmasında önemli rol oynadığı görülür. Her toplumun, semavî dinler dışında, varoluşuyla yaşamın anlamını açıklamak için kozmogonik bir hikâye ya da evrenin doğuşunu anlatan bir mitolojisi vardır. Bu anlatılar genellikle toplumun yaşadığı çevre tarafından belirlenir. Bozkırda yaşayan Türk toplulukları için varoluş ile zamanın anlamlandırılmasında doğal etkenlerin büyük bir önemi vardır. Bu bağlamda; ağaçlar, su, ışık ve çeşitli hayvanlar hemen hemen her destanda, birçok şiirde yer alır. Ancak bu unsurlar içinde ağaçlar ile ağaç motifinin Türk destanları ile şiir külliyatının temel öğesi olduğu öne çıkarılabilir.
Türk kültüründe ağaç, sadece somut bir bitki olarak değil, aynı zamanda erkeklik ve diklik gibi soyut anlamları da içerir. Örneğin, Dîvânü’l-Lügati’t-Türk’te “yıgaç” olarak yer alan ağaç terimi, erkeklik ile diklik anlamına gelir. Benzer şekilde, “tengri” terimi, tanrı anlamının yanı sıra, göze görünen büyük bir dağ veya ağaç gibi her şeyi ifade eder. Bu terimlerin kavramsal bağlamda anlam karşılıklarına bakıldığında, ağacın ululuk, üstünlük, azamet gibi anlamlarla ilişkilendirildiği görülür. Türk kültüründe ağaç, kökleri yeraltında olan, gövdesi yer üstünde olan ve dallarıyla gökyüzüne uzanan üç âlemde bir bütün olarak görülür. Bu tasavvur, ağaca metafiziksel değerler atfedilmesine neden olur. Özellikle ölüm sonrası yaşam inancının olduğu topluluklarda, ağaç yer altından yeryüzüne açılan bir kapı olarak kabul edilir. Ataların insanlara ve tanrıya ruhsal olarak ulaşmasında önemli bir rol oynar. Ağaç yapraklarının rüzgâr vurduğunda çıkardığı sesler, ataların veya tanrının iletişim aracı olarak kabul edilir. Türk kültüründe ağacın yeri ve önemi, destansı yaratılış öykülerinde de belirginleşir. Örneğin, Türk destanlarında Tanrı, dokuz dallı bir ağacın dallarının altına dokuz insanı indirerek onların büyüyüp gelişmesini sağladığından bahsedilir. Türk kültüründe, hatta evrenin oluşumundan bu yana, ağaçlar önemli bir unsur olarak dünyanın merkezinde yer alırlar. Medeniyetin beşiği olarak kabul edilen ağaçlar ve ağaç sevgisi, eski Türkler tarafından da büyük önem taşımaktadır. Kutsal kabul edilen ağaçlar arasında kayın, çam, kavak, ardıç, çınar, servi, dut ve söğüt gibi birçok tür bulunmaktadır.
Türk mitolojisine göre doğa, çeşitli ruhların bulunduğu canlı bir varlık olarak kabul edilir. Ağaçlar, ormanlar, göller ve akarsular gibi doğal unsurlar kutsal sayılır. Türklerde Tanrı tasavvuru genellikle Gök-Yer/Su-Atalar formülüyle ifade edilir. Yer-su kültü içinde değerlendirilen ağaçlar belli özelliklere sahip olmalıdır. Örneğin, meyve vermeyen, yaşlı, geniş gölgeli, yaprak dökmeyen veya az döken ağaçlar kutsal kabul edilir. Bu özellikler Gök Tanrı’nın vasıflarını yansıtır. Türk mitolojisinde, dünya ağacı veya hayat ağacıyla ilgili mitler önemlidir. Bu mitlerde genellikle ağacın dibinde şifalı bir su olduğundan bahsedilir ki bu su güç verici veya ölümsüzlük sağlayıcıdır. Hayat ağacı, döngüsellik, ölüm ve yeniden doğumu sembolize eder. Ağaç, göksel ve yersel unsurları birleştirerek evrensel bir döngüyü temsil eder. Ağaçların fizikî özellikleri, hükümdarlık ile hükümdar soyunu temsil etme konusunda önemlidir. Gövde, dallar, kökler, yapraklar gibi ağacın parçaları hükümdarın soyundan kişileri sembolize eder. Ağaç, bir soy ağacı niteliği kazanmış kabul edildiğinden hükümdar soyunun temsili kabul edilir. Tasavvuf inancında ise ağaç, İslâm dinini temsil eder. Yapraklar mahlûkatı, meyveler peygamberleri, ağacın tamamı ise Hz. Muhammed (s.a.v.)’i simgeler. Ağaç, bir başlangıç yani köken olarak görülür, en yüksek mertebede ve en kadim olana eşitlenir. Ağaç, insanın büyümesinin, olgunlaşmasının tecessümü olarak görülür. Türk mitolojisinde ağaçlarla insanın rûhî, fizikî büyümesi arasında benzerlikler vurgulanır. İnsanoğlunun hayatında barınmanın, ısınmanın kaynağı olarak ve çeşitli araç gereç yapımında ihtiyaç duyduğu, yaygın olarak kullandığı madde ağaç olmuştur. Ağaçlar, yaşamın her safhasında önemli bir rol oynamıştır. İklimlere göre türlerinin farklı olması ve mevsimlere göre görünümlerinin değişmesi, ağacı hayatın sembolü hâline getirmiştir. Ağaçlar, ölümden sonra yeniden hayata dönüşün sembolü olarak da görülmüştür. Ayrıca, ağaçların rûha sahip olması dolayısıyla bünyesinde bir güç ve kudretin bulunduğuna inanılmış, ona aşırı saygı gösterilmiştir. Bu nedenle, bütün dinlerde ağaca önem verilmiştir.
Türk milleti için ağaç her zaman mübarek, mukaddes bir varlık olmuştur. Köklerinden dallarına, yapraklarından meyvelerine kadar her kısmına anlamlar yüklenmiş, insanlar için vazgeçilmez bir öneme sahip olmuştur. Türkler, sanatta, edebiyatta, inançta hatta yaşamlarının her alanında her zaman ağaca hürmetle yaklaşmışlardır. Kayın, ardıç, meşe gibi ağaçlar Türkler için ana ve ata ağaçlarıdır; kökleri yeryüzünün derinliklerine, dalları ise gökyüzüne uzanan hayat ağaçlarıdır. Soy, ağaçlarla birlikte devam eder. Destanlarda, ağaç kovuğunda doğma, Oğuz Kağan’ın eşlerinden birini ağaç kovuğunda bulması gibi ağaçla ilişkili motiflere sıkça rastlanır. Dede Korkut Hikâyelerinde ağaçlar, peygamberlerden başlayarak övülür.
Türkler, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra da hayat ağacı inancı devam etmiştir; ağaç, yeşil kaldığı sürece Allah’ın “el-hayat” (hayat veren) sıfatının bir yansıması olarak kabul edilmiştir. Günümüzde Anadolu’daki pek çok tarihî yapıda hayat ağacı motiflerine rastlamak mümkündür. Soy ağacı, soy kütüğü gibi kavramlar, insanla hayat ağacı arasındaki bağın sembolik ifadesidir. Oğuz boyunun gelenek ve göreneklerine hâkim olan Dede Korkut, ağaç sevgisini anlatmak amacıyla şu dizeleri söylemiştir:
Ağaç ağaç dersem sana, arlanma ağaç!
Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç!
Musa Kelim’in asası ağaç;
Büyük büyük suların köprüsü ağaç;
Kara kara denizlerin gemisi ağaç;
Şah-ı merdân Ali’nin Düldülü’nün eyeri ağaç;
Zülfekâr’ın kını ile kabzası ağaç;
Er olsun, avrat olsun, korkusu ağaç;
Başını alıp bakacak olsam, başsız ağaç;
Dibini alıp bakacak olsam, dipsiz ağaç;
Beni sana asarlar, taşıma ağaç!
Eğer taşıyacak olursan, gençliğim seni tutsun ağaç!
Bizim ilde olmalıydın, ağaç!
Kara hintli kullarıma buyuraydım,
Seni bölük bölük doğraya idiler, ağaç!
Dini literatürde Cennet’teki Tûba ağacından, tasavvuf erbabının ağaçtan yapılmış kılıç kuşanma geleneğine kadar çeşitli örneklerde ağaç, önemli bir yer tutar.
Ağaçlar canlı ve hareketli bir yaşamı simgelerler çünkü kökleri toprağın derinliklerine uzanırken dalları gökyüzüne yükselir. Bu nedenle, ağaçlar sürekli olarak yeraltı ile gökyüzü arasında bir köprü görevi görürler. İnsanlar da bu iletişim kanalını kullanmak için çeşitli ritüellerde ağaçları kullanmışlardır. Ahmed Yesevî’nin Hacı Bektaş-ı Velî’yi Anadolu’ya gönderirken ona tahta kılıç bağlaması gibi, ağaçların simgesel güçlerle yüklenmesinin örneklerinden bahsedilir. Bu bağlamda, Fuad Köprülü’nün Hâcim Sultan Velâyetnâmesi’ne atıfla verdiği bilgide, Ahmed Yesevî’nin tahta kılıcıyla Sultan Hacı Bektaş-ı Velî’nin beline kuşatması anlatılır. Bu ritüel, ağacın kutsal gücüyle simgesel önemini vurgular.
Oğuzhan AYDIN
Yazar
İslâm, Ramazan ayında yardımlaşma ve ihtiyaç sahiplerine hizmet etme konusunda büyük bir önem verir. Bu ay, hem mânevî bir arınma hem de toplumsal dayanışma için önemli bir fırsattır. Dinimiz fertleri...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Sırça saray sizin olsun,Çulun bende hatırı var. Hiçbir canı incitmeyen Kulun bende hatırı var.Solup gitse gazel demem,Gayrısına güzel demem,Bin dikene âh edememGülün bende hatırı var.Sılada ...
Şâir: Ahmet Sami BENLİ
Tasavvufun temeli olarak kabul edilen ihsân, “bir şeyi güzel yapmak, güzelleştirmek” anlamına gelir. Hadiste, “Yüce Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibâdet ve kulluk etmek” olarak tanımlanmıştır. Cibrîl h...
Yazar: Ali AKPINAR
Sen de iste etme hasetVeren vermiş kula gardaşRızkı Hüda verir elbetOlma nefse köle gardaşKurdu kuşu besleyen varBin bir çeşit süsleyen varBizi daim gözleyen varCümle âlem bile gardaşSahip ol dizgine ...
Şair: Ramazan PAMUK