Tarihî Miras: Taksim Ve Davutpaşa Kışlaları
Tarih, insanlığın ve milletlerin hafızasıdır. Bu sebeple, bilhassa milletlerin hayatında tarih bilgi ve şuuru çok önemli bir yer tutar. Tarih şuuru ya da tarih bilinci, tarihimizi en doğru şekilde bilinmesi demektir. İnsanların kendi tarihlerinde olup bitenleri anlayıp farkına varmasıdır. Her milletin bir geçmişi vardır ve bu geçmişi bilmek bizleri ileriye götürür. Aslında bir geçmişe sahip olduğumuzu bilmek tarih şuurudur. Tarih şuuru; mensûbiyet duygusu, kimlik duygusudur. Bu şuuru bir başka ifadeyle milletlerin hafızasında canlı tutmak, millî kültürle beslemek gerekir. Millî kültürün içinde dil, din, edebiyat, tarih, mânevî değerler, inanç dünyası, örf ve adetler yer alır. Bizim kültürümüzde vatan millet sevgisi gibi değerler çok önemli bir yere sahiptir. Bu sebepledir ki insanımıza çok iyi şekilde tarih şuurunu kazandırmak gereklidir. Böylece kendisine güven duygusu kazanan insanımız sosyal hayat içerisinde önemli başarılara imza atarken vatan ve millete hizmet etmenin şuurunu da kazanmış olur. Toplumsal hafıza ise kimlik ve kültür ile alakalıdır. Kişilerin hafızaları ne kadar önemli ise toplumların hafızaları da o derece önem taşır. Toplumsal hafıza korunduğu takdirde toplum ayakta kalıp varlığını devam ettirecektir. Eğer ki, bir toplum, hafızasını kaybederse kimliğini kaybetmiş olur. Kimliğini kaybeden bir toplum ise varlığını yitirmiş olacaktır.
Bizim öncelikli vazifelerimizden birisi de kendi coğrafyamızda devraldığımız kültürel ve tarihî mirası gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarabilmektir. Maalesef son yıllarda Anadolu ve Anadolu dışındaki Selçuklu ve Osmanlı eserleri bazen bilinçli, bazen bilinçsiz, bazen de doğal afet, savaş gibi sebeplerle yok olmaktadır. Bizlerin bu tarihî ve kültürel mirasımıza sahip çıkmamız gerekmektedir. İşte bu yok olmaya yüz tutan eserlerden biri tarihî Taksim Topçu Kışlası diğeri de Davut Paşa kışlasıdır.
Taksim Topçu Kışlası
Taksim kışlası olarak da adlandırılan Beyoğlu’ndaki “Topçu Kışlası”nın yapımına 1803’te başlanmış ve kışlanın inşaatı 1806’da tamamlanmıştır. Taksim Kışlası III. Selim’in kurduğu Nizâm-ı Cedîd askerlerinin topçu kısmının yerleştirildiği yerdir. Bunun için de Topçu Kışlası olarak adlandırılır. Topçu Kışlası’nın mimarı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Fakat kışlayı yapan ustalar ve ustabaşı hakkında arşivde bazı bilgiler bulunmaktadır. Kışla inşaatının tamamlanmasından sonra III. Selim’in annesi Mihr-i Mah Şah-i Sultan kışla içerisine bir de cami yaptırmıştır. Bu cami 1808 yılında hizmete girmiştir. Camide gündeliği 30 akça ile hatip, 40 akça ile imam ile birlikte gündelikleri 3 ile 20 akça arasında değişen kayyum, müezzin, ferraş ve diğer görevliler ile birlikte 15 vazifeli hizmet vermiştir. Resim ve gravürlere baktığımız zaman bu caminin kışla ile bütüncül bir yapı arz ettiğini görebiliriz. Cami daha sonra yıkılmıştır. Bu cami kışla ile beraber mi, yoksa daha önce mi yıkılmış belli değildir. Kışladaki cami, 1920’li ve 1930’lu yıllarda oynanan futbol maçları sırasında çekilmiş bir resimde gözükmektedir. Bu açıdan caminin 1930’lu yıllara kadar varlığını sürdürdüğünü söyleyebiliriz.
Kışla, 1807 yılında çıkan Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında tahrip edilmiştir. Uzun süre harap biçimde kalan kışla 1812, 1827 ve 1830 yıllarında birçok defa tamirat geçirmiştir. Kışlanın tamiri için 1841 ve 1842 yıllarında yeniden keşifler yapılarak tamire muhtaç yerlerin onarılmasına karar verilerek yapılmıştır. Kışlanın camisi ve minaresi, 1847 yılında meydana gelen şiddetli bir rüzgâr nedeni ile büyük hasar görmüştür. Bunun üzerine minare ile birlikte cami de tamir edilmiştir. Topçu kışlası 1851 yılından 1862 yılına kadar yeniden restore edilmiştir. Yine Sultan II. Abdülhamit tarafından 1880 ve 1893 yıllarında tamirat ve tadilat yapılmıştır.
Taksim’in tamamı meşrutiyet döneminde devletin parasızlık çekmesinden dolayı 1911 yılında satıldı. Bu satılanlardan birisi de Taksim Kışlası’dır. Kışla, 1916 yılında kışlaya ihtiyaç duyulduğu için geri alınmıştır. 1920 yılında da Ticaret ve Sanayi Şirket-i Osmaniye’sine devredilmiştir. Bu kışla alanı daha önce de ifade ettiğimiz gibi 1921’den sonra stadyum olarak da kullanılmıştır. Romanya ile yapılan ilk millî maç 26 Ekim 1923 tarihinde burada oynanmıştır. 29 Ekim 1923 tarihinde, işgalci güçlerin karması ile Fenerbahçe de burada bir maç yapmıştır.
1806 yılında kışla olarak yapılan ve tarihî süreçte birçok değişik amaç için kullanılan tarihî Taksim Topçu Kışlası, 1940 yılında İsmet İnönü’nün isteği ile dönemin İstanbul valisi Lütfi Kırdar tarafından yıkıldı. Konut, tiyatro ve sosyal etkinlik alanı yapılmak için yıkılan kışla alanına bunlardan hiçbiri yapılmadı. Kışlanın yıkıldığı yerin bir kısmı park yapılarak bu parka “İnönü Gezi Parkı” ismi verildi. Daha sonra buranın ismi “Taksim Gezi Parkı” olarak değiştirildi.
Davud Paşa Kışlası
1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması sırasında yeniçeri kışlaları yıkıldığı için; Yeni ve modern tarzda kurulan ordu olan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye için devrin kışlaları tamir ve tadil edilmiş fakat kâfi gelmeyince Davud Paşa sahrasında, Rami Çiftliği’nde, Kasımpaşa semtinde, Maçka ve Tophane’de de yeni kışlalar yaptırılmıştır.
Davud Paşa Kışlası adını, II. Bâyezîd devrinin ünlü veziriazamlarından Koca Davud Paşa’ya nisbet edilen çayırdan almıştır. İnşâsına 1826 yılında başlanan kışla 28 Mart 1827 tarihinde tamamlanmıştır. Bu kadar büyük bir binanın, bina emini Kapıcıbaşı Mehmed Ağa’nın gayretleriyle bir yıl gibi çok kısa bir sürede bitirilmesi, o dönemin şartları göz önüne alınırsa fevkalâde önemlidir. Kışla ile birlikte binanın dört köşesine kuleler ve padişahın ikameti için özel bir daire yaptırılmıştır. Kışla içinde ayrıca yollar ve su kanalları yapılmıştır. Kışlanın içine hamamda inşâ edilmiştir. Binanın sağlam olması için duvarların içine İzmit çubuğundan gizli hatıllar, binanın dört köşesindeki kulelerin üzerlerine de çelikten gönder mili yerleştirilmiştir. Padişahın ziyaretlerinde ikameti için yaptırılan ve altı tam, dört yarım sütun üzerine oturtulan özel bir daire bulunmaktadır. Pencereler meşeden yapılmış olup etraflarına söveler konulmuştur. Kışlanın mermerden kapılarının her biri kemerli hatıllarla tahkim edilmiştir. Zaman zaman para darlığından kaynaklanan ödeme güçlükleri yüzünden yarım kalma tehlikesiyle karşılaşan kışla inşaatı, II. Mahmut’un kararlı tutumu ve kendi bütçesinden yaptığı malî yardımlar sayesinde bitirilebilmiştir.
Davud Paşa Kışlası çeşitli tarihlerde onarım görmüştür. İlk tamir 1830 yılı ocak ayında yapılmış, bir yıl sonra tekrar tadilat görmüştür. 1831 yılından sonra uzunca bir süre onarım görmeyen Davud Paşa Kışlası’nın 1843’te tekrar tamirat görmüştür. 1849 yılında kışla civarındaki su çeşmelerden akıtılarak hizmete sunulmuş ve bina bu tarihlerde de kısmî onarımlar geçirmiştir Kışla binası ile birlikte bazı ek binalara da ihtiyaç duyulduğundan eskiden kalma sarayın taş ve ahşap daireleri onarılmış ve süvari birliklerinin atları için de iki ahır yaptırılmıştır.
Kışla 1890-91 yılından itibaren hava gazı ile aydınlatılmaya başlanmış, buradaki askerler için II. Abdülhamit zamanında bir de fırın yaptırılmıştır. Eski Edirne yolu kenarında olan bu ek tesis halen fırın olarak kullanılmaktadır. XX. yüzyıl başlarında metruk hâlde bulunan Davud Paşa Kışlası’na Balkan Harbi’nde geçici olarak muhacirler yerleştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde 1926-1930 yılları arasında restore edilen kışla yine askerî amaçla kullanılmıştır. Kullanılmaya da devam edilmektedir.
Resul KESENCELİ
Yazar
BeyitGönül nefsine hâkim oluben eyle zafer peydâZiyâsı kalbi rûşen kılmağa et bir kamer peydâ(Ey gönül sen nefsine hâkim olursan, onun dediğini yapmazsan, nefsine boyun eğmezsen zafere ulaşırsın, baş...
Yazar: Resul KESENCELİ
Hicr Sûresi’nin 72. âyetinde geçen ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ömrüne yemin anlamı taşıyan Le ‘amruke ifadesi sûfî şairlerin eserlerinde sıklıkla zikredilmekte; sûfî şairler tarafından yazılmış na‘t-...
Yazar: Hamit DEMİR
Kışında, güzünde, baharında, yazında,Cefa, vefa, kahramanlık … alın yazında,Kınalı kuzular, kahraman askerlerim,Şairin dilinde, ozanların sazında.Şiirde, masalda, hikâyede, romanda,Savaş meydanında Me...
Yazar: Hasan ÖZÇELİK
Emir Sultan Hazretleri, Şemsettin Muhammed bin Ali el-Hüseynî olarak bilinir, aslen Buharalı olup burada tahsil yapmış ve tarîkat terbiyesi görmüştür. Kendisi Kübreviyye Tarikatı’nın Nurbahşiyye kolun...
Yazar: Resul KESENCELİ