Türk Kültüründe Yuva
Türk kültüründe “yuva” kavramı, yalnızca aileyi değil, insanın dünyayla kurduğu temel ilişkiyi ifade eder. Yuva, barınma ihtiyacını karşılayan bir mekân olmanın ötesinde, bireyin değerlerle tanıştığı ilk sosyal yapıdır. Bu yönüyle yuva, Türk düşüncesinde hem kültürel sürekliliğin hem de ahlâkî aktarımın merkezinde yer alır.
“Yuva” kelimesi Eski Türkçeye dayanır ve en eski metinlerde kuşların barındığı yer anlamıyla kullanılır. Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lügati’t-Türk’ünde kelime, doğrudan korunma ve sığınma bağlamında geçer. Bu kullanım, kelimenin tarihsel olarak yalnızca fiziksel bir mekânı değil, güvenlik ve aidiyet duygusunu da içerdiğini gösterir.
Dikkat çekici olan şudur: “Yuva” kelimesi, Türkçede anlam kaymasına uğramamış nadir sözcüklerdendir. Yüzyıllar boyunca hem barınak hem aile hem de aidiyet anlamını birlikte taşımıştır. Bu durum, Türk kültüründe ailenin tarihsel sürekliliğine işaret eder.
Türk edebiyatında yuva, çoğu zaman doğrudan tanımlanmaz; eksikliği üzerinden anlaşılır. Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde sıkça görülen çocukluk ve memleket temaları, yuvanın birey üzerindeki kalıcı etkisini ortaya koyar. Tarancı için yuva, geri dönülen bir yerden çok, insanın içinde taşıdığı bir hatıradır.
Ahmet Hamdi Tanpınar ise aileyi ve evi, zaman kavramı üzerinden ele alır. Ona göre yuva, geçmişle gelecek arasında kurulan bir süreklilik alanıdır. Bu yaklaşım, yuvayı geçici bir yapı olmaktan çıkarır; kültürel hafızanın taşıyıcısı hâline getirir.
Necip Fazıl’da ise yuva, ahlâkî bir merkezdir. Onun metinlerinde evin değeri, içindeki insan ilişkilerinin niteliğiyle ölçülür. Bu bakış, Türk düşüncesinde yuvanın kutsallığının maddî değil, ahlâkî bir temele dayandığını gösterir.
Yahya Kemal Beyatlı ise bu konu hakkında şu şekilde bir yorumda bulunmuştur: “İnsan, doğduğu ve doyduğu yer arasında yaşar.” Yahya Kemal’in bu sözü, yuvayı yalnızca doğumla değil, emek ve süreklilikle de ilişkilendirir. Yuva, hem kök salınan hem de yaşatılan bir mekândır. Bu bakış, aileyi statik değil; dinamik bir yapı olarak ele alır.
Türk kültüründe aileyi ayakta tutan temel değerler saygı, sorumluluk ve karşılıklı fedakârlıktır. Bu değerler, bireyin özgürlüğünü yok saymaz; onu denge içinde tutar. Yuva, bu dengenin ilk kurulduğu yerdir.
Aile içinde kuşaklar arası ilişki, yalnızca biyolojik değil; ahlâkî bir aktarım sürecidir. Dil, davranış, tutum ve inanç bu ortamda şekillenir. Bu nedenle yuva, bireyin karakter gelişiminde belirleyici bir role sahiptir.
Türk kültüründe yuva, korunması gereken bir yapıdan çok, yaşatılması gereken bir değerdir. Yuvanın kutsallığı, dokunulmaz olmasından değil; insanı sorumluluk bilinciyle yetiştirmesinden kaynaklanır. Aileyi ayakta tutan şey, idealize edilmiş bir mutluluk değil; süreklilik gösteren bir ahlaki tutarlılıktır.
Bu yönüyle yuva, Türk toplumunda yalnızca geçmişin bir mirası değil; geleceğin de teminatıdır.
H. İklil ABBASOĞLU
Yazar
"Saygı" kelimesi, dilimize derin köklerden gelerek günümüze kadar uzanan anlamlı bir serüvendir. Türk Dil Kurumuna göre, ‘değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye,...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Bir gecenin göğsüne çöken acı, vatan toprağında yankılanan bir sızı oldu 15 Temmuz. Tankların çelikten uğultusu, milletin dualarına karıştı. Semalar, yalnız uçakların değil, anaların iç çekişlerinin d...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Esmâ-i hüsnâ arasında yer alan en-Nâfi’, dilediği yaratıklarına en iyi ve en yararlı olan şeyleri ihsan eden Cenâb-ı Hakk’ın övgü sıfatları arasında kullanılmıştır. İslâm literatüründe fayda sözc...
Yazar: Editör
Göz, kimi zaman sadece görmek için vardır kimi zaman ise görmekle yetinmez; derinlere işler, ruhu okşar, kalbe dokunur. İşte nergis çiçeği, yalnızca bir çiçek değildir; bir bakış, bir dokunuş, bir çağ...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU