Tarihten Bugüne Davutpaşa ve Taksim Kışlaları
Fâtih Sultan Mehmed’in Osmanlı topraklarına katarak payitaht/başkent yaptığı Doğu Roma/Bizans’ın başkenti İstanbul, birbirinden önemli kışlalarıyla bilinmektedir. Bunlar arasında Davutpaşa Kışlası, Taşkışla/Mecidiye Kışlası, Kalyoncu/Cezayirli Hasan Paşa Kışlası, Maltepe Kışlası, Demirkapı Kışlası, Kuleli Süvari Kışlası, Humbaracılar Kışlası, Mekteb-i Harbiye, Gümüşsuyu Kışlası, Ertuğrul Kışlası, Reşadiye Kışlası, Maçka Silahhanesi, Levent Çiftliği Kışlası, Orhaniye Kışlası, Taksim/Halil Paşa Topçu Kışlası, Rami ve Selimiye Kışlalarını sayabiliriz.
Dünyanın en önemli tarihî miraslarından biri olan İstanbul, kışlalarıyla güven içinde yaşamış ve yaşatılmıştır. Askerî güçler bu kışlalarda savaşa hazırlanmış ve fetihlere buralardan uğurlanmışlardır. Askerî yığınakların yapıldığı bunun gibi yerler, daima şehirden uzak tutulmuştur. İstanbul kışlalarından olan Davutpaşa ve Taksim/Halil Paşa Topçu Kışlaları mevcut kışlalar içerisinde apayrı bir tarihî konuma ve kıymete hâizdir.
İstanbul kışlaları içerisinde çok önemli bir yere ve değere sahip olan Davutpaşa Kışlası, Osmanlı kışlaları içerisinde tarihî süreçte çok önemli misyonlar yüklenmiştir. Davutpaşa Kışlası, II. Mahmud'un (1808-1839) Yeniçeri Ocağı'nı tamamen ortadan kaldırarak yerine oluşturduğu “Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye” adlı orduya kışla olarak yapılmıştır. Mimarı Krikor Balyan olduğu tahmin edilen yapının 1826-1827 yılında başlanan inşaatı 1831-1832'de bitirilmiştir. Kışla, Balkan Savaşı sırasında onarılarak göçmenlerin barınması için kullanılmış, I. Dünya Savaşı sırasında ise bir askerî hastane açılmış ve hastane 1920'de kapatılmıştır. Özgün işleviyle günümüze ulaşan Davutpaşa Kışlası, 1999’da Yıldız Teknik Üniversitesi mülkiyetine verilmesiyle askerî işlevini tamamlayarak, eğitime hizmet veren kışla yapıları arasına katılmıştır. Bugün bu işleviyle kullanılmaya devam edilmektedir.
“Davud Paşa Kışlası adını, II. Bayezid devrinin ünlü veziriazamlarından Koca Davud Paşa’ya (ö. 1498) nisbet edilen çayırdan almıştır. İnşâsına 1826 yılında başlanan kışla 29 Şaban 1242 (28 Mart 1827) tarihinde tamamlanmıştır. Bu kadar büyük bir binanın, bina emini Kapıcıbaşı Mehmed Ağa’nın gayretleriyle bir yıl gibi çok kısa bir sürede bitirilmesi, o dönemin şartları göz önüne alınırsa fevkalâde önemlidir. Kışla ile birlikte binanın dört köşesine kuleler ve padişahın ikameti için özel bir daire yaptırılmıştır. Kışla içinde ayrıca yollar ve su kanalları yapılmıştır. Zaman zaman para darlığından kaynaklanan ödeme güçlükleri yüzünden yarım kalma tehlikesiyle karşılaşan kışla inşaatı, II. Mahmud’un kararlı tutumu ve kendi bütçesinden yaptığı malî yardımlar sayesinde bitirilebilmiştir. Davud Paşa Kışlası çeşitli tarihlerde onarım görmüştür. İlk tamir 1830 yılı ocak ayında yapılmıştır. XX. yüzyıl başlarında metruk hâlde bulunan Davud Paşa Kışlası’na Balkan Harbi’nde geçici olarak muhacirler yerleştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde 1926-1930 yılları arasında restore edilen kışla yine askerî amaçla kullanılmıştır. 1937’ye kadar piyade, topçu, tanksavar ve uçaksavar birlikleri, 1937-1944 yılları arasında İkinci Süvari Tümeni, 1945-1961 arasında Üçüncü Zırhlı Tugayı, 1961-1968 arasında Zırhlı Muharebe birlikleri burada iskân edilmiştir. 1968 yılından sonra 66. Mekanize Tümen Karargâhı olarak kullanılan kışla hâlen Askerî İnzibat Merkez Komutanlığı emrine verilmiş bulunmaktadır.”
Osmanlı ordusunun seferlerle ilgi belli başlı kuralları vardır. Bunlara temayüller de diyebiliriz. Bu kapsamda şu notlar kıymetlidir: “Osmanlı ordusu Avrupa tarafına sefer yaparken ordu Davutpaşa sahrasından uğurlanırdı. Bu yolculukta padişah ordunun başında sefere katılmaktaysa burada gecelenir, ertesi gün yola çıkılırdı. Şayet ordu sadrazamın yönetiminde ise padişah orduyu buradan uğurlardı. Padişah için geceleme ve uğurlama yeri olarak kullanılan Davutpaşa sahrası seferden dönen ordunun da son konaklama yeriydi. Ordu için önemli görülen ve padişahların uğrak yeri olan Davutpaşa'da iki köşk yapılmıştı. Padişah köşkünün yanı sıra başka binalara da yer verilmişti. Burada padişah için ilk köşkü Fatih Sultan Mehmet'e Beylerbeylik Sultan II. Bâyezîd'e sadrazamlık etmiş olan Davut Paşa yaptırmıştı. İstanbul'un Trakya'ya açılan sur dışındaki bu önemli bölümünde tepe şekli arz eden üç yerde kışlalar yapılmış. Bunlar Davutpaşa, Rami ve Maltepe Kışlası.”
Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde “Davutpaşa Kışlası”
Osmanlı kültürü ve medeniyeti üzerine yazdığı birbirinden kıymetli kitaplarla tanınan tarihçi, yazar Reşad Ekrem Koçu’nun hazırladığı İstanbul Ansiklopedisi’nin “Davutpaşa Kışlası” maddesinde bu tarihî kışlayla ilgili şu önemli bilgiler verilmektedir:
“Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra geçen asır içinde İstanbul’da inşâ edilmiş 9 büyük kışladan biri (Diğer kışlalar: Rami Kışlası, Selimiye Kışlası, Kasımpaşa Kışlası, Tophane Kışlası, Taksim Kışlası, Orhaniye Kışlası, Levend Kışlası, Kuleli Kışlası); XV. asırdan bu yana Davutpaşa diye anılagelen mevkide, yolun sağında ve az gerisindedir; aynı mevkide aynı ismi taşıyan meşhur bir sarayın kalıntısı vardır. Davutpaşa Kışlası, İkinci Sultan Mahmud tarafından yeni kurulan Asâkırî Mansûre-i Muhammediye için Hicrî 1242/Milâdî 1826-1827 yılında, Yeniçeri Ocağının kaldırılmasının hemen tezine yaptırılmıştır.
Davutpaşa Kışlası asrımız başında metrûk ve harâbîye yüz tutmuş bir hâlde idi; Balkan Harbinde muhacir iskân olurdu, 1922 de Tâhirülmevlevî çıkardığı “Mahfil” isimli mecmuada okçuluktan bahseden bir makalesinde söz gelimi; “... bir ağacın gölgesine oturduk. Toprak üstüne atılmış bir kaba hasır, leîm bir düşmanın pençei taarruzundan o harap kışlanın yaralı sinesine sığınmış muhacirlerin eseri ikrâmı idi.” diyor. Kışla, Davutpaşa Sahrası diye anıla gelmiş o mevkide Çırpıcı ve Haznedar derelerinin arasında denizden 70 metre yükseklikte bir tepenin doğu yamacındadır; eski Edirne yolundan ayrılan hususî bir yolu vardır. Cumhuriyet devrinde tamir ve ihyâ edilmiştir ve yine kışla olarak kullanılmaktadır.”
Taksim Topçu Kışlası, İnşaatını Emreden Sadrazam Halil Paşa’nın Adını Almıştır
Taksim Kışlası 1780 yılında Osmanlı padişahı I. Abdülhamid zamanında yapıldı. Ertesi yıl Kabakçı Mustafa İsyanında tahrip olan bina, II. Mahmud döneminde onarıldı. Bina birkaç kez yangın geçirdikten sonra Sultan Abdülmecit döneminde Tophane Müşiri Damat Gürcü Halil Rıfat Paşa’nın gayretleriyle 19. yüzyıl mimarî üslubunda ve çok gösterişli olarak yeniden yapıldı. Kışla askerî işlevlerinin yanı sıra cambaz gösterileri, at yarışları, Rum hacıların konaklaması gibi amaçlarla da kullanıldı. Kışla 1860-1870 yılları arasında Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi sürecinde önemli bir rol oynadı ve en şatafatlı günlerini yaşadı. Sultan Abdülaziz'in 1864 yılında Mısır seyahati dönüşünde kışlayı ziyaret edip kışlada yemek yemesi, kışla tarihinde önemli bir olay olarak kayıtlara geçti.
Taksim Topçu Kışlası, inşaatını emreden Sadrazam Halil Paşa’nın adını alarak Halil Paşa Topçu Kışlası olarak adlandırıldı. Kışla, toplar, tüfekler ve mühimmat da dâhil olmak üzere büyük bir silah mühimmatına ev sahipliği yapmıştır. Kışla aynı zamanda Osmanlı askerleri için bir eğitim alanıydı ve Kurtuluş Savaşı’nda savaşan birçok subay yetiştirmiştir. Taksim Topçu Kışlası’yla ilgili olarak tarihçi Prof. Dr. Selim Hilmi Özkan şunları söylüyor:
“Taksim kışlası olarak da adlandırılan Beyoğlu’ndaki Topçu Kışlası’nın yapımına 1803’de başlanmış ve kışlanın inşaatı 1806’da tamamlanmıştır. Taksim Kışlası III. Selim’in kurduğu Nizâm-ı Cedîd askerlerinin topçu kısmının yerleştirildiği yerdir. Bunun için de Topçu Kışlası olarak adlandırılır. Bugün kamuoyunda ve internette Topçu Kışlası ile Taş Kışla karıştırılmaktadır. Bu iki kışla farklıdır. Topçu kışlası 1940 yılında yıkılmıştır. Ama Taş kışla bugün İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından Mimarlık Fakültesi olarak kullanılmaktadır. Bugün mahiyeti hakkında hiçbir şey bilinmeyen sıhhatli hiçbir bilginin olmadığı ama tarih bilgisinden yoksun kimseler tarafından ve maalesef resmî tarih kitaplarında irtica-i bir ayaklanma olarak nitelendirilen 31 Mart Hadisesi sırasında bombalanan kışla Taksim Topçu Kışlası değildir. İrticacıların sığındığı gerekçesi ile bombalanan yer Taş Kışladır. Topçu Kışlası’nın mimarı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Fakat kışlayı yapan ustalar ve ustabaşı hakkında arşivde bazı bilgiler bulunmaktadır. Kışla inşaatının tamamlanmasından sonra III. Selimin annesi Mihr-i Mah Şah-i Sultan kışla içerisine bir de cami yaptırmıştır. Bu cami 1808 yılında hizmete girmiştir.
1806 yılında kışla olarak yapılan ve tarihî süreçte birçok değişik amaç için kullanılan tarihî Taksim Topçu Kışlası, 1940 yılında İsmet İnönü’nün isteği ile dönemin İstanbul valisi Lütfi Kırdar tarafından yıkıldı. Konut, tiyatro ve sosyal etkinlik alanı yapılmak için yıkılan kışla alanına bunlardan hiçbiri yapılmadı. Kışlanın yıkıldığı yerin bir kısmı park yapıldı ve bu parka “İnönü Gezi Parkı” ismi verildi. Daha sonra buranın ismi “Taksim Gezi Parkı” olarak değiştirildi. 16 Eylül 2011 tarihinde Belediye Meclisi’nin aldığı kararla Taksim’i yayalaştırma projesi çerçevesinde buradaki kışlanın tekrar inşâ edilmesi kararlaştırıldı. Fakat 17 Ocak 2013 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yapının inşâsına onay vermedi. Bu karara İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından itiraz edildi. Üst kurul, 1 Mart 2013 tarihinde bölgesel kurulun kararını iptal ederek kışlanın tekrar inşâsına onay verdi. Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapımına onay veren karara İstanbul 6. İdare Mahkemesi 31 Mayıs 2013 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verdi.”
İstanbul Teknik Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Tuba Üzümkesici “Taksim Topçu Kışlası ve Yakın Çevresinin Tarihsel Dönüşümü” adlı tezinde kışlanın plânıyla ilgili şunları söylemektedir: “Yapının mimarıyla ilgili farklı bilgiler mevcuttur. Kışlanın inşaatının gerçekleştiği yıllarda İbrahim Kâmil Ağa’nın baş mimar olduğu ve binanın onun eseri olabileceği bilgisi bulunmaktadır. Tuğlacı’ya göreyse, yapının mimarı Kirkor Balyan olup, Hacı Mıgırdiç Kalfa/Çarkyan ikinci kalfa ve resimcibaşı olarak çalışmış, yapının sıva işlerini ise Nişan Kalfa yapmıştır. Kışlanın plân kurgusu dikdörtgen şeklinde ve ortasında büyük bir avlu yer alacak şekilde oluşturulmuştur. Bu büyük avlu, kışlanın işlevinin değiştiği yıllarda stadyum olarak kullanılmasına izin verecek ölçülerdedir. Kışlanın dört yanındaki kanatlar iki katlı, dört köşedeki kuleler ise üç katlı olarak inşâ edilmiştir. Talimhane Meydanı’na bakan batı cephesinde, orta akstaki bölümün üst katı hünkâr dairesi olarak düzenlenmiştir. Diğer üç cephedeki orta aksta yer alan giriş bölümleri de dışarı taşırılmıştır. Bütün giriş bölümlerinin avluya bakan kısımlarında kolonlar yer almaktadır. Taksim Kışlası’nın ilk yapıldığı yıllarda, kışla binasının yanı sıra, Mihrişah Valide Sultan Vakfı’nın geliriyle yapılmış bir cami, sarnıç, ahırlar ve fişekhane bölümü bulunduğu belirtilmektedir. Kışlanın 1913 tarihli satış sözleşmesindeki haritada bu binalar şu şekilde gösterilmektedir: Kışlanın güneyinde, Taksim Meydanı cephesinde, ahırlar, veteriner ve cephanelik, Taksim Bahçesi’ne bakan tarafta ahşap barakalar, Talimhane Meydanı’nda ise, karakol, çeşme, itfaiye koğuşu, itfaiyenin zabitan dairesi, arpalıklar, büyük ve küçük ahırlarla büyük ve küçük samanlıklar bulunmaktadır.”
Kışla'nın Tekrar İnşâsı İçin Yapılan Çalışmalar Tepkiler Sonucu Durdurulmuştur
12 Nisan- 13 Nisan 1909 gecesi Taksim Kışlası'ndaki Avcı Taburu'na bağlı askerlerin subaylarına karşı ayaklanarak Meclis-i Mebusan'ın önünde toplanmalarıyla başladı ve 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesiyle son buldu. İsyandan sonra önemini yitiren kışla, 1913'te Sanayi ve Ticaret Şirket-i Milliye-i Osmaniye'ye satıldı. Binanın orta kısmındaki eğitim alanı futbol sahası hâline getirildi. Uzun yıllar futbol maçları ve çeşitli gösteriler için kullanıldı. Cumhuriyetin ilânından sonra da kışlanın avlusundaki futbol sahası futbol karşılaşmaları için kullanılmayı sürdürdü ve kışla Taksim Stadı adını aldı. 1923 yılında Türkiye Millî Futbol Takımı ilk resmî maçını bu sahada Romanya'ya karşı yaptı. Şimdi yapının yerinde Taksim Gezi Parkı bulunmaktadır. Kışla'nın tekrar inşâsı için Gezi Parkı'nın yıkımı çalışmaları 28 Mayıs 2013 tarihinde başlamış, fakat protestolar sonucu çalışmalar durmuştur.
M.Nihat MALKOÇ
Yazar
Dağlık Bir Ülke Olan Kırgızistan, Tabiat Güzellikleriyle Dikkat ÇekmektedirBağımsız yedi Türk Cumhuriyetinden biri olan Kırgızistan, Türk Dünyası içerisinde kendine has özellikleriyle önemli bir yer t...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Yüce Allah, insanı en güzel biçimde ahsen-i takvîm olarak yaratıp, üstün kabiliyetlerle donatarak onu ilâhî hitâbın muhatabı kılmış ve böylece onurlandırmıştır. Bu yaratılışın bir sonucu olarak, insan...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Başta Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devletleri olmak üzere, Türklerde saray mimarlığı oldukça yaygın ve eski bir mimarlık dalıdır. Mâzisi çok eskilere dayanan saray mimar...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ
Kalbimdir kalemi, her bir sözümünYazınca kelâmı, öz üzre yazarEğilmez, bükülmez virgüller gibiMarufun yolunda, iz üzre yazarYanmadan olmaz ki, yürekte sevdaGönül sözü aşksız, olmaz ki tavdaİnançsız, i...
Şair: Celalettin KURT