Ruhu Çürüten Güç Vesvese
İnsanlık sadece yaşayıp gitmekten ibâret değil, doğumla ölüm arasında bir sürü olay silsilesi ile hayata devam eder. İnişli çıkışlı yollardır önüne katıp gittiği. Hüzünler, sevinçlerdir anı diye biriktirdiği. Sessiz sakin değildir bu yolculuk, kimi zaman zor, çetin ve meşakkatli. Sorunsuz bu diyardan geçen var mıdır bilmiyorum. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, bu yolun çok da basit olmadığı ve güle oynaya gidilecek bir yol olmadığı…
Zaman zaman kendi başımıza kaldığımızda ya da hayattan kendimizi soyutlayıp köşemize çekildiğimizde veyahut bunların hepsi bir yana başımıza bir hastalık, musîbet geldiğinde kendi kendimize vesveseye kapılırız. Olmadık şeyleri zihnimizde kurar ve buna göre hayatımızı şekillendiririz. Rûhumuzu sıkar, beynimizin normal çalışmasına engel oluruz. Vesvese bazen basit gibi görünür ama rûhumuzu içten içte kemiren sinsi bir duygudur, yoksa hastalık mı demeli? Çünkü normal bir şey değil, hayatı olumsuz etkileyen sağlıklı düşünmeyi engelleyen ve insanî ilişkilerin kopmasına sebep olan bir şey… Dünyayı bazen yanlış yorumlamamızın neticesinde duygusal konularda ciddî bocalama yaşadığımızı söylemek lâzım. Hiç ölmeyecekmiş gibi hayat sürüyoruz, haksızlık yapıyoruz, hak yiyoruz, terazide hile yapıyoruz, hakkımız olmayanı alıyoruz ve hakkımız olmayanı hak gibi görüyoruz. Bu sınırsız bocalamanın içinde elbette zaman zaman tarifinde zorlandığımız düşüncelere kapılmıyor değiliz.
Elbette dünya geçici bir yer, nitekim sonu olan bir varlığız. Sevdiklerimizin her daim yanımızda olmasını isteriz, aksini düşünmek bile insana acı verir, huzursuz eder ama bunun böyle olduğunu bilmek lazım. Beşerî aşkın, ilâhî aşkı geçmesi tehlikeli bir durumdur. Tüm sevdiklerimiz sağlık içinde yaşasınlar elbette. Vesvese içinde kötüyü çağırmamalı ve hayata karşı olumlu olmalıyız. Çünkü biz ümitli olarak hayata devam edebiliriz. İnşirah Sûresi’nde müjdelenmiyor muyuz? Mealen: “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır."
Sınırlı bir akla sahipken kâinatın tüm dengesini anlamak ve bazen hayatımızda tam anlam veremediğimiz şeyler başımıza gelince bocalamak doğru değil. Bizim bir anlama sınırımız var ötesini ne yaparsak yapalım zaten anlayamayacağız, anlamlandıramayacağız. Çünkü insanın külli bir iradesi yok, sınırlı bir iradeye ve bilgiye sahip. Koskoca kâinat ve galaksilerin içinde belki toz bile değiliz. İşte bütün bunları düşündüğümüzde aslında bilmediğimiz ya da anlamlandıramadığımız, güç yetiremediğimiz konularda kendimizi sürekli kuruntularla içten içe yemenin âlemi yok. Rûhumuzu sıktığımız her konu bize başka hastalıklarla döner. Kâinatta nasıl bir ölçü varsa, insanî duygularda, yaptığımız işlerde her şeyde bir ölçünün olması şarttır. Nasıl ki, ölçüsüz bir sevgi zararlı ise ölçüsüz bir hüzün de zararlıdır. Eğer Allah, bizlere unutma duygusunu vermeseydi belki de üzüldüğümüz olaylarda kahrolup gidecektik. Kâinatın denge üzerine kurulduğu bir düzlemde insanın duygularının dengesiz kendi başına olması da düşünülemez. Karşımıza çıkan tüm olaylar da bunu göstermiyor mu? Aşırı olan her şey hayatımıza zarar veriyor. Aşırı yemek yemek, aşırı su içmek ya da aşırı uyumak. Bunun tersini düşünecek olursak yemek yememek, su içmemek ve uyuyamamak yine bünyeye zarar veriyor. Aslında insan kendi vücudunda kâinatın bir örneğine şâhitlik ediyor. Bir tertip düzen içerisinde hareket ediyor ve hayatını idâme ettirmeye çalışıyor.
Dünyada sevdiğimiz şeylerin gitmesi bizi büyük bir boşluğa sürüklememeli, elbette insan üzülür ama ilâhî aşka sarılması gerekiyor, tevekkül etmek çok önemli. Ben bugüne kadar sıkıntısız bir insana şâhit olmadım. Nice zenginlik içinde yaşayan insanların farklı farklı şeylerle imtihan edildiğine de insan şâhitlik ediyor. Daha önce de ifade etmiştim milyarlarca insan içinde yine milyarlarca hikâye var ve bu hikâyelerin her birinin duygusu var.
Erol AFŞİN
Yazar
Prof. Dr. Süleyman Doğan ve Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun hazırladığı Darende’ye Adanmış Bir Ömür, Nasihat Yayınları arasında yerini aldı.Kitabın en dikkat çeken hususlarından biri Seyyid Osman Hulûsi E...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983)Burası Sevr Mağrası,Sır menzili burası…Işığı karanlıktır;Ve sessizlik nârası.Deliğinde perdedâr,Bir örümcek tuğrası.Mağrada gizlendiler.Boşuna izlendiler.Burası Sevr m...
Yazar: Vedat Ali TOK
“Paranın gücünü burada biraz irdelemek gerekiyor. Çok para çok güç demek anlamına gelmiş durumda. Çok paranız varsa her şeyi yaptırabilirsiniz, her şeye sahip olabilirsiniz gibi bir algı var. Ama yuka...
Yazar: Erol AFŞİN
“Meselâ, sosyal medya üzerinden hayatını kazanmaya çalışanların bazıları hep daha fazlasını kazanma hırsı ile farklı yerlere yönelebiliyorlar. Bunun da kontrolünün olması, yeni yetişen ne...
Yazar: Erol AFŞİN