Fakirhane Sofrası
Lapa lapa kar yağıyordu. Hasan dede ahıra gidip hayvanlarına yemlerini verdi. Hanımı da gelip ineğin sütünü sağdı. Neşe içinde evlerine girdiler. Ocağın üstüne süt dolu tencereyi yerleştirdiler. Kar şiddetini arttırmıştı. On iki hanelik köyde onların evinden başka evde ocak tütmüyordu. Yazın gelenler kışın köyü kaderine terk etmişlerdi. “İlkbaharda yine buradayız.” diyerek şehrin yolunu tutmuşlardı.
Hasan dede pencere kenarında içleri boş olan evlere bakıp duruyordu. Kara teslim olmuş gibi garip bir halleri vardı. O sırada, uzaktan köye doğru ilerleyen üç kişiyi fark etti. Durumları hiç de iyi görünmüyordu. Hanımına:
-Hanım, sobaya odun dolduralım. Misafirlerimiz var.
Gelenler kendilerini eve zor attılar. İçlerinden biri:
-Yolumuzu kaybettik. Muhtarı arıyoruz. Bize yardımcı olur musunuz acaba?
Hasan dede:
-Durun hele, bir ısının, karnınızı doyurun, bir çayımızı için, ondan sonra bakarız çaresine.
Gelenler sobanın başında ısınırken, Halime nine sofra kurdu. Tarhana çorbası, ekmek ve soğandan oluşan yemek, gelenlere ikram edildi. İçlerinden bir tanesi çorbasını içerken:
-Çok lezzetli, hiç bu kadar lezzetli bir çorba içmemiştim.
Diğeri:
-Ekmekte çok lezzetli.
Gelenler karınlarını doyururken Hasan dede:
-Muhtarın evi karşı mahallede. Akşam olmadan ben sizi oraya ulaştırırım.
Gelenler hayatlarında böyle güzel yemek yememişlerdi. Bu anı unutmayacakları kesindi.
Bu sırada ocaktaki süt de kaynamıştı. Mis gibi süt kokusu evi sardı. Hasan dede onlara birer bardak süt ikram etti.Yaşlı çift elinde olanları, gelen misafirlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Misafirler gittikten sonra Hasan dede:
-Mutluluklar paylaştıkça çoğalır, keder paylaştıkça azalır. Bugün olduğu gibi yiyeceğimizi ihtiyacı olanlarla paylaşırsak iyilikler biriktirmiş oluruz. Kazanan biz oluruz.Karınları da çok açmış Hanım. Soğanı bile börek gibi yediler neredeyse.İyi ki geldiler, iyi ki soframıza oturup yemeğimizi bizimle paylaştılar.
Aradan yıllar geçti. Bu üç kişi o gün yedikleri soğan ekmeği, çorbayı ve içtikleri sütün lezzetini hiçbir yerde bulamadılar.Çünkü ekmeğini, yemeğini paylaşanlar, bunu seve seve yapmışlardı.
Emine Yılmaz DERECİ
Yazar
Esen ılık rüzgâr kendini saran dış yapraklarına değiyor açması için onu teşvik ediyordu.- Aç küçük tomurcuk, korkma!Yapraklarını sıkı sıkı kapatmış rüzgârı dinliyordu. İçinde ki korkuyu atamıyor, bir ...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Dedemlerin bizi ziyaretinin ikinci günüydü. Dedem her fırsatta Peygamberimiz’i anlatmaya devam ediyordu. Hadislerin, Peygamberimiz’in sözleri, sünnetleri ise yaptıkları olduğunu hemen kavramıştım. Pey...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
O zamanlar beş yaşındaydım. Hep bir kardeşim olsun istiyordum, beraber oynayacağım bir kardeş. Kardeşim olsun diye bazı günler Allah’a dualar ediyordum. Bana bir kardeşim olacağı söylendiğinde sevinci...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ
Babaannesi ile Neşe bahçeye çiçek tohumları ekmişlerdi. Neşe toprağı inceliyor, üzerinde bir yeşillik göremeyince üzülüyordu. Ekilen tohumlar hiç filizlenmeyecek gibi bir izlenime kapılmıştı. Ba...
Yazar: Emine Yılmaz DERECİ