Hayat Boşluk Kaldırmaz
“Meselâ, sosyal medya üzerinden hayatını kazanmaya çalışanların bazıları hep daha fazlasını kazanma hırsı ile farklı yerlere yönelebiliyorlar. Bunun da kontrolünün olması, yeni yetişen nesle yanlış örneklerin olmaması açısından ciddî düşünülmesi gerekiyor. Sanırım bazı güncellemeler ile çocukların sosyal medyaya erişmesini kısıtlayan düzenlemeler gelecek. Bu adımların atılması güzel aynı zamanda ebeveynlerin de bunları kontrol ederek sürece katkı sunması ciddî önem arz ediyor. Bir sorun yumağı var karşımızda ama muhatap bir kişi değil, yılların yanlışları, ihmalleri sonucunda karşımızda koca bir dağ var. Ama hiçbir şey yapmadan da ne olacak diye beklemek yanlış bir tutum olur.”
Daha önce dergimizde “Dijital Çöplükteki Hayatlar” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Birçok kişiye ulaşması için de özellikle çokça paylaştım. Son zamanlarda yaşanan üzücü hadiseler sonrasında aslında bu konunun ne kadar önemli olduğunu acı bir şekilde gördük. Yeni yetişen nesil ile teknoloji arasında ciddî bir iyileştirmeye ihtiyaç var. Sadece yeni yetişen nesil değil, eski neslin de bunda ciddî bir iyileştirmede kendine düşen payı alması şart.
Tekrara düşmemeye çalışarak bu konuyu biraz daha geniş tutmak istiyorum. Öncelikle modern dünyada ciddî bir yarış içerisinde hayatımıza devam ediyoruz. Sürekli bir kazanma hırsı içinde bir yarış hâlinde devam ediyoruz. Bu durum gözlemlediğim kadarıyla ilkokul seviyesine inmiş durumda. Meselâ, büyüklerimiz, bazı düşünürlerimiz hep söyler estetik duygusunun da aktarılması lâzım diye. Zaten estetik duygusunun ne olduğunu tam olarak bilmediğimizden burada yeni yetişen nesle bu bilgiyi verememe durumu mevcut. Estetik sadece bir şeylerin güzel görünmesi değil, yapılan her işin güzel yapılması, doğru yapılması ve işe bir duygu katılmasının bir bütünüdür aslında. Şehirleşmenin çarpık düzeninin bazı sebeplerinden biridir aslında teknolojiye sıkıştırılmamız. Şehirlerimizde çocukların oynayacağı alanlar neredeyse yok gibi. Bazı belediyelerimiz çeşitli etkinlikler, salonlar yapıyor ama modern dünyada yine çocuklar kapalı bir mekândan başka bir kapalı mekâna hapsolmuş oluyor. Demek ki insanın özüne dönecek daha ciddî çözümler üretmek gerekiyor. Değerli büyüğüm Mustafa Kutlu, birçok hikâyesinde kanaat ekonomisine, köye doğru bir hayatı hep savunur. Daha küçük, daha sakin bir hayatın elzem olduğuna dikkat çeker. Yine bu konuyla ilgili elbette çözümler sunulurken devletin de bu konuda bir plânlama yapması gerektiğine dikkat çeker. Çünkü modern dünyada yaşama biçimleri, hayatı kazanma biçimleri değişmiş durumda. Sosyal medyadan geçimini sağlayan birini köye götürürseniz geçimini nasıl sağlayacak? Sudan çıkmış balık misali ortada kalacaktır. O yüzden insan rûhuna uygun, yine hayatını idame ettirebilecek çözümlerin sunulması şart.
Meselâ, sosyal medya üzerinden hayatını kazanmaya çalışanların bazıları hep daha fazlasını kazanma hırsı ile farklı yerlere yönelebiliyorlar. Bunun da kontrolünün olması, yeni yetişen nesle yanlış örneklerin olmaması açısından ciddî düşünülmesi gerekiyor. Sanırım bazı güncellemeler ile çocukların sosyal medyaya erişmesini kısıtlayan düzenlemeler gelecek. Bu adımların atılması güzel aynı zamanda ebeveynlerin de bunları kontrol ederek sürece katkı sunması ciddî önem arz ediyor. Bir sorun yumağı var karşımızda ama muhatap bir kişi değil, yılların yanlışları, ihmalleri sonucunda karşımızda koca bir dağ var. Ama hiçbir şey yapmadan da ne olacak diye beklemek yanlış bir tutum olur. Dolayısıyla herkes üzerine düşeni yapacak ve öyle yavaş yavaş buzların erimesini bekleyecek. Nasıl ki, bu sorun yumağı birden olmadıysa sorunların birden çözülmesini beklemek ütopik olur.
Meselâ, insanlar yaşadığımız hayatta kendini ifade etmekte zorlanıyorsa ya da akranları içerisinde zorbalığa mâruz kalıyorsa bir kaçış yeri olarak sosyal medyaya sarıldığını gözlemliyoruz. Oysa bizim değerler eğitimindeki ihmallerimizin getirdiği nokta oluyor burası, bizler zamanında çocuklara merhameti, şefkati, yardımlaşmayı verebilseydik belki bugün bu kadar dağ gibi sorunları görmeyecektir. Meselâ, kendi lise dönemime bakıyorum en haylaz öğrenci bile bugün için çok masum kalıyor. Bugün adına özgüven dediğimiz ama aslında karşımıza üslupsuz bir şekilde haddini aşmak olarak karşımıza çıkan davranış tutumları var. Ve saygı dediğimiz kavram lügatler arasına sıkıştığı için insanlara nasihat etmek, bir şey söylemek mümkün değil gibi bir şey. Bugün suça karışma şekillerine baktığımızda sudan sebeplerle insanların birbirini vurduğunu görüyoruz. Hangi ara bu kadar çıldırdık, nasıl şirazemiz bu kadar kaydı kestirmek cidden zor.
Hayat yarışı içerisinde çocukların bir şeyleri kazanmaya odaklanması üzerine okul, sınav, etüt merkezleri arasına sıkıştırmış durumdayız. Sadece daha iyi bir fen lisesi, daha iyi bir üniversite, daha iyi bir meslek derken daha iyi bir insan olma meziyetinin nereye kaybolduğunu unutmuş gibiyiz. Oysa hepsinden evvel daha iyi bir insan olma meziyetini kazandırma endişesini taşımamız gerekirdi. Daha iyi bir insan olursa, iyi bir öğretmen, doktor, mühendis, işçi vb. aklınıza gelecek tüm meslekleri olurdu. Ama kötü bir insan olursa ondan çok iyi bir meslek erbabının çıkmayacağını aklımızdan çıkarmamak lâzım. İnsan, robot değil, toplumsal bir varlık dolayısıyla toplum vicdanı robotik hareketleri, robotik duyguları nihayetinde duygusuzluğu kaldırmaz. Fıtratına ters. Her ne kadar ihmaller zinciri olsa da insanın mayasında samimiyet olduğu için bir süre sonra bu yapmacık halleri kaldıramaz.
Teknolojiye kendimizi bırakmamız çok yanlış, çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin kendini geliştirmesi, kitap okuması, herhangi bir aktivite ile ilgilenmesi şart. Peygamber Efendimiz de “İki günü bir olan ziyandadır.” diyerek aslında ne yapmamız gerektiğini bize işaret etmiyor mu? İnsan fıtratı gereği sürekli değişime ve gelişime müsait. Zaman dilimi içerisinde düşünceleri değişebilir, gelişebilir ve daha zengin bir düşünce dünyasına sahip olabilir. Sadece günü kurtarma endişesi ile çocukları teknolojiye hapsetmemizin aslında büyük sorunlara gebe olduğunu görmemiz lâzım. Yani çocuklarla vakit geçireceğiz, onlarla konuşacağız, onlarla konuşurken gözlerine bakacağız. O samîmiyeti vereceğiz ki bir şeyler rayına oturabilsin. Biz birbirimizi dinlemekten uzaklaştıkça o aradaki boşluklar başka şekillerde doluyor. Ve hayat boşluk kabul etmez. Nasıl ki tıpta ameliyatta bir hata insanın hayatına mal oluyorsa, hayattaki boşluklar da yanlış şekilde doldurulursa bu da hayati sonuçları beraberinde getirir.
Sonuca varmak gerekirse çok olumsuz bir tablo içinde olmadığımızı, bunun çözümsüz bir sorun olarak karşımızda olmadığını belirtmek isterim. Herkesin bir işle meşgul olması gerektiğini hatırlatmak isterim. Gençlerin meslek lisesine yönlendirilmesinin iyi olacağını belirtmekte fayda var. Herkesin mühendis, doktor, beyaz yakalı diye tabir edilen meslek gruplarına gidecek diye bir şart yok, iyi bir meslek erbabı olabilir, kimin hangi mesleğe yatkınlığı varsa o insanı kazanabilmek adına, mesleğini icra edebilmesini sağlamak hem o insanı mutlu eder hem de toplumu.
Konu çok birbiriyle ilişkili ama uzun uzadıya bir yazı hem derginin sayfalarına fazla hem de okuru sıkabilir diye çok uzatmak istemiyorum. Özetle, ayağımız yere değecek, toprağa değecek, kendimizi geliştireceğiz, kendimize zaman ayıracağız, birbirimizle konuşurken gözlerimize bakacağız, değer vereceğiz. Ne demiş Neşet Ertaş, “Aşkınan çalışan yorulmaz.” Yeni yetişen nesle doğru bir şekilde yaklaşırsak çok güzel sonuçların alınacağı bir gerçek. Ama aradaki çizgiye dikkat etmek gerekiyor, ödül ve ceza olayında ciddî bir denge kurmak esas. Yanlış yapan elbette bir disiplin cezası almalı ki hatasını görebilsin ve bu ıslah edici olsun ki, tekrar aynı hatalara meydan vermesin. Ödül ve ceza aslında bir disiplinin önemli iki payı, dengeyi kurmak ise ciddî önemli bir paydası.
Erol AFŞİN
Yazar
Yaşadığımız dünyada milyarlarca insan var ve yine bu insan adedince hikâye var. Hikâye dediysem kurgu değil yaşanmışlıklardan mülhem anılar silsilesi… Bu anılar ki kimi zaman iyi kimi zaman insanı üze...
Yazar: Erol AFŞİN
Âlemle barışmalıGönül ehli olanlar.Takvada yarışmalıGönül ehli olanlar.Hem akşam hem seherdeKoymayıp sözü yerde,Gezmeli gözü yerdeGönül ehli olanlar.Duruşu kurban gibi,Nazarı derman gibi,Tüter buhurda...
Şair: Bestami YAZGAN
Yazın kavurucu sıcaklarda hayata dair yorgun düşerken ağustos böceklerinin tınısına şâhit oluyoruz. Hatta o kadar fazla şâhit olmaya başladık ki bu defa sinir bozucu seviyelere ulaşmaya başladığını sö...
Yazar: Erol AFŞİN
Günümüzde sosyal medya kullanımı çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Neredeyse günün üçte birlik bir bölümünün sosyal medyaya heba edildiğini söylesek pek yanılmış olmayız sanırım. Sosyal medyanın en...
Yazar: Erol AFŞİN