ŞİFA ALLAH’TANDIR
İnsanlar, ömrünün belli safhalarında çeşitli sebeplerden kaynaklanan birtakım hastalıklara yakalanırlar. Hiç kimse maruz kaldığı hastalık sürecini çaresiz bir şekilde geçirmez, çareler arar. İnsanlar, ilk çağlarda tecrübe ile tespit ettikleri bazı bitkilerle tedavi olmayı denediler. Orta Çağlarda iksir denilen ilaçlar yaygındı. İksir; bitki, sıvı, hayvan, maden ve minerallerden elde edilen, her türlü hastalığı iyi edeceğine hatta ölümsüzlüğü getireceğine inanılan bir içecek türüdür. Yeni Çağ’da ilaçlar bir takım kimyasallardan elde edilmeye başlandı. Son yıllarda insanlar yeniden bitkisel ilaçlara meyletmeye başladı. Hastalık, aynı zamanda ilahi bir imtihandır. Hastalık da Allah katındandır. Allah, yaşlılık ve ölüm dışında her türlü hastalığın devasını da yaratmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.), bir hadis-i şeriflerinde “Ey insanlar! Allah, hastalığı da ilacı da yaratmıştır. Öyleyse tedavi olun ancak haram olan şeylerle tedavi olmayın.”1 buyurmuştur. Eskiden insanlar uyuşturucu etkisi sebebi ile şarabı ağrı kesici olarak da kullanıyordu. Bu durum Hz. Peygamber (s.a.v.)’e sorulduğunda, “İçki deva değil bilakis hastalık vericidir.”2 buyurmuştur. Her çağda, o günün ilmî verileri ve tecrübeleri doğrultusunda çeşitli ilaçlar kullanılmıştır. Her ilacın tesiri, kişiye ve hastalığın düzeyine göre farklılık arz eder. Bir kişide olumlu tesir icra eden bir ilaç, bir başkasında aynı etkiyi göstermeyebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) de, rahatsızlandığında devrinin hekimlerine tedavi olmuş ve tedavi olunmasını tavsiye etmiş, “Allah, devasını yaratmadığı hastalık vermemiştir.” buyurmuştur.3 Allah’ın bir sıfatı da eş-Şafi’dir. Bütün hastalıkların ve dertlerin şifası Allah katındandır. Hekimin muayenesi ve ilaç tedavisini şifa arayışında bir vesile olarak görmek gerekir. Bir kimsenin beni filan doktor iyileştirdi, hayatımı kurtardı; şu ilaç sayesinde iyileştim demesi, şirke kadar götüren yanlış bir düşüncedir. İnsanı yaratan, yaşatan, gerekmesi halinde canını alan Allah’tır. Hastalar için moral, ilaç kadar etkilidir. Bu sebeple hastaların morali daima yüksek tutulmalıdır. Hasta ziyaretleri, Peygamberimizin güzel sünnetlerindendir ve hastanın sevenleri tarafından ziyaret edilmesi, hastanın moralini artırır. Koruyucu hekimlik denilen hastalıklara karşı önlemler, tedavi arayışlarından daha kolay, masrafsız ve etkilidir. Şöyle ki, hastalanan kişi, bir taraftan hastalığın ıstırabını çeker, masraf yapar, bu durum çevresindeki insanları da meşgul eder ve üzer. Oysa hastalıklardan korunmak için, beslenmeye, yeterli vitaminlerin alınmasına, hijyene, iklime ve coğrafi şartlara dikkat edilmesi halinde hastalık ya hiç isabet etmez ya da teğet geçer. Koruyucu hekimlikle ilgili anlatılan şu hikâye oldukça anlamlıdır: Zamanın birinde elim bir hastalığa tutulmuş bir kişi, tavsiye üzerine iyi bir hekime gider. Hekim hastasına bakar, birkaç ilaç verir ve der ki ileride yürüme mesafesi ile bir günlük yolun sonunda benden daha iyi bir hekim var. O, hastalığı hastanın gözüne bakar bakmaz teşhis ediyor ve hemen tedavi uyguluyor. Hasta adam, bir umutla o hekime gidiyor. Uzman hekim hastaya bakıyor, teşhisi koyuyor ve diyor ki ileri de, bir günlük yürüme mesafesinde bir hekim meslektaşım var. Sen bir de ona görün, zira o insanlara hasta olmamayı ve hastalıktan korunma yollarını öğretiyor. Allah’tan sağlıklı ve bereketli bir ömür geçirmeniz dileğiyle... Dipnot 1. Ebu Davud, Tıb, 11. 2. İbn Mace, Tıb, 27. 3. Tirmizi, Tıb, 2.
Emine Büşra YÜKSEL
YazarRabb’imden korkmadığın, utanmadığın müddetçe her şeyi yapabilirsin! Rabb’imiz, Kur’an-ı Kerim’de emir ve yasakları net hükümler ile ortaya koymuştur. Yaratan, yarattığını en iyi bilendir. Kulunu, ‘yap...
Yazar: Hilal OTYAKMAZ
Bahar mevsimi, insan hayatının çocukluk ve gençlik yıllarına benzer. Her bahar yeni bir umut ve yeni bir başlangıçtır. Kışın şeklen ölü konumunda olan yeryüzü, ağaçlar ve bitkiler, baharda havaların ı...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Aile; en yalın biçimde anne, baba, çocuklar ve torunlardan oluşan sosyal bir yapı olarak tanımlanmaktadır. Her insan bir ailede doğar, büyür, gelişir, kendisi de bir aile kurar. Geleceğin toplumu aile...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Anadolu irfanı; Anadolu’da oluşan ve çevreye yayılan İslâm dini menşeli bilgece düşünce ve yaklaşımdır, tarihten günümüze tevarüs edilen bir bilgelik mirasıdır. Anadolu Müslümanlarının dinden beslener...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL