Sabr Eyle Dâim, Etme Şikâyet
Henüz kelimeler var olmadan önce bile insan, acının karşısında sessizce beklemeyi, içinden “geçecek” diyebilmeyi öğrendi. Çünkü sabır, zamanı bir yük değil, bir dost kılar. Her nefeste içimizde yeniden yeşerir o incecik, kırılgan ama dirençli kelime: sabır.
“Sabır” kelimesi Arapça sabr kökünden gelir. Bu kökün ilk anlamı, “kendini tutmak, dayanmak, acele etmemek, katlanmak”tır. Arapçada “sabara” fiili, sadece beklemek değildir, aynı zamanda direnmeyi, dirençle beklemeyi anlatır. Yani sabır, edilgen bir bekleyiş değildir; aksine iradenin sükûnet içinde eylem hâlidir.
Kur’an’da sabır kelimesi yüzü aşkın kez geçer. En çarpıcı kullanımlarından biri, Bakara Suresi’nin 153. ayeti; “Allah, sabredenlerle beraberdir.”dir. Burada sabır, sadece bir ahlâkî öğüt değil, aslına bakarsak, bir müjdedir. Çünkü ayet-i kerimede söylenen esas söz, Allah’ın sabreden kullarını yalnız bırakmadığı, hep onlarla beraber olduğudur.
Kelimenin bu derin anlamı, Türkçeye geçtiğinde yalnızca dinî bir kavram olarak kalmamış, edebî bir imgeye dönüşmüştür. Divan şairleri sabrı, aşkın imtihanı olarak görürler. Fuzûlî’nin dizeleri, sabrın bu yanını en güzel şekilde dile getirir:
Aşk derdiyle hoşem, el çek ilâcımdan tabîb,
Kılma derman kim, helâkim zehr-i dermândadır.
Fuzûlî’nin bu dizelerinde sabır, acıya razı olmanın ötesindedir; acıyı bir mektep, bir kemâl yolu hâline getirir. Âşık sabreder, çünkü bilir ki aşkın hakikati bekleyene görünür. Sabır burada pasif değil, olumlu yönde bir güçtür. İnsanı pişirir, olgunlaştırır ve en nihayetinde dönüştürür.
Sabır, Türk edebiyatında hep bir sınavın, bir kader yolculuğunun eşlikçisidir. Dede Korkut Kitabı’nda Dirse Han’ın oğlunun başına gelenlerle başlayan uzun bekleyiş, destanlarda bile sabrın ilk yankılarını taşır. Sabır, kahramanların içsel erdemidir. Bekleyişin sonunda kavuşma, sınavın sonunda zafer vardır. Belki de insanın en güzel yanıdır sabır; çünkü içinde mutlaka bir umut saklar.
Tasavvuf edebiyatında ise sabır, nefsi terbiye etmenin temel merhalesidir. Bu anlayışın güzel bir örneğini Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin şu beytinde görürüz:
Sabr eyle dâim, etme şikâyet
Her derd ü gamdan bî-çâre hâlim
Yani bu beyitte bizlere, “Daima sabreyle, şikâyet etme; dert ve sıkıntıdan çaresizim.” demek istenmiştir. Hulûsi Efendi’nin bu öğüdü, sabrın yalnızca bir tahammül değil, aynı zamanda tevekkül ve teslimiyetle yoğrulmuş bir hâl olduğunu hatırlatır.
Bu düşünceyi Mevlânâ da derin bir benzetmeyle tamamlar;
“Sabır, dikenin gül olmasını beklemektir.”
Mevlânâ’nın bu sözü, sabrın doğasını en öz biçimde anlatır. Çünkü sabır, zamanla dost olmayı öğretir. Zamanın sert kabuğunu kıran, içinden gül çıkarandır sabır. Beklemenin içinde olgunlaşmak, olurken acele etmemek, olmanın hikmetine teslim olmaktır. Tohum, toprağın altında sabreder; yağmur, bulutun içinde sabreder; insan, kalbinin içinde… Her şey, zamanı gelene dek saklanır. Sabır, bu saklı bekleyişin asıl adı olur.
H. İklil ABBASOĞLU
Yazar
Allah’ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Mâni ismi, her ne kadar doğrudan Kur’ân-ı Kerim’de geçmemiş olsa da, delâlet yoluyla mânâ olarak geçmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen rivâyetle...
Yazar: Editör
İnsanı insan yapan değerlerin başında edep ve hayâ gelir. Edep, bir insanın hem kendisine hem de başkalarına karşı duyduğu saygı ve nezaketle şekillenen bir erdemdir. Hayâ ise utanma duygusunun inceli...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Sorumluluk, yaşamın her anında ve her alanında bizi şekillendiren derin bir bilinçtir. Bu bilinç, çevremizden ailemize, arkadaşlarımızdan mesleğimize, dünyamızdan kendi özümüze kadar uzanan geniş bir ...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU
Bir insanın gelişiminde en temel ve en değerli unsurlardan biri, hiç kuşkusuz, kitap okumaktır. Kitap okuma alışkanlığı, yalnızca okul sıralarında ya da öğretmenlerin yönlendirmesiyle kazanılacak bi...
Yazar: H. İklil ABBASOĞLU