Mağra
Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983)
Burası Sevr Mağrası,
Sır menzili burası…
Işığı karanlıktır;
Ve sessizlik nârası.
Deliğinde perdedâr,
Bir örümcek tuğrası.
Mağrada gizlendiler.
Boşuna izlendiler.
Burası Sevr mağrası,
Sır menzili burası.
Ebubekir zikirde,
Kalbini yuğurası.
Kalbinde nakış nakış,
Nur yüzün hatırası.
Zikirde Ebubekir;
O’nun emriyle zikir.
Burası Sevr mağrası,
Sır menzili burası.
Yüce Allah isminin,
Kalp içinde mecrası;
Ötesi ötelerin,
Verâların verâsı…
Sevr mağrası ilk eşik;
Bâtın ilmine beşik…
Burası Sevr mağrası,
Sır menzili burası.
Zikir, zikir, hep zikir;
Büyük visal, sonrası.
Ebubekir’e teslim,
O’nun gönül mirası.
İşte ebedî kanun:
İç ve dış, her şey O’nun…
(Esselâm’dan)
Şairin etkilendiği durum Sevr Mağarasında Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Ebu Bekir’in gizlenmeleridir. Bilindiği gibi iki “Yâr-ı gar/Mağara arkadaşı” buraya girdiklerinde mağaranın girişi örümcek tarafından örülür. Onları katletmek amacıyla takip eden müşrikler bu mağaranın önüne gelirler; bakarlar ki, örümcek ağ yapmış. Buraya uzun zamandır kimsenin uğramadığına hükmederler; içeri bakmazlar. Şairin “örümcek tuğrası” diye vasıflandırdığı aslında Allah’ın İslâm düşmanlarının gözlerine indirdiği perdeden başka bir şey değildir. Ârif Nihat Asya, “Na’t”ında bunu çok güzel dile getiriyordu:
Örümcek ne havada
Ne suda ne yerdeydi…
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
Necip Fazıl, Sevr Mağarası için ısrarla “sır menzili” deyimini kullanıyor. Sır, gizlilik, saklılık anlamından başka bir de “İlâhî hikmet, insan aklının açıklayamadığı hâl” mânâsını taşıyan bir kelimedir ki, şair de herhâlde bu ikinci anlamı kastediyor. Zîrâ bu durum gerçekten insan aklının sınırlarını aşan İlâhî bir sırdır. Çünkü bu iki dostun mağaraya girer girmez, giriş kısmına örümcek tarafından hemen ağ örülmesi Allah’ın muradı üzre olan ve insan aklının kolay kolay algılayamayacağı bir mucizedir.
Burası gerçekten “sır menzili”dir. Zîrâ Allah’tan başka kimsenin görmediği, duymadığı, sadece Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Ebû Bekir arasında konuşulanlar ve yaşananlar birer sırdı.
Bu mağarada İslâmî hayatın fazîletli davranışları, bugüne kadar unutulmayan hâdiseler de cereyan etmiştir. Söz gelişi Hz. Muhammed (s.a.v.) dinlenmede iken orada bulunan delikten bir yılanın çıkmakta olduğunu gören Hz. Ebû Bekir’in, ayağını deliğin ağzına kapatıp hiç sesini çıkarmadan beklemesi gibi… Bunlar büyük fedakârlıkların güçlü timsalleri arasındadır.
Işığı karanlıktır
Ve sessizlik, nârâsı
Sevr Mağarası karanlıktı; fakat o mağara baştan ayağa nûr olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ışığı ile aydınlanıyordu. Üstelik yanında da “Sıddîk” sıfatı ile meşhur olmuş sâdık bir dostu, Hz. Ebu Bekir vardı. Düşmana yerlerini belirtmemek için temkinli davranan yani, sessiz olan o yâr-ı gârın sessizliğinden de büyük nârâlar duymak, bu sessizlikten sonsuz mesajlar almak mümkündür. O sessiz duruş ki bize Sevr Mağarasında olup bitenleri duyurmuştur. O hâlde o sessizlikte bir haykırış vardır. Sessiz bir haykırış… Fakat sesten daha etkili ve daha fasîh…
O’nun Ümmetinden Ol!
Beri gel, serseri yol!
O’nun ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O’nun ümmetinden ol!
Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kâbe’ye dön!
O’nun ümmetinden ol!
Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, Arşı arayan ses!
O’nun ümmetinden ol!
Solmaz, solmaz; bu bir renk…
Ölmez, ölmez bir âhenk…
İnsanlık; hevenk hevenk,
O’nun ümmetinden ol!
Gökte çakıyor haber,
Geber çelik put, geber!
Doğrul yeni seferber,
O’nun ümmetinden ol!
“O’nun Ümmetinden Ol” başlıklı şiirinde Necip Fazıl, bütün çarpıklıkları ve sapıklıkları doğru yola, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ümmet olmaya davet eder. Davet ettiği varlık ve kavramların nasıl bir hâlde olduğunu da bulunduğu durum ile isimlendirmekten çekinmez: Serseri, mundar gibi…
PEYGAMBER
Sen, fikir kadar güzel;
Ve tek, birden daha tek
Itrını süzmüş ezel;
Bal sensin, varlık petek…
Sensin ölüme hisar;
Bâkisi hep inkisar…
Sar bizi, çepeçevre sar,
Rahmet rüzgârı etek…
Necip Fazıl Kısakürek, “Peygamber” şiirinde Peygamberlik kavramını vasıflandırırken fikir kadar güzel, birden daha tek, ezelin ıtrını süzdüğü varlık peteğinin balı, ölüme hisar, rahmet rüzgârı gibi tamlamalarla tavsiflerde bulunur.
Şairin, “Bal sensin, varlık petek…” mısraında bir bakıma Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in âlemlere rahmet olarak gönderilişine telmihte bulunduğunu söyleyebiliriz.
“Ve tek, birden daha tek” mısraı ile de yaratılmışların içerisinde yegâne üstün özelliklere sahip insan oluşuna işarette bulunur.
Necip Fazıl, Peygamber Efendimiz ile ilgili müstakil beyitler de yazmıştır.
O
O, Allah’ın emriyle Kâinat Efendisi;
Varlığın Tâcı, varlık nûrunun ta kendisi…
Ölçü
Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!
Vedat Ali TOK
Yazar
Yâ Habîballah kaçan kalkar cemâlinden nikâbMahvolur nûr-ı ziyâ salmaz cihâna âfitâb Sanki fânûs-ı hayâlindir hiyâm-i âsumânDâima şem’-i...
Yazar: Vedat Ali TOK
Prof. Dr. Süleyman Doğan ve Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun hazırladığı Darende’ye Adanmış Bir Ömür, Nasihat Yayınları arasında yerini aldı.Kitabın en dikkat çeken hususlarından biri Seyyid Osman Hulûsi E...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Tasavvuf yolculuğunun ve ahlâkî kemâlin zirve noktası kabul edilen rızâ, sözlükte hoşnut olmak ve memnuniyet duymak mânâlarına gelse de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin gönül ve düşünce dünyas...
Yazar: Kemal DEMİR
Hayat akar dere tepeDeğmez sele kul olmayaBırak essin sere serpeDeğmez yele kul olmayaDoyuracak bir karın varYaşanacak bir yarın varDört duvardan bir darın varDeğmez ele kul olmayaEl çalışsın vermek i...
Yazar: Şamil Yücel Aydın