Sûfî Şairlerin Şiirlerinde Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Ömrüne Yemin Edilmesi
Hicr Sûresi’nin 72. âyetinde geçen ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin anlamı taşıyan Le ‘amruke ifadesi sûfî şairlerin eserlerinde sıklıkla zikredilmekte; sûfî şairler tarafından yazılmış na‘t-ı şeriflerde zikredilen övgü unsurlarının başında gelmektedir. Bu bağlamda ilk zikredilecek örnek Hoca Ahmed Yesevî’nin (öl. 562/1166) “le ‘amruke” ifadesini Hz. Peygamber (s.a.v.)’in başında bir taç gibi betimlediği “Koydu O’nun başı üzre le ‘amruke tâc” beyitidir.[1] Benzer şekilde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (öl. 672/1273) “Yücelik tuğran ömrüne andolsundur[2] şeklinde kaydettiği dize bu bağlamda mütâlaa edilmelidir. Bilindiği üzere taç ve tuğra, padişahlığı simgeleyen özel işaretlerdir. Dolayısıyla her iki sûfî de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “le ‘amruke” tâcı ve tuğrası ile Cenâb-ı Hakk’a işaret eden yüceliğini anlatmaktadır. Bu yaratılana edilen yemini yaratana şeklinde yorumlayan tefsirlerle[3] örtüşen bir yaklaşım olarak kaydedilmelidir. Zîrâ Mesnevî şârihlerinden Ahmed Avni Konuk’a göre de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilmekle Hakk’ın hayat ve bekâsına işaret edilmiştir. Çünkü yemin ancak Hakk’ın Zât’ı ve hayatına yakışabilir. Hakk’a halife olmakla ise Hz. Peygamber, (s.a.v.) ilâhî isim ve sıfatlar vesilesiyle Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ına mazhar olduğu için ömrüne yemin edilmiştir.[4]
Hacı Bayram-ı Velî’nin müridlerinden Şeyhî’ye (öl. 832/1429’dan sonra) göre ise Cenâb-ı Allah, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne Kur’ân’da yemin ettiği için ve O’nu öven başka ifadeler kullandığı için şairler, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i methetme işine cesaret edememektedirler:
Ey fahr-i halk kimde ola zehre medhine
Çün Hak dedi le ‘amruke levlâke ve’d-duhâ[5]
Sûfî şairlerden Şemseddîn-i Sivasî’ye (öl. 1006/1597) göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilmesi onun şerefini ifade ettiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ümmeti için de bir şeref kaynağıdır. Bu ümmet Hak katındaki kıymetini bilmek isterse “le ‘amruke” âyetini okumalı ve anlamalıdır:
Nezd-i Hak’da kadrini bilmek dilersen ümmetâ
Gel le ‘amruk âyetin oku ne hoş tahrîr eder[6]
Sûfî müelliflerden İsmail Hakkı Bursevî’nin (öl. 1137/1725) Kur’ân’daki yeminleri menfaat ve fazileti merkeze alarak ikiye ayırması özgün bir yaklaşımdır. Allah incir ve zeytin gibi şeylere insanların menfaatine olduğu için yemin ederken Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne fazîletinden dolayı yemin etmektedir.[7] Kanâatimizce burada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in varlığının da maslahat ve menfaatten de uzak olmadığıdır. Zîrâ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vazifelerinden olan tezkîr[8] ve bu vazifeyi müzekkîr olarak îfâ etmesi mü’minler için menfaat kaynağıdır.
Şiirlerinin üçte birini na‘t-ı şeriflere ayıran, bundan dolayı da “na‘t-gû” olarak anılan sûfî şair Yahyâ Nazîm (öl. 1139/1727) ise elli bir beytinde bu âyeti iktibas etmektedir. Bu beyitlerde Nazîm, genellikle müfessir ve sûfîlerle aynı görüşü paylaşmakta olup bir tanesi diğerlerinden ayrılmaktadır:
Hak mazhar-ı tecellî-i zât eylemiş seni
Ey âyet-i le ‘amruk ü levlâke mâ-sadak
Şair, “le ‘amruke” ifadesini iktibas ettiği diğer beyitlerden farklı olarak mezkûr beyitte Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tecelli-i zât olması ile ömrüne yemin edilmesini bir arada zikretmektedir. Sûfîlere göre bu tecellî, aynı zamanda ilk tecellî olup Hakk’ın bilinmesi ve diğer varlıkların sebebidir. Bundan dolayı olsa gerek ki Nazîm, “Penâh-ı ‘âlem ü âdem şeh-i le ‘amrük-tâc” dizesinde ömrüne yemin edilmekle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in âlem ve âdemin penâhı olduğunu ifade etmektedir. Hatta öyle ki, Nazîm’e göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilmesi, yaratılıştan önce gerçekleşmiştir. Dolayısıyla şaire göre yemine muhatap olan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in târihî şahsiyeti ve şehâdet âlemindeki varlığı değil hakîkati ve gayb âlemindeki nurudur:
Vücûda gelmeden ketm-i ‘ademden ‘âlem ü eflâk
Sen olmuşdun le ‘amrük hil‘atiyle mazhar-ı levlâk[9]
18.yüzyıl Mevlevî şairlerinden Şeyh Gâlip (öl. 1213/1799) ise bu âyetle istişhad ederek Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Allah katındaki değerine, ayrıca hem insanlar hem de peygamberler arasındaki öncülüğüne işaret etmektedir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in üstünlük vasıflarının kaynağı ömrüne yemin edilerek ilâhî nusretle desteklenmesi ve insanlığın hidâyeti için peygamber olarak gönderilmesidir:[10]
Sultân-ı rusül şâh-ı mümeccedsin efendim
Bî-çârelerle devlet-i sermedsin efendim
Dîvân-ı ilâhîde ser-âmedsin efendim
Menşûr-i "le 'amrük"le müeyyedsin efendim
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
Hak'dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim[11]
[1] Hoca Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet (Ankara: TDV Yayınları, 2018), 196.
[2] Celâleddîn-i Rûmî Mevlânâ, Mecâlis-i Seb’a, çev. Hicabi Kırlangıç (İstanbul: Kurtuba, 2011), 87; Mesnevî’de de ilgili yemin Cenâb-ı Hak seni le 'amruk ile taçlandırdı dizesi ile konu edilmiştir. bk. Celâleddîn-i Rûmî Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf, çev. Süleyman Nahîfî (İstanbul: Timaş, 2014), 530.
[3] Konu ile ilgili bk. Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî b. Muhammed Şevkânî, Fethu’l-Kadîr (Beyrut: Dâru’l-Kelimü’t-Tayyib, 1414), 3/166.
[4] Celâleddîn-i Rûmî Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, çev. Ahmed Avni Konuk (İstanbul: Kitabevi, 2006), 9/50-51.
[5] Mustafa İsen- Cemal Kurnaz (ed.), Şeyhî Divanı (Ankara: Akçağ Yayınları, 1990), 38-41.
[6] Nakledilen beyit ve na’t-ı şerifin tamamı için bk. Fatih Ramazan Süer, Şemseddîn-i Sivâsî Dîvânı (İstanbul: H Yayınları, 2017), 170-179.
[7] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-beyân fî tefsîri’l-Kurʾân (Beyrut: Dâru’l-Fikr, ts.), 4/479.
[8] “Ama öğüt vermeye devam et, zira öğüt inananlara fayda verir.” ez-Zâriyât 51/55.
[9] Mezkûr beyitler için bk. Mustafa Sefa Çakır, Yahyâ Nazîm Divanı (Sivas: Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, 2020) 607, 833, 986.
[10] Naci Okçu, Şeyh Gâlip Divânı (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, ts.), 139.
[11] Metinde nakledilenler ve daha fazlası için bk. Hamit Demir, “Yorum ve Sufi Yorum Perspektifinden Hz. Peygamber’in Ömrüne Yemin Edilmesi”, Eskiyeni 58 (Eylül 2025), 1249-1266.
Hamit DEMİR
Yazar
Tarih, insanlığın ve milletlerin hafızasıdır. Bu sebeple, bilhassa milletlerin hayatında tarih bilgi ve şuuru çok önemli bir yer tutar. Tarih şuuru ya da tarih bilinci, tarihimizin en doğru şekilde bi...
Yazar: Resul KESENCELİ
İş’arî tefsir geleneğinin muteber eserlerinden Letâifü’l-İşârât’ta Abdulkerim Kuşeyrî (ö. 465/1072) Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin edilmesi ile ilgili şöyle söylemektedir: “Şerefi ona tahsis e...
Yazar: Hamit DEMİR
Murâkabe, kulun, sürekli biçimde Allahu Teâlâ’nın gözetimi altında olduğunun farkında olması anlamına gelir. İhsân makamı denilen, “Her ne kadar biz O’nu görmesek de O bizi görmektedir.” bilincin...
Yazar: Ali AKPINAR
Fâtih Sultan Mehmed’in Osmanlı topraklarına katarak payitaht/başkent yaptığı Doğu Roma/Bizans’ın başkenti İstanbul, birbirinden önemli kışlalarıyla bilinmektedir. Bunlar arasında Davutpaşa Kışlası, Ta...
Yazar: M.Nihat MALKOÇ