Şehzade Yıldırım
Şehzade Beyazid, 1360 yılında Bursa’da hayata gözlerini açtı. Annesi Gülçiçek Hatun’du. Çocukluğu, Bursa Sarayı’nda geçti. Kardeşleri Yakup ve Savcı ile birlikte oynuyor, sarayın altını üstüne getiriyorlardı. Sık oynadıkları en eğlenceli oyunları, savaş oyunlarıydı.
Babasının ata binişi, ok atması ve savaştaki kahramanlıkları onu çok etkiliyordu. Babası, onun gözünde en büyük kahramandı. Onun gibi yiğit bir savaşçı olmak istiyordu.
Ama önce eğitimini tamamlaması gerekiyordu. Bursa kadısı Koca Mahmud, Kadıasker Çandarlı Halil, Karamanlı Molla Rüstem ve Molla Fenarî gibi devrin büyük hocalarından çeşitli dersler aldı. Zamanının en iyi eğitimini gördü.Muhammed Cezerî’den, Arapça ve Kıraat, yani güzel Kur’an okuma dersleri aldı.
Kıvrak ve keskin bir zekâsı vardı. Çok hareketliydi, kabına sığmıyordu. Bir an önce büyümek ve “Yıldırım” olmak için sabırsızlanıyordu.
Ağabeyleri gibi o da kılıç kullanmayı, ok atmayı, ata binmeyi ve her türlü savaş sanatlarını öğrendi. Babası, bilgisi, görgüsü artsın, yönetim becerisi ve kabiliyeti gelişsin diye, sırasıyla Sultanönü /Eskişehir, Kütahya ve Amasya Sancaklarına vali olarak atadı.
Şimdi aldığı dersleri uygulamaya koyma, tecrübe etme zamanıydı. Yanında danışman hocaları, Firuz Bey gibi lalaları vardı. Bilmediklerini onlardan öğrenmeye devam ediyordu. Her adımında onlar yanı başındaydı.
Bir süre sonra seferlere ve fetihlere de çıkmaya başladı. Babasıyla katıldığı savaşlarda büyük kahramanlıklar gösteriyor, savaş meydanında baş döndürücü bir süratle hareket ediyordu. Bundan dolayı kendisine “Yıldırım” denmeye başlanmıştı. O artık Yıldırım Beyazid idi.
Yıldırım Beyazid’in, devrin büyük manevî şahsiyetlerinden olan Emir Sultan’a bambaşka bir alakası vardı. Aslen Buharalı olan Emir Sultan Hazretleri’nin kökü, sevgili Peygamberimiz’in torunu Hazreti Hüseyin’e dayanıyordu.
Emir Sultan, Osmanlı’nın manevî kurucularındandı. Bursa ve etrafını, manevî ders ve öğütleriyle aydınlattı. Kuruluş döneminin parlak kandillerinden biri oldu. Yıldırım ile tanışması ise şöyle oldu:
Yıldırım Beyazid, Niğbolu Savaşı’nda kolundan yaralandı. Genç bir hekim ona yardım etti ve yarasını sardı. Sabah sargıyı çözdüğünde hayretten dona kaldı. Çünkü yaradan eser kalmamıştı. Şaşkınlığını şu sözlerle ifade etti:
- Aman Allah’ım! Bu ne iştir? Nedir bunun sırrı? Şükürler olsun sana ey Rabb’im!
Beyazid, bütün bunların sebebini öğrenmek, sırrını çözmek istedi. Ancak yarasını saran hekim çoktan sırra karışmıştı. Onun peşini bırakmamaya kararlıydı.
Osmanlı ordusu, Niğbolu’da büyük kayıplar vermişti. Kaleye girmekte oldukça zorlanmıştı. Ama Yıldırım’ın azim ve kararlılığı, kaleden daha büyüktü. Son bir taarruzla ordusuna şu emri verdi:
-Hücuuum! Haydi, aslanlarım göreyim sizi, saldırın! Allah’ın izniyle kale bizim!
Sel gibi kaleye akan Osmanlı ordusu, kale kapısını açmayı başardı. Niğbolu Kalesi artık Osmanlı’nın idi. Orduyu âdeta kaleye buyur eden asker ise, Beyazid’in yarasını saran aynı genç hekimdi. Yıldırım, tanık olduğu sırları yavaş yavaş çözmeye başlamıştı.
Niğbolu Zaferi dönüşünde kendisini karşılayan halk arasında Yıldırım Beyazid’in dikkatini bir genç çekti. O genç, yarasını saran hekimin, Niğbolu’da kale kapısını açan askerin ta kendisiydi. Çünkü elini sardığı mendilin diğer yarısını, onun cebinde görmüştü.
Olan biten bunca sırlı hadiseden sonra Yıldırım Beyazid anladı ki, kendisine savaşta yardım eden bu kişi, Emir Sultan’dan başkası değildi. Yıldırım Beyazid, bundan sonra Emir Sultan’a daha da gönülden bağlandı.
İsmail ÇOLAK
Yazar
Batı’da doğan kavmiyetçilik/ırkçılık illeti, en yıkıcı tahribatını Osmanlı Devleti ve İslâm âlemi üzerinde göstermiştir. Ümmetçilik bağıyla asırlar boyunca birbirine kenetlenen Osmanlı merkezli İslâm ...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Binbaşı Ayşe, Selanik doğumluydu.Kocası, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesinde şehit düşmüştü.Kocasının ölümüne çok üzüldü. İntikamını almaya ve düşmanla savaşmaya yemin etti.Ata, silaha, çizme v...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Yazar Ağaoğlu Ahmet, 1921 yılında Vakit gazetesinde yayınlanan bir yazısında, Ankara ile Çankırı arasında gerçekleştirdiği gezi sırasında, birbirinden çarpıcı, ibret ve duygu dolu olaylara tanıklık ed...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Sevgili çocuk dostlarım;Sabah Hafize Teyze;- Çocuklar, bugünü iyilik ve merhamet günü ilan ettim. Dedi.Ömer;- Nasıl yani babaanne?- Çocuklarım, bizim yetiştirme yurdunda kalan Ali'nin bacağı kırılmış....
Yazar: Raziye SAĞLAM