Fethin Manevî Mimarı Akşemseddin
Akşemseddin namı ile bilinen Şemseddin Muhammed b. Hamza Miladî 1390 yılında Şam’da doğmuştur. Şeyh Şehabeddin es-Sühreverdî’nin torunlarından Şeyh Hamza’nın oğludur. Baba tarafından nesebi Hz. Ebû Bekir’e kadar dayanmaktadır. Yedi yaşında iken babası Anadolu’ya göç etmiş, o zamanlar Amasya’ya bağlı olan Kavak nahiyesine yerleşmiştir (1397). Küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafız olduktan sonra din ilimlerini tahsil etmiş, ilimde kendisini geliştirmiş ve Osmancık medreselerinde müderris olarak göreve başlamıştır. Din ilimlerinin yanı sıra tıp ilmini de tahsil etmiştir. Babası ve dedesinin tasavvuf erbabı olması onu da bu yöne sevk etmiş, kendisine mürşit aramaya başlamıştır. Kendi çağında yaşayan birkaç şeyh ile görüştükten sonra Ankara’da mukim Hacı Bayram Veli ile tanışmış ve O’na intisap etmiştir. Şeyhinin yanında bir süre manevî eğitim aldıktan sonra önce Beypazarı’na yerleşmiş, burada bir cami ve değirmen yaptırdıktan sonra Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Evlik köyüne yerleşmiştir.
İskilip’in Evlik köyünde ahşaptan bir cami inşa ettirmiştir. Bu cami, orijinal hâliyle halen ibadete açıktır. Caminin kıble tarafında dış kısmında, içeriden mihrabın hemen yanında bulunan kapıdan girilen bir kabin bulunmaktadır. Halk arasında burası deli dolabı olarak bilinmekte, Akşemseddin’in psikolojik hastaları buraya kapatarak tedavi ettiği rivayet edilmektedir. Oğlu Muhammed Nuru’l-Hüda, burada doğmuş ve vefat etmiştir. Halen caminin yukarı kesiminde Akşemseddin ailesine ait olduğu bilinen kabirler bulunmaktadır. Köyde halen Akşemseddin’in manevî etkisinin olduğuna inanılmaktadır. Evlik köyüne ilk defa radyo getiren kişinin ve televizyonlar yaygınlaştıktan sonra köyde evine ilk defa televizyon kuran kişinin birkaç gün sonra öldüğü, bu sebeple köy halkının uzun yıllar evine radyo ve televizyon almaya korktuğu halen konuşulmaktadır.
Akşemseddin, İskilip’te 7 yıl kadar ikamet ettikten sonra Bolu’nun Göynük ilçesine yerleşmiş, burada da cami ve değirmen yaptırmış, çocuklarının ve müritlerinin eğitimi ile meşgul olmuştur. Burada iken hacca gitmiştir. Şeyhi Hacı Bayram Veli’nin vefatından sonra O’nun yerine irşat makamına oturmuştur (1430).
Hacı Bayram Veli’nin Fatih’in babası II Murad ile yakın münasebeti dolayısıyla Akşemseddin de padişah II. Murad ve oğlu şehzade Mehmet ile tanışmıştır. Edirne’ye Sultan Mehmet ile görüşmeye giden Akşemseddin, Kazasker Çandaroğlu’nu ve Fatih’in kızını tedavi etmiş, buna mukabil kendisine Beypazarı mevkiindeki pirinç tarlalar hibe edilmiştir. Akşemseddin, 1453 yılında İstanbul’un fethi için Edirne’den yola çıkan Sultan Mehmed’in ordusuna müritleri ile katılmış; gerek yolculuk esnasında ve gerekse savaşın kritik anlarında Sultan Mehmet ve komutanlarına verdiği moral ve motivasyonla, zaferin ve büyük fethin yakın olduğunu müjdeleyerek fethe katkı sağlamıştır. Fetihten sonra Ayasofya’da kılınan ilk cuma namazında hutbeyi Akşemseddin okumuş, Dört Halife Döneminden sonra İslam ordularının İstanbul’u ilk kuşatmasında şehit olan Ebû Eyyüp el-Ensari’nin kabrinin yerini keşfetmiştir. Akşemseddin, fetihten sonra bir süre irşat ve eğitim faaliyetlerine İstanbul’da devam etmiş, Fatih Sultan Mehmed’in padişahlığı bırakarak Akşemseddin’in müridi olmak istemesi üzerine “Evladım, sen devlet işleriyle meşgul ol; şayet derviş olursan devlet işlerini aksatabilirsin.” demiş, buna rağmen Fatih derviş olmak için ısrar edince Akşemseddin Göynük’e geri dönmüştür.
Akşemseddin, ömrünün kalan kısmını Göynük’te geçirmiş, Fatih’in gönderdiği hediyeleri de kabul etmemiş, şehre sadece bir çeşme yaptırmasına razı olmuştur. Akşemseddin, 1459 yılında Göynük’te vefat etmiştir. Kabri halen burada ziyaretgâh konumundadır.
Akşemseddin, din ilimleri ve tasavvuf ilminin yanı sıra tıpta da meşhur olmuştur. İtalyan hekim Fracastor’dan yüz yıl önce ilk defa hastalıkların mikrop yoluyla bulaştığını Akşemseddin söylemiştir.
Akşemseddin’in 7 oğlu olmuş, bunlardan Hamdullah Hamdi nücum, şiir ve musikide döneminin ünlüleri arasında yer almıştır. Akşemseddin’in kurmuş olduğu Bayramiyye Tarikatı’nın Şemsiyye kolunu Göynük’te oğlu Fazlullah, Kayseri’de İbrahim Tennûrî, Ankara’da Hamza eş-Şamî, İskilip’te Şeyh Muslihiddin devam ettirmiştir. Şeyh Muslihiddin, Kanuni döneminin ve Osmanlı’nın en meşhur şeyhülislamlarından biri olan Ebu’s-Suud Efendi’nin babasıdır.
Akşemseddin’in eserleri çoğunlukla Arapça ve tasavvufa dairdir. Risâletu’n-nuriyye adlı eserinde daha çok şeyhi Hacı Bayram Veli’yi anlatmaktadır. Def’u metaini’s-sufiyye adlı eserinde, halk arasında yanlış anlaşılan Muhyiddin-i Arabi’nin fikirlerini tevil etmeye çalışmıştır. Makâmât-ı Evliya ve Risâle-i Zikrullah adlı eserlerinde de tasavvufun esaslarını ve yapılacak virdi anlatmaktadır.
Akşemseddin Hazretleri, ilmî ve manevi yönüyle döneminin insanını özellikle Fatih Sultan Mehmed’i, babası II. Murad’ı irşat eden, fethin gerçekleşmesine katkı sağlayan ve toplumun manevi dokusunu güçlendirmeye çalışan önemli bir şahsiyettir. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
(Not: Bu yazının hazırlanmasında Türkiye İslam Ansiklopedisi’nin “Akşemseddin” maddesinden yararlanılmıştır.)
Emine Büşra YÜKSEL
Yazar
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müsamahakâr bir büyük gönle malikti. O’nun adı Cenâb-ı Allah tarafından “çok acıyan, çok şefkatli” manasına gelen kelimelerle beraber yazıldı. Hz. Aişe (r.a.) şöyle diyor...
Yazar: Sema KORKMAZ
Yaşlılık lekeleri (lentigo) 45-50 yaşlarında görülmeye başlar. Lentigo, derinin renk bozukluğu rahatsızlığıdır. Yaşlılık lekeleri bazı durumlarda keratoza dönüşerek, pul pul ince bir tabakayla kaplana...
Yazar: Nesibe AYDIN
Bahar mevsimi, insan hayatının çocukluk ve gençlik yıllarına benzer. Her bahar yeni bir umut ve yeni bir başlangıçtır. Kışın şeklen ölü konumunda olan yeryüzü, ağaçlar ve bitkiler, baharda havaların ı...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Anadolu irfanı; Anadolu’da oluşan ve çevreye yayılan İslâm dini menşeli bilgece düşünce ve yaklaşımdır, tarihten günümüze tevarüs edilen bir bilgelik mirasıdır. Anadolu Müslümanlarının dinden beslener...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL