Sabır Keki
Sabır sonsuzluk demek galiba. Denizle gökyüzü gibi İkisi de mavi, ikisi de sonsuz. Sonra... Toprakla yağmur. Çiçekle böcek. Kuşla balık. Yumurtayla süt. Ya da kakaoyla kek...
- Heyy dur bakalım. Kek ne alaka ya da yumurta?
- Kim konuştu?
- Aşağıya bakmayı dene bence!
- Hey minik karınca. Niye kek olmuyormuş. Sonuçta sütten yapılıyor!
- Elbette sütten yapılıyor ve konumuz bu değil!
- Evet, konumuza dönelim de, sen konuyu nereden biliyorsun?
- Kendi kendine konuşurken duydum. Yerin altı da üstü de bizden sorulur, bilmiyorsun galiba!?
- Tamam tamam. Evet, konumuza dönelim. Sabır sonsuzluk demekse sabretmek de sonsuz bir şeydir. Ama zor bir şeydir. Bir de, insan sabırlı olursa daha anlayışlı, daha güvenilir ve daha iyi bir insan olur.
- Tabii, mesela sabırlı insanlar tabağında ekmek kırıntısı bırakmaz ve dökülen ekmek kırıntılarını toplayıp karıncalara dağıtırlar.
- Hay Allah, haklısın. Bundan sonra daha dikkatli olurum. Ne diyordum. Hah, evet. Konumuz, neden sabırlı olmak zordur?
Kek yapmak için mutfağa girdim. Malzemeleri çıkarırken, yumurtaları sabırsızca elime doldurdum. Sonra da tutamayıp yere düşürdüm. Sadece anneme sürpriz yapmak istemiştim.
- Evet, yerleri görmek büyük bir sürpriz olmuştur bence!
- Sağ ol, sevgili karınca! Söylediğin iyi oldu. Bilmiyordum...
- Tamam, konumuza dönelim. Evet, sabır zordur. Çünkü emek ister.
- Annem gibi konuştun karınca kardeş. Tam olarak böyle dedi bana. Bir de “Madem bana sürpriz yapacaktın babandan neden yardım istemedin güzel oğlum?” dedi.
- Babam horul horul uyuyordu, demedin mi? Hahahaha!
- Onu da mı biliyorsun, Profesör Karınca.
- Neyse neyse, sabır önemli biliyorum. Ama acele edeyim de kek hemen pişsin, annem de görsün ve mutlu olsun istedim.
- Ve sonra, düşürdüğün yumurtaların üzerine basıp sütü de döktüğün için keki yapamadın. Böylece sabırsızlığın sonunun selamet olmadığını herkese gösterdin. Değil mi? Yanılıyor muyum?
- Senin diline bir kere düşen de kurtulamıyor canım karınca.
- Sonuç olarak sabrın sonu selamettir. Ve yerlere dökülen malzemelerden kek yapılmaz!
- Evet. Sonuç olarak anneme sürpriz olarak dökülmüş süt, kırılmış yumurta ve darmadağın olan bir mutfak yapmış oldum. Ama sonraaaa...
- Noldu sonra?
- Hayret bunu nasıl bilemedin! Neyse... Sonra anneciğimle mutfağı temizledik. Papatya çayı demledik. Yanında da annemin önceden yapıp buzluğa attığı kekleri ısıtıp bir güzel yedik. Bu arada annem de bana kek yapmanın inceliklerini anlattı.
- Bir de yumurtaları teker teker taşımanın. Değil mi?
- Evet. Yumurtaları teker teker taşımanın...
Seda BAYRAK DURGUT
Yazar
Küçük baykuş, büyük adımlarla, üzgün bir şekilde, yürüyordu. Güneş tepede gülümsüyor, baykuşun üzüntüsünü azaltmaya çalışıyordu. Ama nafile!Dolaştı minik baykuş tüm gün. Aslında ne ayakları yürümek, n...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Çocuk sahildeki kumlarla oynuyordu. Şapkasını çıkardı. Güneşe karşı hassasiyeti vardı. Şapkasını çıkarmamalıydı. Denizden bir avuç su alıp yüzüne çarptı. Az önce şapkasını asla çıkarmamasını sıkı sıkı...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Çocuk annesinin elini tutuyordu. Caddenin karşısına geçmek için bekliyorlardı. Her sabah yaptıkları gibi bu sabah da fırından ekmeklerini alıp arkadaşının evine gideceklerdi. Bıkmadan usanmadan. Her s...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT
Çocuk, az önce bulduğu sandığa bakarken karışık kafasını ve anlamlandıramadığı duygularını düşündü. Duyguları ve duyguların insana neleri kazandırıp neleri kaybettirdiğini...Sandığı sokağın orta yerin...
Yazar: Seda BAYRAK DURGUT